“Allah Bizi,İnsanları O’na Kulluğa Davet Etmemiz İçin Gönderdi!”

En büyük cihadi organizasyon olarak ve dünya çapında çok süratli yayılışıyla El Kaide, doğuyu olduğu kadar batıyı da etkiledi. Olumlu ve olumsuz eylemlerinde ve onların sonuçlarında görülüyor ki; bu hareketin nihai hedefi, uzun zamandır baskıcı rejimlerin yönetimleri altında ezilen Müslümanlara haklarını yeniden iade etmektir.

El Kaide hareketi, “İslam ümmetini savunma” meselesinde seçici değildir. El Kaide batalyonlarından birine, Demmec’teki Selefi gruba saldıran Şii Husi direnişçilere karşı savaşma görevi veren Yemen’deki El Kaide liderlerinden Şeyh Nasır El Vahaysi’nin çağrısı, bu konuda en bariz bir örnektir.

Oysa bu Selefi Grup, harekete karşı sıkı bir muhaliftir ve El Kaide’yi de Harici yahut kardeşliğe uygun düşmeyecek benzeri isimlerle tanımlamaktaydı. Yine de bu, El Kaide için baskı altındaki kardeşlerine yardım etmeyi durduracak bir sebep olmadı. İşte bu bakış açısı, bu mücadeledeki olgunluğu gösteriyor ve insanlık, El Kaide’nin sadece belli bir grubu savunmak yada belli grubun sancağını taşımak için değil de sadece Allah’ın ismini yüceltmek için cihad eden bir hareket olduğunu görüyor.

Gerçekten de Ortadoğu devrimleri sürecinde bile El Kaide, yönetici rejimlerin devrilmesinde oldukça önemli bir rol oynadı. El Kaide liderlerinin Suriye, Mısır ve Libya’daki devrimler hakkındaki destek açıklamaları, dünya çapında milyonlarca insan tarafından takip edilen medyada genişçe yer buldu ve El Kaide’nin unsurları da Arap diktatörlerinin rejimlerini devirmeye yönelik savaşta aktif olarak yer aldılar.

Bunun en açık örneği, diktatör Kaddafi’ye karşı başlayan ayaklanmanın, Ebu Yahya El Libi tarafından desteklenmesidir. El Kaide’nin Libya uyruklu bu yöneticisi, daha önce ülkesindeki Müslümanlara Kaddafi rejimini devirip İslami bir yönetim kurmaları hususunda çağrıda bulunmuştu.(15/3/2011 tarihli Assosiated Pres haberi)

Bugün El Kaide tarafından sürdürülen cihad, İslam ümmetini özgürleştirme savaşı, Şehid(inşallah) Seyyid Kutub tarafından, şaheser eseri Fi Zilali’l Kuran’da şöyle tasvir edilmiştir:

“Onlardan hiçbirisi, çıkış sebepleri olarak şunları söylemedi: ‘Biz, topraklarımızı düşmanlardan korumak için çıktık!’, ‘Biz Rum ve Pers ordularını kovmak için çıktık!’, ‘Biz, topraklarımızı çoğaltmak ve ganimet elde etmek için çıktık!’ vs. Fakat şöyle dediler: ‘Allah(s.v.t.) bizleri, insanları (sahte)ilahlara kulluk etmekten sakındırıp bir ve tek olan Allah’a kulluk etmelerini sağlamak için gönderdi. Dünyanın darlığından O’nun rahmetine, dinlerinin zulmünden İslam’ın adaletine…”

Onlar dediler ki: “O, Rasulünü kulları için seçtiği diniyle birlikte gönderdi. Kim bizi kabul ederse biz de onlara iyilikle muamele ederiz. Onları kendi hallerinde bırakırız ve onların topraklarına girmeyiz. Kim de bize karşı gelirse onlara karşı şehid olup cennete gidinceye veya muhteşem bir zafer elde edinceye kadar savaşacağız.”

Eğer onlar, Allah’ın kelimesini yüceltmek için hakkıyla cihad ediyorlarsa o zaman insanlara düşen Müslümanların onurunu korumak ve bu dini yüceltmek için Taifetü’l Mansura’ya katılmaktır.

“Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.”(Hacc,39)

Allah her şeyi en iyi bilir.

Abdullah Jakartalı

Muslimdaily.net

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir