İyad Kunabi – 7. Oturum – Kıtlık zamanında hırsızlık haddinin rafa kaldırılması şüphesi

Qun

Tevhidî davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdünlü âlim Dr. İyad Kunaybî’nin 30 bölümlük “Şeriat’a Destek” vaaz serisi alt yazılı ve metin olarak yayınlamaya devam ediyoruz. İyad el-Kuneybî’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de demokrasi yolunu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

***

Dr. İyad Kunabi – Yedinci Oturum – Kıtlık Zamanında Hırsızlık Haddinin rafa kaldırılması şüphesi

Esselamu aleykum ve rahmetullah, Şeriata destek sohbet dizisini takip eden kardeşlerim! Gelin, şimdiye kadar oluşan fikirlerimizi tertip haline getirelim.
“Hangi tedricilikten söz ediyorsunuz?” başlıklı dördüncü oturumu anlamaya yoğunlaşalım. (https://www.youtube.com/watch?v=uQU8jNJj3FA)
Bu oturumun konusu gerçekten oldukça önemliydi. O yüzden onu bir defa daha dinleyelim. Orada tedriciliği delillendirme adına getirdikleri şeyler icmali olarak iki şeyden birisini ifade ediyordu. Getirdikleri deliller tedricilikten söz etmekten ziyade ya; insanlara şeriatı arz etme konusunda izlenilmesi gereken öncelikleri sıralamak ile ilgili idi. Ki bunu son iki oturumda açıklamıştım. Ya da; o an mevcut olan bir hükmün şartları oluşmadığı için uygulanmayarak, şartlar oluşana kadar onun yerine şeriatın diğer hükümleri ile amel etme babından idi.
Bu oturumda bu konuyu ele alacağız in şaa Allah.
Kardeşler bu konuya başladığımdan beri aleyhime itiraz olarak getirilen meselelerden çoğu Ömer’in (ra) kıtlık zamanında hırsızlık haddini rafa kaldırması konusudur. Peki kardeşler bunu nasıl anlıyorlar? Şöyle zannediyorlar mesela: Ömer (ra) fakirlik ve kıtlık baş gösterip insanlar hayatlarını ölümden kurtarmak için çaldıklarında aklını hakem kılıp şeriatın bu konu ile ilgili hükmünü haşa izale etti. Çünkü şartlar şeriatın uygulanmasına imkan vermemişti. Kardeşler bu anlayış hatalı bir anlayıştır.
Önce rivayetin sıhhati açısından ele alacağım. Bu rivayetin Ömer (ra) hakkında sabit olduğu bile aslen sahih değildir. Bunu İbn Ebi Şeybe musannefinde, Elbani’nin İrvaul-Ğalil’de dediği gibi, isnadında iki meçhul Ravi ile nakletmiştir. Her halükarda sahih olduğunu varsayarak konuyu ele alsak bile bizim konumuza bir etkisi yoktur. İnsanlar kıtlık anında zor durumda kaldıkları için hırsızlık yaptıklarında Ömer (ra) bunu uygulamayacaktır elbette. Peki neden? Çünkü bunu Ömer’e (ra) bu gibi durumlarda uygulamamasını emreden de şeriatın kendisidir de ondan….Çünkü bir hükmün tatbik edilebilmesi için sahih deliller yolu ile tatbikinin şartları oluşması gerekir.
Bu şartlar ise: Gizliden yapılması, çalınan malının aslen haram bir mal olmaması, malın değerinin nisab miktarına ulaşması, korunaklı bir mal olması, hırsızlığın iki adil şahit veya hırsızın kendi aleyhine iki defa yaptığına dair ikrarı ile sabit olması gibi… Bu şartlar oluşmasa hakimin hırsızlık haddini uygulaması caiz olmaz. Şartlardan biri olan, malın nisab miktarına ulaşması üzerinde örneklendirecek olursak; çalıntının bir altın dinarın dörtte birine varması gerekir ki bu, bir gram altın veya ortalama üç yüz Mısır cüneyhi yani bugünkü karşılığı elli Amerikan dolarına tekabül etmektedir.
Çalan kişinin çaldığı mal eğer sadece açlığını giderip yaşamını sürdürmesini sağlayacak miktarı kadar bir ekmek, piliç veya bunlara benzer açlığını gidermesini sağlayacak kadar olursa bu durumlarda zaten şeriat el kesme haddinin tatbikini emretmez.
Farz edelim ki, kıtlık dönemini yaşıyoruz ve bir fakir nisab miktarına ulaşacak derecede bir malı çaldı. Buna da hırsızlık haddi uygulanmaz. Çünkü bu kişi fakir olduğu için açlığını gidermek için bunu yapmıştır. O halde kardeşler mesele basittir aslında.
Şeriat, Ömer’e (ra) bu gibi durumlarda hırsızlık haddini uygulamamasını emretmiştir. Uygulamama emri de şeriatın bir parçası ve dahilinde bir hüküm olmuş oluyor. Yoksa sanıldığı gibi Ömer (ra) kendi görüşü ile amel etmiyor. Bilakis yaptığı şeriatı tatbik etmektir. Çünkü Allah teala kendi nefsini helak olmaktan kurtarmak için hırsızlık yapmak zorunda kalana hırsızlık haddinin tatbikini emretmemiştir.
Malumdur ki mülci zaruretler bazı durumlarda kişilere mahzurlu olan şeyleri mubah kılmaktadır. Tıpkı yiyecek bir şey bulamadığı zamanlarda ölüm tehlikesi ile yüzleşince hayatta kalabileceği kadar ölü eti, kan veya domuz etini yemesinin mubah olduğu durumlar gibi… Bu durumlarda zengin kişi kendi gönül arzusu ile bu fakire bir şey vermese eğer; bu fakir kendisini helak olmaktan kurtarmak için onun malından çalması caiz olur. Bir diğer değişle, Ömer (ra) bu durumda haddi tatbik etseydi günahkar olurdu. Çünkü bu durumlarda şeriatın tatbik etme dediği hükmü şeriata muhalif olarak tatbik etmiş olurdu.
Bir mümin diğer bir mümini hata ile öldürünce şeriatta bunun cezası nedir?
Cevap: Kefaret ve diyet vermektir. Peki bu kişi kısas olarak öldürülür mü? Hayır, çünkü kasıtlı değil hata ile öldürmüştür. Peki bu durumda bir hakim gelip böyle birini kısas olarak öldürülmesine hükmetse isabet etmiş olurmu? Asla!
Bilakis şeriatın yasakladığı bir suç işlemiş ve günahkar olmuş olur. Peki öldürmediğin de biz bu hakim için ”Kısas hükmü sabit olduğu halde şeriatın hükmünü tatbik etmedi” diyebilir miyiz? Tabi ki hayır! Çünkü bu hakim şeriatın hükmünü rafa kaldırmamaktadır. Aksine kısas için gerekli olan kasıtlı öldürme şartı tahakkuk etmediği için bu hakim kısasa hüküm etmemiştir. Dolayısıyla bu gibi durumlarda katil için bir başka ceza söz konusu olmuş olur. Nedir peki? Diyet ve kefaret.
Aynı şekilde zorda kalan hırsız hakkında da aynı şey söylenmelidir. Bu hırsız şeriatın hırsızlık için öngördüğü cezayı hak etmemiştir ki, ta ki Ömer (ra) bu cezayı tatbik etmemiş olsun. Kardeşler gördüğünüz gibi mesele fıkhi bir meseledir. Şeriata bedel olarak akıl işletilemez.
Sonra bir sorumuz var. Ömer (ra) ile aramızda 1400 sene var. Şuana kadar Ömer’in (ra) durumunda şeriatın tedrici olarak tatbik edilmesine delil vardır diyen salih selefimizden bir kişi var mı?  Bugünlerde sıkça duyduğumuz bu sözü geçmiş muteber alimlerimizden kim söylemiş? Selefi salihinden bir kişi bile Ömer’in (ra) durumu hakkında ”Ömer (ra) şeriatın uygulanmasını geçici olarak durdurmuştur” demiş mi? Ebu Hanife, Malik, Şafii, Ahmed, İbn Teymiyye, Gazali veya İbnul Kayyim gibi alimlerden kim bu ifadeyi kullanmış? Ümmetin alimlerinden kim demiş bunu?
Ümmetin alimlerinin bu hadiseye değinirken nasıl yorumladıklarına bakalım. İbnul Kayyim (ra) İlamul Muvakkinde şöyle der: ”İnsanların içinde yaşadıkları sene kıtlık senesi olur da zaruret ve ihtiyaçlar insanlara galebe çalarsa, hırsızın son nefesi çıkmasın diye bunun önlemini alıp gidermesinden neredeyse emin olunmaz. Mal sahiplerinin mallarını gerek uygun bir bedel karşılığında veya ücretsiz olarak malını dağıtmakta ihtilaf olmasıyla birlikte gerektiğinde çabalaması lazım. Sahih olan görüşe göre ücretsiz dağıtmalıdır. Çünkü insanların hüznünü giderecek yadım takviyesi yapmak ve güç yettiği oranda canları kurtarmak vaciptir.”
Yani kıtlık anında zenginin malını gönüllü olarak fakirlere dağıtması gerekir. Çünkü bu, fakirin onun malındaki hakkı kabilindendir. Devamında ise; “Bu durumlar, muhtaç kimselerden hırsızlık haddini düşüren güçlü şüphelerdendir. Haddin uygulanmaması konusunda bu şüphe, fakirin zengin olanın malından canını helak olmaktan kurtarmak için zorla almasının caiz olduğu durumlarda daha da güçlüdür.”
Yani sevgili kardeşler ”bu durumlarda fakir kendisini kurtarmak için zor kullanarak bile maldan alabilir”diyor. Yine devamında; ”Kıtlık yıllarında muhtaç ve zorda kalanlar çoğaldığı için durumu iyi olan ile ihtiyaç sahibi olan hırsız arasında bir ayrım yapmak mümkün olmaz. Hırsızlık haddinin üzerinde tatbik edilmesi vacip olan kişi ile vacip olmayan kişiler karıştığı için hadd külliyen kalkar.”
O halde Ömer’in (ra) böyle yaptığını varsaysak bile o durumda kime uygulanacak kime uygulanmayacak şeklinde bir ayrım yapma güç olduğundan haddi tatbik etmemiş olur.
Devam ediyor; “Ancak hırsızın ihtiyacı olmadığı halde çaldığı hususi olarak delilleri ile tespit edilirse bu durumda ona hadd uygulanır.” O halde kardeşler Ömer’in (ra) haddi kaldırdığını varsaysak bile bu, istisnasız tüm hırsızlar için külli genel bir kaldırma değildir. Aksine eğer muayyen bir kişinin ihtiyacı olmadığı halde çaldığı tespit edilirse ona, “velev ki kıtlık zamanında olsa bile hırsızlık haddi tatbik edilir,” demektir.
Mesele Allah tealanın kullarına lutfu gereği olarak zorda kalma, ikrah ve özür olabilecek cehalet durumlarında müsamahalı davranması ile ilgilidir. Bunun gereği olarak şeriatın tatbiki konusunda insanlara rıfk ile davranmak esas olmalıdır.
O halde kardeşlerim, insanlara aşırı şevkatinden dolayı şeriatı uygulamayı rafa kaldıran kişi ya şeriatın zor durumda kalma, ikrah ve cehalet durumlarında zaten gözettiği hoşgörülü ahkamdan habersiz biridir, yada kendisini Allah tealadan kullara karşı daha merhametli görüyordur. Her iki durum şeriat hakkında suizan sahibi olmanın göstergesidir. Oysa Allah tealanın şeriatı herkesten daha merhametlidir.
Mesela Mısırın bazı çöl bölgelerinde yaşayıp fatiha bile okuyamayan hatta Nebi’nin (sav) adını bile doğru dürüst telaffuz edemeyen halklar bulunmaktadır. Bunlar uzun yıllar boyunca katı ve gaddar sistemlerin cahilleştirme politikalarına tabi tutulmuşlar. Dolayısı ile o bölgede bir İslam nizamı tesis edilir edilmez bu bölgelerde yaşayanlara ilim ulaştırılmaksızın hemen içkinin, faizin ve esrarın haramlığını bildirmeden direk cezalar tatbik edilir mi? Hayır!
Çünkü bu insanların o cezayı hak etmeleri için önce onun hükmünü bilmeleri lazım. Belki bir çoğu duruma göre mazur bile olurlar. Cezanın şartlarından biri amelin haram olduğu bilgisini yaygın olmasıdır.
Mücrim ve despot nizamlar ise onları tamamen bu bilgilerden cahil kalmalarını sağlamıştır. Bu durumlarda devletin görevi önce hücceti ulaştırıp bildirmek olmalıdır. İlim yaygınlaştıktan sonra yapanlar olursa artık şartlar kamil manada tahakkuk ettiği için haddin tatbik edilmesinde bir mani kalmaz.
O halde insanların cehaletleri ile mazur olduğu durumlarda hırsız veya içki içene had uygulayan bir İslam devletinde, buna ilk karşı gelen biz olmalıyız. Bu konuda şimdi yaptığımız gibi, şeriata destek adlı reddiye silsileleri yapıp bunun yanlışlığına değinmeliyiz. Çünkü şartları olgunlaşmamış bir hükmü tatbik etmek, mukabilinde ki şeri bir hükmü iptal edip rafa kaldırmak demek olduğu için, bu da başka bir açıdan şeriatı tatbik etmemek demektir.
Ümmet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir