Davet ve Cihad!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adı İle…

Şüphesiz ki hamd Allah’a aittir, O’ndan yardım diler ve O’na istiğfar ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allahu Teala kime hidayet ederse onu saptıracak ve kimi de saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Allah’tan başka ilah olmadığına, tek olup ortağının bulunmadığına, Muhammed’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederiz.

Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (3 Ali İmran/102)

“Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.” (4 Nisa/1)

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (33 Ahzab/70-71)

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Ameller ancak niyetlerledir. Herkes niyetinin karşılığını alır. Kim Allah’a ve Rasulü’ne hicret ediyorsa, hicreti onlara olur. Ama kim bir dünyalık elde etmek veya bir kadınla evlenmek için hicret ediyorsa, onun hicreti onadır.” (Buhari ve Müslim)

Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allahu Teala’nın Kitabı; hidayetin en hayırlısı, Muhammed’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlarıdır. Sonradan ortaya atılan herşey bid’attır. Her bid’at sapıklık, her sapıklık ise ateştedir.

Ey Rabbimiz! İşimizde aşırılığa kaçmışsak veya ihmalkar davranmışsak veya unutmuş ya da hata etmişsek bizi bundan dolayı hesaba çekme, hatalarımızı ıslah eyle, şüphesiz sen, kulların hakkında merhameti seversin… Ey Rabbimiz! çekiştiğimiz ya da birleştiğimiz meseleleri senin razı olduğun hale çevir… Ey Rabbimiz! Sen bize cennetleri verdin, bizden ise mal ve canlarımızı istedin… Sen bu alışverişte cömert davrandın ve vaadinden dönmedin ki sen zaten vaadinden dönmezsin… Ey Rabbimiz! Sana sığınırız… Bizi senden, rahmetinden, mağfiretinden, rızandan, cennetinden, altlarından ırmaklar akan köşklerden mahrum eyleme.. Ey Rabbimiz! Bizi senin yolunda yaşamaktan, ölmekten, yorulmaktan, üzülmekten, sevinmekten, uykusuz kalmaktan ve çabalamaktan mahrum eyleme… Ey Rabbimiz! Bizler senden, dininden, yolundan, nebinden razı olduk, Sen de bizlerden razı ol… Yolumuzu aç, işimizi kolaylaştır, sabrımızı artır, ilmimizi artır, imkanlarımızı artır, imanlarımızı artır… Ey Rabbimiz! Şüphesiz koşmak ve koşturmak, uykudan ve gafletten kurtulmak ancak ama ancak Senin lütfun ve yardımın ile olur… Rabbimiz yardım eyle… Bizleri razı olduklarından eyle… Ayaklarımızdaki, akıllarımızdaki, ruhlarımızdaki ve kalplerimizdeki bağı çöz… Allahumme amin…

Allahu Teala şöyle buyurur: “Hatırlat, şüphesiz hatırlatmak mü’minlere fayda sağlar.” (87 A’la/9) Evet! Bu çalışmayı hazırlamamızın gayelerinden birisi de işte bu emri yerine getirebilmektir. Yani hatırlatmak.. Öncelikle Allah’ı ve dinini hatırlatmak.. Hatırlayın ki ey Müslümanlar, bizler Allah içiniz, O’na ibadet için yaratıldık, yeryüzüne getirilmemizin asıl gayesi O’na ibadettir.. Şüphesiz insan acizdir, unutkandır ve pek nankördür… Bu nedenle birbirimize hatırlatmamız gerekir.. Zira ne de çabuk unutuyoruz verdiğimiz sözleri, verdiğimiz ahitleri…

Şüphesiz dünya imtihan yeridir… Bununla birlikte dünyada mutlaka herşey sınırlıdır… Acı da sınırlı, tatlı da sınırlı… Bu imtihanın kademeleri vardır… İlk kademe küfürden, şirkten çıkıp imana girmektir… En önemli ve en büyük mesele budur dünyada… Kişi Allahu Teala’nın dinini hakim kılabilmek için küfrü tercih edemez… Kişi davet edebilmek için, cihad edebilmek için küfrü tercih edemez.. Şüphesiz insan ve cinlerden olan şeytanlar, bazı hayalleri kişinin gözünde canlandırarak onu kötülüklere sürükler… Fakirlikten korkutarak birçok kötülüğe sürüklemesi gibi… Allahu Teala şöyle buyurur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size kötülüğü emreder.

Allah ise size kendi katından mağfiret ve bir bolluk vaadediyor. Allah ihsanı bol olandır. Hakkıyla bilendir.” (2 Bakara/268)

Yeryüzünde yerine getirmekle sorumlu olduğumuz bir takım ibadetler ve hedefler bulunmaktadır. Şüphesiz bu ibadet ve hedefler Allah ve Rasulü tarafından bizlere bildirilmiştir. Bir başkasının, kulların yerine getirmeleri amacıyla ibadet ve hedef belirleme gibi bir hakkı bulunmamaktadır. Aynen bunun gibi bu ibadetlerin şekilleri, keyfiyeti ve yine bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak araç ve yollar da yine Allah ve Rasulü tarafından bizlere bildirilmiştir. Allah ve Rasulü tarafından bildirilen bu araç ve yollar dışında ortaya konulan araçlar şüphesiz şer’i değildirler ve Allah katında kabul olunmazlar. Çünkü Allah katında tek din, İslam’dır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah nezdinde (makbul) din İslam’dır.” (3 Al-i İmran/19)

Yine Rabbimiz şöyle buyurur: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, ahirette zarara uğrayanlardan olur.” (3 Al-i İmran/85)

İslam, bir hayat nizamıdır, yaşam biçimidir. Bütün bir hayatı, ölümü ve ölümden sonraki dönemi kapsar. İslam sadece hedefler belirlemiş değildir. Aynı zamanda bu hedeflerin keyfiyetini ve ulaşılması için kullanılacak yollar ile bu yolların keyfiyetini de belirlemiştir. Mesela sadece namaz kılmak ile bizleri sorumlu tutmamış, aynı zamanda namazın keyfiyetini ve namaz kılmak için uymamız gereken yolları da bize bildirmiştir. Peki buna göre abdest almadan namaz kılan bir kişinin durumu nedir? Eğer o kişi cahil ise ve bu cehaleti, muteber ise şüphesiz bu namazı nedeni ile Allah katında mazur olması umulur.

Ancak cahil değil ise veya cehaleti muteber değil ise şüphesiz alnını hiç secdeden kaldırmasa, kılmış olduğu namazın her bir rekatında Allahu Teala’nın Kitabı’nın tamamını kıraat olarak okusa bile bu kişinin namazı muteber değildir. Ahiret gününde hüsrana uğrayacak olanlardandır. Halbuki bu kişi emek vermiş, belki saatlerce kıyamda durmuş, secde etmiş ve belki de kıraatinin uzunluğu nedeni ile ayakları şişmiştir… Dolayısıyla Allahu Teala, yerine getirilen şer’i bir emri, şer’i bir yol ile yerine getirilmediği sürece kimseden kabul eylemez. Aynen münafıkların cihadını kabul eylemediği gibi. Halbuki onlar, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birçok gazvede bulunmuşlar ve belki de mallar feda edip canlar vermişlerdi.. Ama bununla birlikte münafıklar, bütün amellerin kabul olması için en önemli ve ilk şart olan Allah’ı birlemek ve tağutlardan uzak durmak emrini yerine getirmediler.. Yani imanın aslı konusunda Allah’a itaat etmediler.

Günümüzde de maalesef birçok kişinin durumu bu münafıkların durumuna benzemektedir. Bununla birlikte bu münafıklardan en önemli farkları, çoğunun kendisinin iyi bir hal üzere olduğunu düşünmesidir. Bunun maalesef birçok örneği bulunmaktadır. Şirk olan demokrasi ve buna benzer batıl yollar ile Allahu Teala’nın dininin hakim kılınmaya çalışılması veya müzik gibi caiz olmayan vasıtalar ile Müslümanların iyiliğe teşvik edilmesi bunlardan sadece ikisidir. Halbuki bunlar şeytanın aldatmacasından başka bir şey değillerdir ve birisi şirk iken diğeri büyük günah niteliğindedir. Müslümanlar şer’i yolları terkettikleri oranda, Allahu Teala’nın yardım vaadinden mahrum kalmışlar ve Kitap ve Sünnet’i bırakıp akıllarına tabi olarak ortaya koydukları bu tür vasıtalar nedeni ile oldukça zelil bir duruma düşmüşlerdir. Bundan daha da kötüsü, işlenen bu suçlardan bazıları artık büyük günah noktasından da öte şirk ve küfür boyutuna ulaşmıştır.

Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye’nin Rahimehullah bu konuda bir fetvası vardır. Ona Ehl-i Sünnet’ten olan bir kişinin davet yöntemi ile ilgili bir soru soruldu. Hakkında soru sorulan bu kişi, döneminde saygı duyulan bir kişi idi ve kendisine büyük günahlar işlemek, yol kesmek, adam öldürmek gibi fiiller işleyen bir grubun durumu haber edildi. Bu kişi, kendisine durumları haber edilen bu grubun doğru yolu bulmalarına sebep olmak istiyordu. Ancak bu isteğini bir türlü gerçekleştirememişti. Son çare olarak onlara içerisinde kötü bir söz olmayan ve davetinin bulunduğu sözleri içeren bir türkü hazırladı ve bunu def eşliğinde onlara dinletti. Bunun üzerine bu gruptan bir çoğu kötülükleri işlemeyi terketti. Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye Rahimehullah bu gruba böyle bir yöntem ile davetini ulaştıran adam hakkında özetle şunları söylemektedir: “Böyle bir yöntem bid’attir. Davet için Allah Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem yöntemi bizim için yeterlidir.” (Mecmuu’l-Fetava, 11/337)

Elde edilen neticeler iyi bile olsa, İslam dininde amaca ulaşmak için kullanılacak her türlü araç mübah değildir. Müslümanın amacı, büyük ve temiz olduğu gibi, bu amaca ulaşması için kullandığı araçlar da böyle olmalıdır.

Netice olarak bilinmektedir ki dünyada en büyük maslahat Tevhid ve en büyük bozukluk ise şirktir. Bu büyük maslahata zıt olan bütün diğer maslahatlar reddedilmiştir. Bizim de burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, müziğin caiz olmadığı meselesi değildir. Zira şu an Muhammed Ümmet’i arasında yayılmış olan kötülüklerin en büyüğü Tevhid’in neredeyse terkedilmiş olmasıdır. Bütün diğer kötülükler bu aslın ihmalinden kaynaklanmaktadır. Asıl olan Allah’a kulluk ve tağutlardan beri olma terkedilince diğer suçlar peşi peşine gelmiş ve ümmet dininden uzaklaşmıştır. Halbuki bütün Nebi’lerin ilk daveti Allah’a kulluk ve tağutlardan uzaklaşma olmuştur. Bütün helal ve haramlar bu emrin yerine getirilmesi ile kişi hakkında bağlayıcı olmaktadır. Tağutlar, ümmetin bu gafletinden istifade etmiş ve onları asıl gayelerinden uzaklaştırarak, yan gayeler ile meşgul etmiş, böylece de kendi tahtlarını sağlamlaştırmışlardır. Müslümanların parçalanması, kuvvetlerini yitirmeleri ve dinlerinden uzaklaşmalarının asıl nedeni budur… Tabi ki bu bir anda olmamış ve kademeli olarak cahil kalmakla bu seviyeye gelinmiştir. Bu cahil kalma konusunda da asıl suçlular maalesef dış mihraklar değil, bizzat Müslümanların kendileridir.

Bizler de bu meseleyi Müslümanlara hatırlatmak istedik. Şüphesiz bilgimizin, yaptıklarımızın ve şahıslarımızın kemalini iddia etmiyoruz. Bilakis zayıflığımızı ve muhtaçlığımızı ikrar ediyoruz. Bu ikisini giderecek olan ise ancak ve ancak Rabbimizdir. Bununla birlikte şüphesiz mü’minler birbirinin kardeşleridirler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek ile yükümlü kılınmışlardır.

Şüphesiz anlatmak istediklerimiz burada yazdıklarımızdan daha da fazladır. En önemli ricamız birbirimiz hakkında hüsn-ü zannı bırakmamak ve hak konusunda azimli olmaktır. Çünkü bizler beşeriz… Beşer ise şaşar… Beşer zayıftır… Korkar… Eğer Rabbi ona işini kolaylaştırmazsa Firdevs’in yolunu gözü kolay kolay yemez…

Şüphesiz imanları oranında, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik devam edip, güçlenecektir. Allah’a ve Rasulü’ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem itaatimiz nisbetinde, kendi aramızdaki vahdet de kuvvetlenir. Zira Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Hakikaten onlar, Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.” (18 Kehf/13)

“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (8 Enfal/63)

Bu ayetlerden kesin anlıyoruz ki, mü’minleri bir araya getirecek ve birbirlerini sevmeyi sağlayacak tek neden imandır. İmanımız ne kadar güçlü olursa, aramızdaki birliktelik de o kadar güçlenir. İmanımızın güçlü olması ise Allah’a ve Rasülü’ne itaat etmemize bağlıdır. Zira Rabbimiz şöyle buyurur: “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasul’e götürün.” (4 Nisa/59)

“O halde siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin.” (8 Enfal/1)

Bedir gazvesi Allahu Teala tarafından bu ümmete bahşedilmiş son derece önemli ve büyük bir zafer olmasına rağmen, bu gazvenin peşinde mü’minleri şaşalı bir şekilde öven ve büyük kahramanlıklarla niteleyen ayetler inmemiştir. Tam aksine içinde Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem ağlamasına neden olan ve ilk ayetleri, mü’minlerin bu gazvede yapmış oldukları hatalarını ve imana aykırı olan hareketlerini, duygularını ve düşüncelerini ele alan ve bunlardan sakınmalarını öğütleyen Enfal Suresi inmiştir. Çünkü Allahu Teala’nın istediği bizim ona gerçekten iman etmemizdir. Sahabenin Bedir ganimetleri ile ilgili olarak kendi düşüncelerini ileri sürmeleri üzerine Allahu Teala bunun hükmünün Allah ve Rasulü’ne ait olduğunu bildirmiş ve gerçek mü’minlerin niteliklerini bize haber vermiştir. Tüm surelerde olduğu gibi bu surede de Allahu Teala bize imanı anlatmaktadır.

İman, Kitap ve Sünnet’te beyan edildiği şekli ile ölene kadar hayatımızın her anını kapsar. Mesela Şura Suresi’nde, mü’minlerin işlerini, aralarında istişare ile yaptıkları bildirilmektedir. Binaen aleyh istişare etmemek imana aykırıdır. Bakara Suresi’nde boşanmış kadınların, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa iddetlerini gizlememeleri istenmiştir. Binaen aleyh gizlemeleri imana aykırıdır. Nisa Suresi’nde kafirlere karşı önlem alınması, tedbirli olunması, silahlanılması emredilmekte ve kafirlerin, silah ve mal konusunda bizlerin gafil olmamızı arzu ettikleri bildirilmektedir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Hem tedbirli bulunsunlar hem de silahlarını alsınlar. Kafirler siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafilken size ansızın bir baskın yapmayı arzu ederler.” (4 Nisa/102) Binaen aleyh imkan bulunduğu halde bunu yapmamak imana aykırıdır.

Eğer başımıza bir musibet geliyorsa bu bizden kaynaklanmaktadır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz sürece sapmış olan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.” (5 Maide/105) Ama aynı zamanda bu bir imtihandır. Mü’minler, bu musibetin Allah’ın takdiri olduğuna iman edip, Allah’a boyun eğerek sabrederler ve isyan etmezler. Allahu Teala’ya istiğfar ederler ve bu musibetin ecrini yalnız ondan isterler. Bu musibet onların fıkıhlarını arttırır. Şöyle ki onlar bu musibeti fiilen yaşamış olmakla, Allahu Teala’nın şer’i ve kevni kaderinin ne kadar hassas olduğunu anlarlar ve Allahu Teala’nın mutlak hakimiyetini öğrenmiş olurlar. Böylece mü’minler, imanları daha da güçlenmiş olarak Allah’ın dinine dönerler ve bu dini daha kamil manada yaşamaya devam ederler. Aynen Uhud’dan sonra mü’minlerin yaptıkları gibi… Bu musibette şehit olanlar ise zaten büyük bir ecre nail olmuşlardır.

Gevşemek yok, usanmak yok, ümitsizliğe kapılmak yok. Çünkü eğer ecir varsa niçin üzüleceğiz? Eğer cennete gireceksek neden ümitsizliğe kapılacağız? Allahu Teala emrettiyse mü’minler teslim olup güçleri oranında amele koyulurlar. Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete nail olasınız. Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. Yine onlar ki, fahiş bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!” (3 Al-i İmran/132-136)

Eğer, Allahu Teala’nın dinine yardım olacağını zannederek ve kendisinde hayr olduğunu umarak bir işe koyulmuşsak ve daha sonra da hata ettiğimiz ortaya çıkmışsa en kısa zamanda bu hatadan vazgeçip doğru olanı yapmalıyız. Çünkü hata etmek masiyet değildir. Ama hatada ısrar etmek ise masiyettir. Nitekim bu ümmetin en ön safında olan sahabeler de Radıyallahu anhum bazı konularda hata etmişlerdir. Ancak kendilerine Kur’an veya Sünnet’ten hata ettiklerine dair delil getirildiğinde bu hatalarından vazgeçmişlerdir. İşte iman fazileti buradadır; hata ettikten sonra vazgeçebilmek… Evet, bu hata uzun seneler ve yorucu çabalar içeren bir hata olabilir. Ancak şunu unutmamalıyız ki, hatadan, bunca içermiş olduğu uzun seneler ve yorucu çabalara rağmen vazgeçebilmek hem imanımızın faziletini gösteren ve hem de ecrimizi artıran bir ameldir. Nitekim sahabenin bir çoğu cahiliyye hayatını uzun seneler yaşadıktan sonra iman edince, Rahman olan Allahu Teala, onların geçmişte yapmış oldukları tüm günahları affederek büyük bir ecir ile nimetlendirmiştir. Hatada ısrar etmek iman ehline yaraşmayan ve son derece kibirli bir tavırdır. Allahu Teala bizi bu büyük fitneden korusun, Allahumme Amin.

Bazı meseleler vardır ki genelde samimiyet üzere başlar.. Ama maalesef samimiyet dışında olayı yürüten veya başlatan başka hiçbir etken yoktur… Samimiyet ise tek başına yeterli olmaz… Bazı insanlar sadece akılları veya mantıkları üzerine bir takım hareketler bina ederler… Tek başına aklın veya mantığın temel alındığı hareketlerde şirke varıncaya kadar her türlü kötülük bulunabilir. Bunun gibi tek başına samimiyet üzere kurulan bir takım hareketlerin durumu ise genelde bereketin olmaması, kısa sürede dağılma ya da hedeflenenin gerçekleştirilememesi olur.. Maalesef günümüzde bu durumda olan birçok hareket bulunmaktadır.. Tek başına samimiyete dayanan hareketler genelde akide, menhec ve şer’i usüller konusunda net olmadıkları gibi, yapılması gerekenler konusunda da net değillerdir. Halbuki özellikle dinin zirvesi olan cihad emri, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde görüldüğü gibi ne sadece askeri strateji üzerine bina edilmiştir ne de sadece şer’i konular üzerine… Aksine bu ikisi birleştirilmiş ve genel bir maslahat üzerine bina edilmiştir… Bu genel maslahat ile ilk olarak şer’i emirler en güzel şekilde yerine getirilmiş ve bununla birlikte de askeri ve siyasi başarılar elde edilmiştir…

Kişinin bilgisi, tecrübesi ve gücü ancak Allahu Teala’nın hidayet ve rahmet etmesi halinde faydalı bir hale gelir.. Yoksa salt samimiyette olduğu gibi, salt bilgi ve güç de bizi bir yere taşıyacak değildir.. Bu nedenle bizler Allahu Teala’dan bize hidayet ve rahmet etmesini diliyoruz.. Bununla birlikte bu hidayet ve rahmetin sebeplerini işlemeye gayret etmeliyiz.

Netice olarak bizler ilmin azaldığı bir dönemde yaşamaktayız. Buna bir de ilim konusunda isteksiz davranmamız eklenince ortaya çok büyük musibetler çıkmaktadır. Allahu Teala’nın Kitabı, dini ve Nebi’sinin sünnetinde herhangi bir çelişki veya karışıklık bulunmamakta ve Rabbimizin lüftu ile günümüze kadar da bu açıklık ve netliği ile bizlere ulaşmış durumdadır. Ancak bizlerin gayret gösterip dinimize önem vermemiz ve onu öğrenip hakkı ile yaşayabilmek için elimizden geleni yapmamız gerekir. Bu noktada Allahu Teala’dan başarı, yardım, kabul ve bereket dileyerek sizlere aşağıdaki siteyi ziyaret etmenizi ve istifade etmenizi tavsiye ediyoruz. Şüphesiz hidayet ancak ve ancak Allah’tandır.

Kaynak: DavetveCihad

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir