Bir Cihad Hikayesi:”Ormandaki Çatışma”

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

Sizlere anlatmaya karar verdiğim bu hikaye, İnguşetya Vilayeti’ndeki çoğu kardeş tarafından bilinir. Bana göre bu, mücahidler için çok eğitici ve faydalı bir örnektir. Aynı zamanda eski nesil mücahidlerin tecrübesini gösteriyor.

Bu öyküyü bilenler, bazı yerlerde hatalıysam düzeltebilir ya da söylenmeyen bir şey kalırsa ilavede bulunabilirler.

Bu olaylar 2004 baharında, İnguşetya’nın dağlık kesimlerinde meydana gelmişti. İnguş Cemaati’nin muharip birliklerinden, yaklaşık 15 kişilik ufak bir birlik, geçici olarak tanınmış ve tecrübeli komutanlardan Emir Seyfülislam El Mısri(Allah şehadetini kabul etsin)’nin  komutası altında ovalardan Alkun Köyü yakınlarındaki dağlara hareket etmişti.

Bu seferin amacı, Çeçen ve İnguş sınırları arasındaki dağlarda keşif ve operasyon hazırlığı yapmaktı. Yaklaşık 20 km.lik bir yürüyüşün ardından Seyfülislam, üs kurmak için bir yer seçmişti. Grupta başka tecrübeli mücahidler ve bazı alt grupların emirleri de vardı. Seyfülislam, daima tavsiye alır ve sık sık kardeşlerle farklı seçenekleri müzakere ederdi.

Hemen üssün yakın çevresinde, buraya yaklaşmaların rahat bir şekilde görülebileceği bir yerde, ribat(gözetleme pozisyonu)[1] için bir yer seçti. Nöbet değişim zamanı kurduktan sonra üssün inşası için çalıştı.

Öncelikle savunma silahlarını yerleştirmek için teknik ekipmanları aldı. Bunu bitirmek için en tecrübeli mücahidlerden bazılarını yanına aldı ve birlikte üsten yaklaşık 100 metre uzaklaştılar. Sonra onlara, kendi üslerine karşı bir saldırı organize etmelerini söyledi(savunmadaki zafiyetleri görmek için).

Kardeşler, en rahat ve en gizli yollardan üsse yaklaşmaya başladılar. Sonra üsten görülebilen ve ona direk ateş etme imkanı olan yerleri test ettiler. Ayrıca, saldırganlar için en elverişli atış pozisyonlarını ve doğal sığınakları(çukurlar, geniş kayalar, ağaç toplulukları) işaretlediler. Yine saldırganlar açısından en zayıf ve savunulması zor noktaları saptadılar.

Üsse dönerken saldırganların muhtemel duruşlarını ve üssün zayıflıklarını hesaba katarak savunma pozisyonu kurulacak yerleri tespit ettiler. Mücahidler ikiye bölünerek çukurlar kazdılar ve bunları gizlediler.

Bundan sonra Seyfülislam, grubun mücahidlerinin pozisyonlarını tespit etti ve bir saldırı anında herkesin kendi pozisyonuna geçmesini emretti. Yine her mücahide, kendi atış pozisyonunu ve saldırı anında ateş etmesi gereken düşmanların muhtemel pozisyonlarını işaretledi.

 (Mücahidlerin orman sığınaklarından biri)

Sonra yemek yapmakta olan bir mücahid dışında herkes sığınağa girdi.

İnşaatın ise, bir sığınak birçok ağaç gövdesi, büyük dallar ve küçük dallara ihtiyaç duyar. Fakat Emir, nihai hava keşiflerinde üssün yerleşimini açığa çıkarabileceği için üssün yakınlarında onların kesilmesini yasaklar. İlaveten düşman tarafından keşfedilmesini önlemek için ormanın hasat edilen yerlerindeki yeni kesilenlerin de kapatılmasını emretti. Ve ilk yağmurdan sonra burası, tüm izlerden temizlenmişti.

Mücahidlerin silahlarını bırakmaları yasaklanmıştı. Tüm eşyalar (yıkandıktan sonraki elbiseler gibi nemli-ıslak şeyler haricinde), her zaman sırt çantasında paketlenmiş olmalıydı. “Boşaltma”ya sadece geceleyin, uyku esnasında izin verilmişti. Her şey, bir mücahidin günün her anında kendisine verilen yükle birlikte on saniyede üsten çıkabilmesi için hazırlanmıştı.

Kardeşlerden birçoğu, silahları ve sırt çantalarıyla birlikte uyumuşlardı(el bombaları çıkarılmış ve sırt çantasının arkasına konulmuştu). Ve daha sonra söyledikleri gibi; 2-3 güne kadar buna tamamen alışmışlardı ve hiçbir rahatsızlık hissetmiyorlardı.

Üs geliştirildi ve hayat eskisi gibi devam etmekteydi. Mücahitler günlük olarak üssün güvenliği için gerekli olan keşif nöbetlerini gerçekleştiriyorlardı. Ayrıca acemi mücahidler de ormanda nasıl uygun bir şekilde hareket edileceğini, ormanda dinleme ve gözlemeyi, hedef alanını vs. öğreniyorlardı.

Seyfülislam bir gün, akşam yemeğinin akşam namazıyla aynı zaman çakıştığını ve bazen alacakaranlığa uzandığını fark etti. Kafirler genelde saldırılarını seher vakitleri ve alacakaranlıkta yaptıklarından dolayı her şeyin(yemek, bulaşık yıkama vb.) akşam namazından önce bitmiş olması için yemeğin daha erken hazırlanmasını emretti.

Birkaç gün sonra Pazartesi veya Perşembe günlerinden biriydi[2]ve Hamza dahil bazı kardeşler oruçluydu. O akşam da Emir tarafından daha evvel emredildiği gibi akşam yemeği namazdan bir saat evvel hazırlanmıştı. Üste iken Hamza, oruç açma vakti henüz gelmediği için Yusuf’la nöbetlerini değiştirmeyi önerdi.  Böylece Yusuf, yemeğini soğumadan yiyebilir ve tam Hamza’nın oruç açma vaktinde tekrar nöbetine dönebilirdi.

Seyfülislam, daima yemeğini diğerlerinden erken bitirirdi ve o akşam bulaşıklarını da yıkamıştı. Kardeşlere, akşam namazı vakti zamanı olduğu için o an yaptıkları işi bitirmelerini söyledi. O anda, o kalkıp sığınağa gittiğinde nöbet yerinden hafifi bir ses duyuldu. Hemen aynı anda Seyfülislam, Stechkin[3]’ini kılıfından çıkardı, düşmana doğru tam bir dönüş yaptı ve herkese pozisyonunu almasını emretti.

Herkes, daha önceki egzersizlerde öğrendiği şekilde bir yıldırım gibi mevzilere koştu. Ve çatışma başladı. Ateş yoğundu. Kafirler makineli tüfek, makineli tabanca ve bomba atarlar kullanıyorlardı. Her biri kendi mevzisindeki mücahidler de aynısıyla karşılık veriyorlardı. Sadece iki kişi, mevziler arasında koşuşturuyordu. Emir Seyfülislam ve RPG-7 roketçi Hanif…

Emir, mevziden mevzie sıçrıyor, yaralı olup olmadığını kontrol ediyor, herkese sürekli olarak atış bölgesini söylüyor, sürekli ağır ateş için çabalıyordu. Çünkü görünmeyen bir düşmana sürekli ateş etmek psikolojik olarak zordur. Mevzilerin birinden bir mücahid, Seyfülislam’a seslendi: “Nereye ateş edeyim? Görünürde kimse yok!” O da “Hep aynı yere at!” diye yanıtladı.

Hanif için bu, ilk çatışmaydı fakat buna kimse inanamazdı. Özellikle de kafirler… Çok uzun boylu ve ince yapılı Hanif, iki atıştan sonra siperinden fırladı ve elinde RPG-7 ile üssün diğer tarafına koşmaya başladı. Atışlarıyla düşmanların makineli tüfeklerini “susturdu”. Bu çatışmada Hanif, her atışına eşlik eden “bismillah-i Allah-u Ekber!” nidası eşliğinde, roketatarıyla birkaç tane isabetli atış gerçekleştirdi.

Çatışma yaklaşık on dakika sürdü. Kafirler birkaç kez üsse daha fazla yaklaşmaya, onu kuşatmaya ve mücahidlerin savunmadaki zafiyetlerini çözmeye çalıştılar. Fakat Allah’ın askerlerinin ciddi ve iyi organize olmuş ateşi, onlara bu fırsatı vermedi. Kafirlerin tarafından sık sık haykırış sesleri duyuluyordu. Bu gösteriyordu ki; Allah’ın izniyle bir başka mücahidin mermisi, hedefine ulaşıyordu!

Yine kafirlerin ateşinin de tahribatı yüksekti. Bir mermi, bir mücahide kolunun kıvrımını delerek iki taraftan altı delik(muhtemelen şarapnel parçaları sayesinde) açmıştı.

Nihayet saldırı bozguna uğradı ve kafirler, ateşi keserek geri çekilmeye başladılar. Mücahidler de onları, otomatik tüfek atışlarıyla kovalamaya devam ettiler. Ateş durduğunda da çantalarını toplayıp çabucak üssü terk ettiler. RPG kullanıcısı Hanif, Hamza’nın bedenini de bir süre taşımayı denedi fakat grubu yavaşlatmak tehlikeliydi ve şehidin cesedini bırakmak gerekti.

Üsten birkaç kilometre uzaklaştıktan sonra durdular. Bir müddet dinlenmeleri ve yaralıları muayene etmeleri gerekiyordu.

Allah’ın lütfuyla yaralar hafifti. Hiçbir hayati organ ve kemik zarar görmemişti. Birisi kasığından yaralanmış, bir diğerinin de daha evvel söylediğimiz gibi vücudunda altı delik açılmıştı! Yaraları yıkayıp bandaja aldıktan sonra yürümeye devam ettiler. Az sonra da terk ettikleri üssü vuran helikopterlerin gürültülerini işittiler.

Şunu belirtmek gerekir ki; kafir birlikleri, eğer sayısal ve pozisyonel avantajları olduğundan emin değillerse asla çatışmaya girmezler. Mesela; eğer kendileri pusuya düşerlerse çatışmaya girmezler. Bunun yerine, karşılarındakinin sayısal durumunu bilmediklerinden dolayı geriye ateş ederek geri çekilir ve destek beklerler.

Yine bu çatışmada da, daha sonradan öğrenildiği gibi, sayısal üstünlüklerine rağmen üç ölü ve beş yaralı vermişlerdi. Bu ağır kayıplar, onları geri çekilmeye ve destek çağırmaya zorladı.

Tecrübeli bir Emir’in basireti sayesinde kafirler, kardeşlerimizi hazırlıksız yakalayamamışlardı. Ayrıca bir diğer başarı faktörü de nöbet pozisyonundaki Hamza’nın ölümcül bir şekilde yara almış olmasına rağmen ateş etmeyi başarmasıydı. Merminin hedefine ulaşıp ulaşmadığını yalnız Allah(c.c.) bilir fakat O, asıl şeyi yaptı. Böyle yaparak üsteki kardeşleri uyarmış oldu.

Bu çatışmaya katılan kardeşlerin hemen hepsi, Emir Seyfülislam da dahil(Dağıstan, 2 Şubat 2010) de ileriki yıllarda bu yolda hayatlarını verdiler.

Allah(c.c.), onların amellerini kendi katında yüceltsin! Onlara cenneti bahşetsin ve ailelerine ve arkadaşlarına sabır versin!

Elhamdülillah-i Rabbi’l Alemin!

Huzeyfe Targimho / Hunafa Enformasyon Ajansı

ShamilOnline.org için Çeviren: Saad Ensar


[1]Sanırım tüm Müslüman okurlar, ribatın ne olduğunun ve içerisinde ne gibi faydalar taşıdığının farkındadırlar. Sahih-i Müslim’de Selman El-Farisi(r.a.), Resul(s.a.s.)’dan şöyle rivayet eder: “Allah yolunda bir gece ve gündüz ribatta bulunmak, bir ay boyunca oruç tutmaktan ve namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Ve kim, ribat esnasında ölürse, O’nun ödülü cennetten verilir ve ölüm anında gelen meleğin korkusundan emin olur.

[2] Hz.Peygamber(s.a.s.)’in sünnetinde uygulandığı gibi Ramazan ayı dışında oruç tutulan günler.

[3] 9 mm.lik bir Rus tabancası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir