Ayırdedici Gün!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam son Resul Muhammed(s.a.s)’e, O’nun ehline ve ashabına olsun! Allah kimi doğru yola iletirse O’nu yolundan ayırabilecek kimse yoktur. Kimi de doğru yoldan uzaklaştırırsa O’nu doğru yola iletebilecek yoktur.

İman, insan tabiatının doğal özelliklerindendir. O, insanın içine başlangıçtan sonsuza kadar yerleşmiştir. Her ne kadar insan, dine bağlı olmayı reddetse de onun seçim hakkı sınırlandırılmıştır: ya bir tek ilaha ya da yapay ilahlara ibadet edecektir. Başka bir deyişle kişi ya tek ilah inancına yapışacaktır yahut kesinlikle putperestliğe düşecektir. Sonra inanç, onun yönlendirmesiyle putperestliğe doğru dönüşür ve yaratılanlara tapınma tamamlanır.

Bir ve ortaksız, her şeye kadir olan Allah’a iman, O(c.c.)’nun her şeyin rabbi olduğuna (Rububiyet Tevhidi), yegane ibadet edilmeye layık ilah olduğuna (Uluhiyet Tevhidi) ve en yüce isim ve sıfatlara sahip olduğuna (esma ve sıfat tevhidi) şeksiz ve şüphesiz iman etmektir.

İnkarı net olan açık kafirler (mülhitler) dışında insanlardan bir sınıf da vardır ki, Allah’ın Rab, Yaratıcı, Rızk Verici, Yaşamın Kaynağı olduğunu şeklen kabul ederler fakat Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği olaylar hakkında kehanette bulunma, iyi ve kötüyü bilme, hayat verip alma, dualara karşılık verme, mutlak güç sahibi olma, kaderden haber verme vb. konularda hak iddia ederler.

Onlar Allah’ı rab olarak tanırlar fakat yalnız O’na ibadet edecekleri yerde canlı ve cansız şeyleri O’na ortak koşarlar ve kendilerine ne hayır ne de şer getiremeyecek şeylere başvururlar, onlardan medet umarlar, onları bir tür “arabulucu” olarak görürler.

Allah(c.c), buyuruyor ki:

“Onların çoğu Allah’a şirk koşmadan iman etmezler.”

(Yusuf, 106)

İbni Abbas (rahimehullah), bu ayeti şöyle tefsir ediyor:

“Onlara; cenneti kim yarattı? Yeryüzünü kim yarattı? Dağları kim yarattı? Şeklinde sorular sorulunca -Allah-derler. Fakat aynı zamanda O’na ortaklar koşarlar.”

İkrime dedi ki:

“Onlara sorun: sizi kim yarattı? Yeri ve cenneti kim yarattı? ‘Allah’ derler. Allah’a iman ederler fakat başkalarına ibadet ederler.”

Onlar Allah’a eşler koşarak, onlardan yardım umarak, sadece Allah’tan ümit etmeleri gerekirken başkalarından ümit ederek, yalnız Allah’ı sevmeleri gerekirken başkalarını severek yanılgıya düşmektedirler.

Allah-ü Teala, Kuran-ı Kerim’de cehennemin şahitleri hakkında şöyle buyuruyor:

“Orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir: Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklıkta imişiz. Çünkü biz, sizi (putları) alemlerin rabbine eş tutuyorduk.”
(Şuara, 96-98)

Mücahid diyor ki:

“Onların itikatları sözlerinde gizli: Allah bizim yaratıcımız. Bizi yaşatan ve öldüren O’dur. Fakat onların inançları, Allah’la birlikte tağuta da ibadet ettikleri için putperestliktir.”

Abdurrahman bin Zeyd Bin Elsem bin Zeyd diyor ki:

“Allah ile birlikte yaratılmış olanlara ibadet edenlerin hepsi de kesinlikle Allah’a inanıyorlar, Rab ve Yaratıcı olarak O’nu biliyorlardı. Ve ne olursa olsun O’na ortaklar ithaf ediyorlardı.”

Aynı zamanda putperestlik, sadece alışılagelmiş ağaçtan ve taştan yapılan putlara tapınmayla sınırlı değildir. Eğer hayat tarzı, tasavvurlar, sevgiler hiçbir şey ifade etmeyen ama kendisine tapınılan bazı şeyler tarafından yönetilirse?! Kişiye inancından fazla önemli gelen her şey, eninde sonunda Tağut’a dönüşecektir ve kişiyi monoteizmden(tek ilaha ibadet) alıkoyacaktır.

Öyle ki, kişinin bütün ibadetlerini O(c.c.)’na adayarak yapmaksızın sadece Allah’ı Rab olarak tanıması O’nu cezalandırılmaktan kurtarmayacaktır. Çünkü içinde putperestliğin belirtileri vardır.

Kuran-ı Kerim’de çok tanrı inancı, bütün iyilikleri yok edici bir unsur olarak şu şekilde betimlenmiştir:

“Ey Muhammed, sana da senden öncekilere de: “Yemin olsun ki eğer Allaha ortak koşarsan muhakkak amelin boşa gider ve mutlaka hüs­rana uğrayanlardan olursun.” diye vahyolundu.”
(Zümer, 65)

Bir başka deyişle tek tanrıya ibadet etrafında bütün iyi amellerin, iyi niyetlerin ve insan yaşamının bütün iyi sonuçlarının toplandığı bir çekirdektir. Böyle bir özün bulunmayışı bütün iyi amellerin boşa gitmesinin ve otomatikman tüm iyi niyetleri, işleri ve istekleri istisnasız biçimde bozar. Her şeye kadir Allah-ü Teala, Kuran-ı Kerim’in Maide Suresi’nin 72. ayetinde şöyle buyurur:

“Ey İsrailoğulları, benim Rabb’im ve sizin Rabb’iniz olan Allah’a  kulluk edin. Zira  kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak ki, Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı  yer ateştir; zalimlerin yardımcıları yoktur!”

Çoğu zaman, Allah’ın varlığına inanan bir insanda politeizm belirtilerini fark etmek kolaydır. Özellikle O’nda pozitif karakter özellikleri varsa ve bizimle bir kan bağı varsa… fakat insan kendi hemcinslerinden birisine karşı bir suç işlese etrafındakiler bu hareketini kınamakla kalmaz böyle işler için belirli cezalar uygularlar. Bu durumda, insanlar arası ilişkiler hakkındaki adalet bu şekilde olurken her şeye kadir, yaratıcı ve tüm varlığı yoktan var eden Allah’a karşı işlenen suçlar karşısında bu kadar umursamazca davranmak nasıl açıklanabilir? Kuran, bu konuda şöyle der:

“O(c.c)’na şirk koşmak çok büyük bir zulümdür.”
(Lokman, 13)

Her şeye kadir olan Allah’a karşı yapılan en büyük haksızlık!

Allah’ın tüm peygamberlerinin görevi tek bir ilaha ibadet etmeye çağırmaktı. Ateistler ve putperestler sık sık nebi ve resullere dünya metaı karşılığında dinlerinde taviz vermeye çağıracaklardı. Diyorlardı ki; “tek ilaha ibadeti kısmen kabul edebiliriz.” Fakat peygamberler, daima imanlarında sadakat gösteriyorlar ve şöyle diyorlardı: “Hayır! Allah’tan başka ilah yoktur.” Bu söz için onlar öldürülüyor ve zulmediliyorlardı. Bu söz için müminler, savaşıyor ve hayatlarını feda ediyorlardı. Tevhid çağrısı, mutlaka kafirlerle çatışmaya götürüyordu. Allah’ın yarattıklarıyla ilgili sünneti hep bu şekilde olagelmiştir.

Allah Resulü Hz. Muhammed(s.a.s.) de insanları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırıyordu. Tevhid çağrısını kabul edenler O(s.a.s.)’nun kardeşi, reddedenler ise düşmanı olacaktı.

Modern asrın benzer emsalleri de tarihteki yerini aldı. Kavimlerine “Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddediyoruz ve sizinle aramızda düşmanlık ve nefret belirmiştir, ta ki sizler yalnızca Allah’a ibadet edesiniz!” diyen İbrahim ve taraftarlarından başlayıp akrabaları, komşuları ve arkadaşları da olsa müşriklere karşı Allah’ın adı için cihad sancağı açan Hz. Muhammed(s.a.v.) ve ashabına kadar… Allah(c.c.) şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmin, Allah’a ve Resulü’ne muhalefet eden kimselerle dostluk ettiklerini göremezsin. İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsun. İşte O(c.c.), onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile desteklemiştir.”
(Mcadele, 2)

Allah’ın dini, başlangıçtan beri daima küfür tarafından muhalefet görmüştür ve müminler kafirlere karşı her zaman tek aile, tek millet ve tek ordu olmuştur. Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin bu açıdan hiçbir kuşku duymamaları gerekir.

Peki Allah Resulü’nün akraba, komşu, arkadaş da olsalar kökten savaş ilan ettiği bu kimseler, ne tür bir politeizme mensup kimselerdi?

Resul(s.a.v) zamanının müşrikleri, Allah’ı yaratıcı ve mutlak rab olarak tanıyorlardı. Onların şirkleri, Kuran-ı Kerim’in birçok yerinde belirtildiği gibi tamamen ibadetlerindeydi. Yüce Allah(c.c.), şöylr buyuruyor:

“De ki: Eğer biliyorsanız söyleyin, yeryüzü ve içindekiler kimindir? ‘Allah’ındır’ diyecekler. O halde düşünmüyor musunuz? (Yine) ‘Yedi göğün ve arşın Rabbi kimdir’ diye sor. ‘Hepsi Allah’ındır’ diyecekler. ‘O halde karşı gelmekten sakınmaz mısınız?’ de. ‘Biliyorsanız her şeyin mülkü elinde olan ve koruyup da kendisi korunmaya muhtaç olmayan kimdir?’ diye sor.”
(Müminun, 84-89)

Onlar, kendi putlarının dünyayı döndürdüklerine ve olayları yönettiklerine inanmıyorlardı. Tam tersi, her şeyi yapmaya kadir, mutlak hüküm sahibi Rab olarak Allah’ı tanıyorlar; diğer taptıklarının ise bağımsız olarak kendilerine iyi ve kötüyü getiremeyeceklerini biliyorlardı. Allah’ı, her şeyi yapmaya kadir ve gücünde hiçbir ortağının olmadığını biliyorlardı. Allah’ın yaratıcı, yegane Efendi ve herkesin O(c.c.)’nun kulu olduğunu biliyorlardı. Fakat aynı zamanda O’na, yaratılmışlar içinden ortaklar atfediyorlardı. Allah’a daha yakın olmak için onlara arabulucu olarak yalvarıyorlardı.

Bir ve Kahhar olan Allah(c.c.), bunlar hakkında şöyle buyuruyor:

“Biz onlara ancak, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.”
(Zümer,3)

Sonuçta, müşrikler Allah’ın efendiliğini kabul etseler de O(c.c.), onları Müslümanlar sınıfına dahil etmemiştir. Tam tersine, onları müşrik ve kafir olarak nitelendirmiş ve cehennemde sonsuz azap göreceklerini belirtmiş ve Peygamberi’ne, onların canlarını ve mallarını ihlal etme hakkı tanımıştır.

Gerçekten iman ve küfür çizgisinin ayrışması için cihaddan başka bir yol yoktur. Sadece Müslümanlar ve kafirler arasındaki çatışmanın gerçekleşmesi açısından değil, her bir Müslüman’ın kalbindeki olumlu süreçlerinde gerçekleşmesi için cihad gereklidir.

Cihatta Allah aşkı en önemli öncelik, cennet en önemli araç, kim olursa olsun bir mümin kardeş, bir kafir düşman ve uluhiyet tevhidi zirvede parlamaktadır.

Şimdiki zaman da geçmiş günlerden farklı değil. Ayırım Günü adı verilen İslam ve küfür arasındaki ilk muharebe olan Bedir Günü’ndeki nedenler de yine mevcut. O gün Müslümanlar babaları, oğulları ve yakın akrabalarıyla ile savaşıyorlardı. Mesela Ömer bin Hattab(r.a.) bu savaşta dayısı Asa bin Hişam’ı öldürmüştü. Ebu Bekir(r.a.) oğlu Abdurrahman’a karşı savaşıyordu. Allah Resulü(s.a.s.)’ın amcası Abbas bu savaşta esir alındı.

Ne kan bağı ne akrabalık ne de ırk gibi değerler, inanç bağına üstün gelemedi. Ne güç ne kudret ne sayı ne de İblis’in yardımı Allah’ın düşmanlarına yardım edemedi.

“Topluluğunuz çok da olsa sizden hiçbir şeyi savamaz. Muhakkak ki Allah, iman edenlerle beraberdir.”
(Enfal,19)

Yüce Allah müminleri, onlara imtihanı kolaylaştırarak destekledi, imanlarını küfre karşı üstün kıldı ve Hakk’ı Batıl’dan ayırdı.

Gerçekten de Müslümanlar kendilerini tanıyabilir, imanlarının gerçek potansiyellerini açığa vurabilir ve Allah’a olan sevgilerinde ne kadar samimi olduklarını gösterebilirler. Yine cihad, iman ve küfrün birbiriyle karışma olasılığını engelleyen etkili bir unsurdur. Ve o, samimi olanı ikiyüzlüden ayırt eder. Hakikaten cihattan vazgeçmek, dinin önemli bir bölümünden vazgeçmektir.

Çatışmayı başlatmak bizi baştan çıkarıcı şeylerden alıkoyan yegane unsurdur. Kafirlerin Müslümanlara karşı nispeten müşfik davrandığı durumlarda Müslümanların kafirlere karşı daha dikkatli olması gereklidir.

“İslam ve küfrün sınırlarının daha açık ve belirgin olsun ki Müslümanlar arasında küfre karşı kini öğretebilelim ve devam ettirebilelim.”
(Amir Seyfullah)

ALLAHU AKBAR!

Havva Beshtoyeva

Kavkaz Center

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir