Allah yolunda cihadda niyet nasıl temizlenir?

Soru: Cihada giden bir kimsenin gittiği beldede Allah’ın sözünü yüceltmenin yanı sıra evlenmeye de niyetlenmesi caiz midir? Böyle bir şey, cihada niyeti bozar mı? Allah yolunda cihadda samimi bir niyetin nasıl elde edileceği ve cehennem ateşinin yakacağı bazı kimselerden olmaktan sakınma konusunda nasihatinizi talep ediyorum.

Ayrıca çatışma esnasında ölümden korkar bir halde bulunurken öldürülen bir mücahid de şehidlerden sayılır mı? Ve bir de özellikle gerilla savaşlarında ve göğüs göğüse muharebelerde savaş meydanından geri çekilmenin hükümleri nelerdir?

Cevap:

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على النبي الكريم وعلى آله وصحبه اجمعين

Bir mücahidin cihad diyarında evlenmeye niyet etmesinde hiçbir günah yoktur aksine bu, son derece doğal bir ameldir. Çünkü mücahide, iffetini koruma gibi pek çok yönden faydası da olacaktır.

Niyette ihlası artırıcı şeyler için ise şunları tavsiye ederim:

-Allah’tan yardım ve korunma dilemek.

-Yüce ve Kadir olan Allah’ı hakkıyla tanımak… Ki O (c.c.)’nu hakkıyla tanıyan bir kimse yalnızca O’na ibadet edecek ve yalnızca O’nun için çalışıp çabalayacaktır. Ondan başka herkesten yüz çevirecektir.

Riyaya ve kötü niyetlere karşı mücadele etmek ve her konuda ihlaslı olabilmek için nefis üzerinde çok çalışmak.

İhlası artırmaya fayda sağlayan metinleri okumak.

Yaptığınız salih amellerin, kendisi sayesinde insanlar arasında yüksek bir konuma ve onların övgüsüne mazhar olunan araçlar haline gelmelerinden sakınmak.

Allah yolunda şehadete gelince, O (c.c.) buna teşvik eder ve karşılığında Rasulallah (s.a.s.)’ın dahi arzu ettiği büyük mükafatlar verecektir. Bununla birlikte, cihâdın sona ermesine sebep olmadıkça ölüm korkusu da günah değildir. Yüceler Yücesi (s.v.t.), bu konuda şöyle buyurmuştur:

De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir.” (Ahzab, 16)

Allah (c.c.) bir başka ayetinde de şöyle buyurur:

Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir.” (Âl-i İmran, 154)

Yine şöyle buyurur:

Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında: «Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi» diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da Allah’tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür. Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.” (Âl-i İmran, 156-157)

Bu korkusuna rağmen mücahidin savaşmaya devam etmesi de mükâfatının sebebi olabilir. İmam Tirmizî, Ömer bin Hattab (radıyallahu anh)’dan zayıf bir isnadla şunu rivayet etmiştir:

“Allah Rasulü (s.a.v.)’nün şöyle söylediğini işittim: Şehidler dört çeşittir: Bunlardan birincisi; düşmanla karşılaşıp öldürülünceye kadar Allah’a karşı samimi olan sağlam imanlı mü’mindir ki o, kıyamet günü insanların aşağıdan ona bakacakları kimsedir. İkincisi; yine sağlam bir imana sahip fakat düşmanla karşılaştığında kendisini titretecek kadar korkuya sahip olan bir mü’min. Ona da bir kılıç yahut ok isabet ettiğinde diğerinden sonra ikinci dereceye sahip olur. Üçüncüsü; hem iyi işler hem de kötü işler yapan bir mü’min. O da düşmanla karşılaştığında ölünceye kadar Allah’a karşı samimidir ve öldürüldüğünde üçüncü mertebeye sahip olur. Ve sonuncusu da düşmanla karşılaşana kadar kendi nefsi aleyhinde amel işleyen mü’mindir. O da ölene kadar Allah’a karşı samimi olur ve dördüncü mertebeye ulaşır.

Komutanın bir emri yahut diğer mücahidlerle bir anlaşma olmaksızın ve herhangi bir taktik icabı haricinde savaş alanından kaçmak, muhakkak ki kebair (büyük) günahlardan biridir. Çünkü Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah’ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!” (Enfal, 15-16)

Âlimlerin, bu ayetin her zaman geçerli olduğuna ve nesh edilmediğine dair icmâsı vardır. İbn-i Cerir et-Taberî (rahimehullah) bu konuda şöyle demiştir:

“Bu ayetin en doğru şekilde anlaşılması için en doğru kanaat, bence hükmünü koruduğudur. Ayet, Bedir Savaşı’na katılanlar hakkında indirilmiştir fakat hükmü tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır. Allah mü’minlere, İslam beldesinin neresinde olursa olsun bir düşmanla karşılaştıklarında, savaşı sürdürmek için bir manevra yapmak yahut başka bir Müslüman birliğine katılmak için geri çekilmek haricinde düşmanlarına karşı sırtını dönmelerini ve kaçmalarını yasaklamıştır. Bir kimse, Allah’ın müsâde ettiği bu iki tür çekilme olmaksızın savaş alanını terk ederse o zaman Allah kendisini affetmedikçe O(c.c.)’nun tehdidi altında olacaktır.”

Muhakkak ki Allah, en iyi bilendir.

Duamızın sonu, alemlerin rabbi olan Allah’a hamd etmektir!

Ebu’l-Münzir eş-Şankitî

Tevhid ve Cihad Minberi – Şer’î Komite Üyesi

Kaynak: Alisnad.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir