Dr. İyad Kuneybî: Maslahat ve Mefsedet Meselesini Uygulamadaki Denge – 2.Bölüm

iyad kunaybi

  بسم الله الرحمن الرحيم

-TAVİZ FIKHI-

2. Vaaz 2. Bölüm

Maslahat ve Mefsede Meselesini Uygulamadaki Denge

Kardeşler sıradaki konuya gelmeden önce, almış olduğumuz örneklerde senin vacip olan bir şeyi terk etmeni gerektirecek ya da haram olan bir şeyi yapmanı gerektirecek bir örnek bulunmamaktadır.

Velâkin hak olarak söylenen bir şey de bazen maslahat ve mefsedet kaidesi bizleri büyük bir haramdan sakındırmak için küçük haramları işlemeye çağırmaktadır. Ya da büyük bir vacibin maslahatı uğruna küçük bir vacibin terk edilmesi de haktır ve dinimizde mevcut olan bir şeydir.

Buna verilen örneklerden birisi de zaruret anında ölü eti yemektir. Eğer istersen buna ‘maslahat ve mefsedet kaidesi’ olarak isim ver istersen de ‘zaruretler haramları helal kılar’ olarak isim ver. İnsanın helak olmaya doğru yaklaştığı sırada yani zorluk anında ölü eti yeme meselesi iki kaidenin altında da incelenebilir. Tabi kişinin kendisini elleri ile tehlikeye atıp kendisini ölüme terk etmesi büyük bir mefsededir ve haram olan bir iştir. Şeriatımızda ölü etini yemek haram olmasına rağmen, Hâkim olan Allah nefsi helak olmaktan kurtarmak için ölü etini yemeğe izin vermiştir.

Kalkan yapma meselesi…

Bildiğiniz gibi Tatarlar İslam âlemine musallat olunca Müslümanlardan almış oldukları esirleri kendi önlerine koyuyorlardı. Onları kalkan yapıp Müslümanlara ait başka şehirleri almak istiyorlardı. Tabi ki onlar, Müslümanların kalkan olarak kullanılan kardeşlerini öldürmede sıkıntı çekeceklerini biliyorlardı. Bu esirlerin sayısı bazen yüz bazen iki yüz oluyordu. Onlar civardaki şehirleri elde edebilmek için esirlerin arkasında saklanıyorlardı. Müslümanlar da esir kardeşlerine zarar gelmesinden korktuklarından dolayı ok ve mancınık kullanmaya çekiniyorlardı. Böylesi bir ortamda fakihler ihtilafsız bir şekilde o Müslüman esirlerin, kardeşlerimiz olmasına rağmen, masum olmalarına ve kanları haram olmasına rağmen öldürülmelerine yönelik fetva vermişlerdir. Tabi ki asıl olan onların öldürülmesi değildi velâkin kâfirleri öldürebilmek onlara bağlıydı. Eğer o esirlerin öldürülmesine yönelik fetva verilmeseydi, çok daha büyük bir mefsede hâsıl olacaktı. Bu da şehrin tamamının düşmesi, içindekilerin öldürülmesi, kadınların Tatarlara cariye düşmesi, mahrem olan şeylerin helal görülmesi gibi çok büyük mefsedelere sebep olacaktı.

İbni Teymiyye rahimehullah Fetvalar kitabında şöyle söyler: “Muhakkak ki âlimler şunda ittifak etmişlerdir: Eğer kâfirler yanlarındaki Müslüman esirleri kendilerine kalkan yaparlarsa, âlimler böylesi bir durumda Müslümanların zarar görmelerinden korktuklarından dolayı kâfirlerle savaşılmaması üzerine, o esirlerin öldürülebilmesine fetva vermişlerdir.”

İbni Kasım, İnsaf adlı kitabın sahibinden yapmış olduğu nakilde söyle der: “Eğer kâfirler Müslüman bir esiri kendilerine kalkan yaparlarsa, Müslümanların geneline gelebilecek bir zarar olmadıkça onlara ok atmak caiz olmaz.” Yani yüz esiri bir şehrin tamamını savunabilmek için kurban edebilirsin. Eğer böyle yapmazsan kâfirler önlerinde kalkan yaptıkları Müslüman esirler ile birlikte gelecekler ve mahrem olan şeyleri helal kılıp insanları öldürecekler. Kişi Müslümanların genelinin başına bir şey gelmesinden korktuğundan dolayı kâfirleri vurma niyeti ile onlara atabilir tabi bu esnada esir Müslümanlardan da isabet alanlar olabilir. Devamla dedi ki: “İşte bunun üzerinde hiç tartışma yoktur.” Bu fetva üzerinde hiçbir ihtilaf yoktur. Velâkin kardeşler, burada Allah’tan bir nura ve basiretli olmaya ve bu meseleyi tahkik etmeye ihtiyacımız vardır. Bu mesele üzerinde icma eden fakihler yine benzer bir durum içeren ikrah altında başkasının öldürülmesinin istenmesi meselesinde de ihtilafsız bir şekilde ikrah altında bir başkasının öldürülmeyeceğine yönelik icma etmişlerdir. Yani eğer bir adam elinde silahla gelse ve silahı sana doğrultarak, “Şu Müslüman kardeşini öldür yoksa ben seni öldürürüm” derse sana vacip olan şey o adamın seni öldürmesine sabretmen ve Müslüman kardeşini öldürmemendir.

Evet, Müslümanların genelini korumak için bazı Müslüman esirler öldürülebilir ama senin kendi nefsini himaye edebilmek için başka bir Müslümanı öldürmen icma ile haramdır.

Başka bir örnek ise…

Müslüman olduğunu ailesinden gizlediğinden dolayı Allah’ın kendisine bir çıkış açıncaya kadar nefsini korumak için kapanmayan bir bacı. Bizler böyle bacıların olduğunu gördük. Ve Mısır gibi Müslümanların ülkelerinde ve Arap devletlerinde hala görmeye de devam etmekteyiz. Eğer Hıristiyan kadınlar Müslüman olacak olsalar ve aileleri bunu bilecek olsa akıbetleri bellidir, ya dinlerinden dönünceye kadar ya da ölünceye kadar azap ederler. Bu kadının hiçbir şek ve ihtilaf olmaksızın Allah sıkıntısını giderinceye kadar ve güvenilir bir mekâna kaçıp dinini ilan edinceye kadar açılma hakkı vardır. Bu kadının kapanmamaya yönelik hakkı vardır velâkin gücü nispetince ailesinin dikkatini çekmeyecek ölçüde kapanması gerekmektedir. Bununla beraber bizler Müslüman ülkelerde yaşayan ve sonradan Müslüman olup dini, namusu ve hayatı hakkında korkan bacılar için bunu caiz görsek bile Batı devletlerinde yaşayan Müslüman bir bacı için buna cevaz vermemekteyiz. Batı’da, Fransa’da ya da başka bir Batı ülkesinde yaşayanlar için bunu caiz görmeyiz. Eğer bu kişi Batılı devletlerde yaşamakta kararlı ise orada hayat daha kolay, imkânlar daha geniş diye Müslüman ülkelere dönebilme imkânı olduğu halde orada kalmayı tercih etmiş ise ve işini muhafaza etme uğruna ya da rahat bir hayat yaşamak için hicabını çıkartmış ise işte bu açık bir haramdır.

Öyleyse kardeşler bu meselelerde Allah’tan tevfike ihtiyacımız vardır. Maslahat ve mefsedet meselelerini dengeli bir şekilde tartabilmek için hevaya ve akla değil de Allah’tan bir basiret ile değerlendirmeye ihtiyacımız var.

Sizlere soruyorum ümmetin güvenilir ve sebat eden âlimlerinin vermiş olduğu bu örneklerde, tevhidin maslahatının feda edildiğini ya da şeriat ile hükmetme maslahatının feda edildiğini, bu ümmetin yardımı için olan cihadın feda edildiğini gördünüz mü? Bu örneklerin hiç birisinde Allah’a şirk koşmanın mefsedesine ve münkirliğine yaklaşıldığını ya da Allah’ın şeriatından başka bir kanun ile hükmedildiğini ya da Yahudi ve Hıristiyanlara dostluk yapıldığını ya da zalimlere yakınlaşıldığını gördünüz mü? Taviz fakihlerinin ortaya atmış olduğu bu ölümcül şüphelerin hiç birisi bu örneklerin içerisinde yoktur.

Allah’tan isteğimiz basiretlerimizi ve görüşlerimizi aydınlatması ve sevip razı olduğu şeylere bizleri hidayet etmesidir. Söylediklerim duyduklarınızdır. Kendim ve sizler için Allah’tan bağışlanma dilerim.

Taviz Fıkhı 1. Bölüm

Taviz Fıkhı 2. Bölüm

Taviz Fıkhı 3. Bölüm

Taviz fıkhı: “Maslahat ve Mefsedet Kaidesi”

Tercüme: Ensar Mescidi

 Ümmet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir