Afganistan’da Bir Sovyet Askeri

Resmi varsayım, yirmi sene evvel Afganistan’ı en son terk eden Sovyet askeri personelinin albay Boris Gromov olduğunu kabul ediyor. Fakat Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gezetesi, bunun hiç de böyle olmadığını yazıyor. Örneğin Aleksander Levenets de Afganistan’da kaldı. Orada, kuzey Afgan şehri Kunduz’da yaşıyor. O’nu artık Ahmed diye çağırıyorlar ve O, eski silah arkadaşlarına karşı Ahmed Şah Mesud’un komutası altında yıllarca savaşmış, iki çocuk babası ve mühtedi bir “firari”!

“Ahmed 1983 yılında, bir acemi er olarak Ukrayna’dan Afganistan’a geldi.” diyor yazar. “Sovyet yetkilileri, o zamanlar acemilerin firarından çok endişe ediyorlardı” diye anlatıyor Levenets. “Bu yüzden askerler, ancak oraya götürüldükleri zaman nerede olduklarını öğreniyorlardı.”

“O zamanlarda medya, Afganistan’daki savaşın gerçeklerini gizliyordu. Ve sadece memlekette çinko tabutların geçişi olduğu zaman insanlar neler olduğunu anlıyorlardı” şeklinde anlatımına devam ediyor. Ordudaki hizmeti hakkındaki anıları, mutluluktan oldukça uzak görünüyor: sarhoş komutanlar, geceleyin kesin ölüme gönderilen acemiler, farklı Sovyet cumhuriyetlerinden gelenlerin arasındaki sürtüşmeler vs.

Birkaç ay sonra Aleksander’ın grubu, özellikle Afgan misyonunun haklılığından şüpheye düşmeleri nedeniyle kaçmaya karar vermiş. Onlara, Afganlara yardım için geldiklerini anlatmışlardı fakat Ahmed’in söylediklerine göre, kendi etraflarında yüzbinlerce Afgan’ın öldürüldüğü bir savaşı görmüşlerdi.

Ahmed kendi hikayesini anlatırken, görüşme esnasında firari Sovyet askerinin direniş için mükemmel bir propoganda aracı olduğunu gizlemeyen eski silah arkadaşı Mevlevi Mekhan Mavi  yanında dikiliyor.

Ahmed’in anlattığına göre kendisi, artık orada daha fazla durmak istememiş. Bunun üzerine komutanı O’na insancıl davranmaya başlamış. İslam’ı kabul etme kararının kendi isteğiyle olduğunu ifade ediyor. Bunda ve eski yoldaşlarına karşı eline silah alması gerektiği konusunda hiç tereddüt etmemiş: “O andan itibaren İslam’ı kabul ettiğimde düşmanlarım artık kafirler oldu”diyor sakince.

Ahmed, mücahidlerin safına geçen yegane Sovyet askeri değildi. Son yıllarda mücahidlerin Afganistan ve Pakistan’daki eğitim kamplarında eski yurttaşlarından İslam’a geçen onlarcasıyla karşılaşmış.

“Ahmed, ailesini bir daha hiç görememiş” diyerek devam ediyor muhabir. Sovyet ordusundan kaçışından sonra Kızıl Haç’ın yardımıyla annesine bir mektup yollamış. Ona gelen cevapta, kendisinin dönebileceği ve hiçbir şeyden korkmaya gerek olmadığı yazıyormuş. Fakat Ahmed, O’nun sözlerine inanmamış. O zamanlarda KGB’nin tüm mektupları kontrol ettiğini anlatıyor. Burada yazar, Moskova’daki genel savcılığın 1988 yılında, muhaliflerin propogandasının önünde durmayan ve tutsaklıktaki işkenceye dayanamayan herkes için af ilan ettiğinden Ahmed’in habersiz olduğunu belirtiyor. O zamanlar Sovyet yönetimi, Afganistan’da resmen kaybolduğu belirlenen 311 adet  askeri personelin eve dönüşünü hızlandırmıştı.

Fakat en sonunda Ahmed’e annesinden sansüre uğramış bir mektup gelmiş: Annesi O’nu anlamış ve orada kalmasına izin vermiş. Ahmed, Sovyet ordusundan çıktıktan sonra silahını bırakmış ve inşaatlarda kamyon şoförü olarak çalışmaya başlamış. Burada evlenmiş ve şimdi Rusça tek kelime konuşmayan 2 kızı var.

“Mülakatın sonlarında Ahmed braiz biçimde mücahidlerin elçisi rolü oynamaktan yorgun ve bitkin düşmüş görünüyor” diyor muhabir. Ayrıca kızlarının okumalarını istediğini, memlekete dönmeyi planlamadığını, annesinin ve babasının öldüğünü ve “müslüman kardeşlerinin” burada olduğunu anlatıyor.

Yazar, Ahmed’le vedalaşıp Kabil’e doğru yola çıkıyor ve yolda taksi şoförünün Ahmed’in tanıdığı olduğu ortaya çıkıyor. Taksicinin söylediğine göre Ahmed, güvenlik açısından kötüleşen durumdan dolayı ailesiyle beraber Ukrayna’ya dönmek istemiş fakat eşi bunu kabul etmemiş.

Frederike Begö / inopressa.ru 

Tercüme:Saad Ensar

  ShamilOnline 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir