Şeyh Makdisî: “Dinin İkamesi Kitap ve Kılıçladır!” (Arşivden)

eeeCabir b. Abdullah (radıyallahu anhu) bir elinde kılıç bir elinde ise mushafı tutarak şöyle demiştir: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize bu kitabın dışına çıkanların boynunu bu kılıçla vurmamızı emretmiştir.”

Bu manayı açıklamak üzere Allah (Subhanehu ve Tealâ) şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.” (57 Hadid/25)

“Resullerin gönderilmesi ve kitapların indirilmesi ile asıl hedeflenen gaye, gerek Allah’ın hukukuna dair gerekse de yarattıklarının hukukuna dair insanların arasında adaletin tesis edilmesidir.” (İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetva, 28/263)

Bütün kitapların onun uğruna indirildiği ve bütün resullerin onu gerçekleştirmek amacı ile gönderildiği Allah’ın hukuku ile kastedilen; insanların, hayatlarının her alanında Allah’a kulluğun özü olan tevhidin gereklerini yerine getirmeleridir. Bütün resullerin mesajlarının aslı budur. Allahu Teala ilkinden sonuncusuna kadar indirmiş olduğu bütün kitaplarda bu yüce hakkı farz kılmıştır ki bütün kitapların bahsettiği tek husus ihlaslı bir şekilde Allah’ı tevhid etmenin sağlamlaştırılmasıdır. Bu noktada Allahu Tealâ’nın indirdiği bütün kitapların muhtevasını şu şekilde özetlemek mümkündür:

* Allahu Tealâ’nın indirmiş olduğu mesajlar zaman zaman tevhidi ikame etmeye, onu tesis etmeye yönelik bir çağrı, ona davet etmeye ve bu hususta sabır göstermeye yönelik bir emir yahut ta tevhidin hakim kılınması için cihad etmeye, onun uğruna dostluk ve düşmanlık yapmaya bir teşvik içermektedir.

* Allahu Tealâ’nın indirmiş olduğu mesajlar zaman zaman, Allah’ı hakkıyla tevhid eden, onu ikame eden, ona yardım eden ve bu yolda cihad eden kimselere yönelik Allah’ın (Subhanehu ve Tealâ) hazırlamış olduğu büyük nimet ve mükafatlardan haber verir.

* Yine zaman zaman, Allah’a ortak koşarak tevhidin hakkını bozan kişilerden beri olmaya, şirk ve ehliyle cihad etmeye, şirki yok etmek ve onu yeryüzünde bütünüyle kökünden kazımak için çaba göstermeye yönelik bir davettir.

* Zaman zaman da tevhide karşı çıkanların, tevhid ve ehliyle savaşanların kötü akıbetlerinden dolayı hissedecekleri pişmanlıktan ve Allah’ın onlar için hazırlamış olduğu korkunç ve kalıcı azaptan haber verir.

Başından sonuna kadar Allahu Tealâ’nın indirmiş olduğu bütün kitapların muhtevası ve bütün resullerinin mesajları, insanların hayatlarının her alanında Allah’a kulluğun özü olan tevhidin hukukunu yerine getirmeyi özetler ve bu esası ana konu edinir.

Bu hak, uğruna bütün mahlukatın yaratıldığı, kitapların indirildiği ve resullerin gönderildiği en yüce amaç ve en büyük hedeftir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.”

Her kim ki, bu haktan yüz çevirir, davetçilerin ve resullerin ilkelerine uygun olarak adaletle onu gerçekleştirmezse, o kimseye kılıçla karşı konulur.

İmam Ahmed’in İbn-i Ömer’den rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Ben; kıyametin eşiğinde kılıçla gönderildim. Tâ ki şirk koşulmadan yalnızca Allah’a ibâdet edilsin diye. Benim rızkım mızrağımın gölgesinde kılınmıştır. Zillet ve küçüklük benim buyruğuma muhalefet edenlerin üzerine verilmiştir. Kim de bir kavme benzerse şüphesiz onlardandır.”

İbn-i Teymiye (rahimehullah) şöyle demektedir: “Din ancak kitap, mizan ve demir ile ayakta durur. Kitap yol gösterir ve demir ise onu destekler. Allahu Teala; “..insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır” buyurur. Din ve ilim kitapla olur, mali ve diğer akitlerde hak ve adalet mizanı ile olur, cezalar ise demir gücü ile uygulanabilir. Müslümanların kılıçları Kitap ve sünnet olan bu dini destekler.” (İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 35/36)

Yine bir başka yerde şöyle demektedir: “Allahu Teala’nın belirttiği gibi, dinin ayakta durması, yol gösteren Kitap ve onu destekleyen kılıçla olur” (İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 28/396)

Tüm zamanlarda salih davetçilerin, insanların hayatlarının her alanında Allah’a kulluğun özü olan tevhidin hukukunun yerine getirilmesi esasını davetlerinin mihveri edinmeleri gerekir. Bu esası, sözlerinin ve düşüncelerinin başlangıcı yapmalıdırlar. Bu uğurda cesaretle meydanlara inmeleri, onun uğruna can vermeleri, hapsedilmeleri, öldürmeleri ve öldürülmeleri gerekmektedir.
Salih davetçilerin daima kitap ve sünnetin ışığında apaçık delillerle bu uğurda çaba göstermeleri üzerilerine bir sorumluluktur. Her kim ki bundan yüz çevirirse, kılıçla yola getirilir.

Gün gelirde ellerine kılıç almak onlar için güç olursa, tevhidden yüz çevirenlerin kılıçla düzeltilmesi gerekliliğini zihinlerinden çıkarmaları ve bu gayeyi ihmal etmeleri asla helal değildir. Bilakis tevhidin ikamesini kılıçla gerçekleştirmek için kitaba uygun bir şekilde ciddi bir çaba sarfetmeleri gerekmektedir.

Bu dinin hakikatini bilen herkes hatta düşmanları bile onun tevhid ve cihad olduğunu bilirler. Davet ve kıtal (savaş); yani Mushaf ve kılıçtır. Dinin düşmanları gerçekten çok iyi bilmektedirler ki, tevhid üzere yol almaktan ve adaletle onu ayakta tutmaktan yüz çevirdikleri sürece bu dinde onları terk edecek ve er yada geç onların değersiz, yalan ve hile dolu sistemlerinin kökünü kazıyacaktır.

Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kendileri ve kendileri gibi kimseleri boğazlamak için gönderildiğini onlar çok iyi bilmektedirler. Hiç şüphe yoktur ki, en yakın akrabaları ve kavmi tevhidi adaletle gerçekleştirmeyi reddettikleri zaman Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara bu şekilde karşılık vermişti: “Dinleyin ey Kureyş ahalisi! Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki ben size boğazlamak için geldim.”

Sonra Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah İslam’ı ve Müslümanları demir vasıtasıyla izzet sahibi kılına dek büyük bir kıyama kalkmıştı.

Allah’ın izni ile bizler Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve selem) peşinden gidiyor, O’nun yolunu takip ediyor, sünnetini ayakta tutuyor ve O’nunla birlikte savaşıyoruz.

“Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” (3, Ali İmran/146)

İbn-i Teymiye (rahimehullah) der ki: “Bir çok Allah dostunun Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte savaşması ya da O’nunla birlikte öldürülmesi Resulullah’ın da onlarla beraber aynı savaşta olmasını gerekli kılmaz. Bilakis Kim Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) tabi olur, O’nun dini uğruna öldürülürse, Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) ile beraber öldürülmüş sayılır. İşte sahabenin anlayışı bu şekilde idi. Onlar en büyük savaşlarını da Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve selem) vefatından sonra gerçekleştirmişlerdir. Öyle ki, Şam’ı, Irak’ı, Yemen’i, İran’ı, Bizans’ı, doğuyu ve batıyı fethettiler. İşte bu şekilde düşündüğümüz zaman Resulullah ile birlikte savaşan ve yine diğer resullerin dini uğruna savaşan ve yaralanan nice kimselerin bulunduğunu görürüz.. Bu ayet kıyamet gününe kadar bütün mü’minlere bir ibret vesikasıdır. Peygamber ölmüş olsa bile, peygamberle beraber Allah’ın dini uğruna savaşan herkes bu ayetin dahilindedir.”

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (48, Fetih/28)

“Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir.” (8, Enfal/75)

“Bilinmelidir ki itaat edilen kişi ile beraber olmak için, mutlak surette onu görmek gerekli bir şart değildir.” (Mecmuul Fetava)

Biz de düşmanlarımıza karşı hedeflerimizi aleni bir şekilde açıklıyor ve onlara diyoruz ki: Bugün eğer onlara karşı güçsüz durumdaysak, bu hesabımızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez. Asla! Bu bize haramdır. Bu yüzden gece gündüz Allah’a yakarıyor, sabah akşam ona dua ediyoruz ki, onlara ve bu dinin düşmanı olan herkese boyun eğdirecek gücü bize nasip etsin. Bütün hareketlerimiz ve eylemlerimiz buna hazırlanmak içindir.

Onlar bunu çok iyi biliyorlar. Ve gereksiz bir şekilde Mushaf ile kılıcın arasını ayırmakla uğraşan davetçilerinin sonunun hezimet ve çöküş olduğunu da biliyorlar. Böyle kimselerin bu dinin hakikatini bilmeyen, Allah’ın emirlerinden ve sünnetinden yüz çeviren, dinin aslını hiçbir şekilde anlamayan kimseler olduklarını da çok iyi biliyorlar.

Şeyhul İslam İbn-i Teymiye (rahimehullah) şöyle der: “İslam dini; kılıcın kitaba tabi olmasıdır. Kitap ve sünnete uygun bir ilim ortaya çıkarsa ve kılıçta buna tabi olursa İslamın emri kaim oldu demektir.” (Mecmuu-l Fetava, 20/393)

Ve yine şöyle der: “Dinin ayakta durması yol gösteren kitap ve destekçi kılıçladır.”

Ebu Muhammed El Makdisi

Ümmeti İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir