“Endişem Dinim İçindir!”

Er-Re’yul Ürdüni Gazetesi, 29/Safer/1417 h. (15/7/1996m.) tarihinde meclis kanunu ile ilgili “Kalbin Vatanımla Beraberdir” isimli, Bessam el-Amuş tarafından yazılmış içerisinde bütünüyle hata ve yanlışları barındıran makale yayınladı.

Makalenin bir bölümünde şöyle deniliyor: “Millet adına endişelerimin en büyüğü, geçen hafta diğer şehirlerde varlığına şahit olduğum, topluma kara gözlüklerle bakan tekfircilik olgusudur. Onlar çağımızın haricileridir. Sadece açıkça küfür ehlinden olanları tekfir etmekle kalmıyor, buna hükümete katılmak ya da parlamentoya girmek konusunda kendileri ile farklı düşünenleri de ekliyorlar.”

Sonra laik Türk Hükümeti’nin yeni başbakanını savunan sözler söylüyor. Bu kısmı beni ilgilendirmiyor. İstersem ona bu konuda bir sürü cevap yazabilirim… Ve şöyle devam ediyor:

“… Kendilerine Ahbaş adını veren bu kişiler tekfircilerden bir gurubtur. Şeyhul İslam İbni Teymiye ve Şehid Seyyid Kutub’a kadar dil uzatıyorlar. Onlar her ne kadar bu insanlar gibi olmaya yelteniyorlarsa da bu çabalarında başarısız olacaklardır. Hükümet o konuştukları mescidlerde kaosa engel olmak için onları durduracak ve hadlerini bildirecektir.”

Makale baştan aşağı –tıpkı diğer ırkçı kitaplar gibi- ırkçılık kokuyor. İslam değil… Zaten ismi de “Kalbim vatanımla birliktedir.” Kalbim dinim ile birlikte değil.. Cehalet ve sapıklıkla dolu makalede şu sözlere bakın…

“Ürdün anayasası devletin dininin İslam olduğunu söyler. Böyle olduğu sürece onun korunması anayasal hatta şer’i bir sorumluluktur.”

Anayasal sorumluluk olarak kabul ettiği ve propagandasını yaptığı konuları bir düşünün. Eğer onların saygı duydukları ve buna uygun kanunlar koydukları şeriatleri ve dinleri bu ise, yani onlar Allah’ın şeriatini din ediniyorlarsa, bizler durumlarını Allah’ın ayetleri ile gözler önüne serdiğimizde neden sinirleniyorlar?

Makalenin bir yerinde şöyle diyor: “Ülkemiz Ürdün’de anormal şeyler olmaya başladı. Vatan din ve ahlakla ilgisi olmayan.”

Vatanı dinden önce tutmasını, aynı şekilde sözünün başlangıcında “millet adına endişelerimin en önemlisi” deyişine dikkatinizi çekerim.

Bütün bunların temel nedeni kalplerinin ve kulaklarının tıkalı olmasıdır. Bununla beraber bizim niyetimiz onlara bu konularda cevap vermek değil. Çünkü zaten pek çok farklı yerde onlara vermemiz gereken cevapları verdik.

Burada tevhid ehline yönelik yanlışlar, onların tekfirciler, Şeyhul İslam İbni Teymiye’yi ve diğer islam davetçilerini tekfir eden sapıklar (Ahbeş) olarak adlandırılması konularına cevap vereceğim.

Bu tip adamlardan böylesi sözler okumak aslında hiç garip değil. Özellikle gerçeklerin tahrif edildiği şu zamanda… Herkes Allah’ın dini hakkında uzman kesilmiş. Hatta tağutun şirkinden nasibini almış, tağut tarafından yere çalınmış kişiler bile.

Eğer o kendi kendini yöneten halkın sözcüsü ise, muvahhidlerin sözleri ona neden bu kadar dokunuyor? Anlaşılan tevhidi ve onun parlamento kanunlarından ne kadar uzak olduğunu ve tağutların inadına gençler arasında yaygınlaştığını görmek onu sinirlendirmiş ve canını yakmış. Biliyor ki; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mesajının özü ve mihengi olan bu tertemiz davet, onun yalanlarını, küfür hükümetine katılmak ve parlamentoya girmek konularındaki sahtekarlığını ortaya çıkarıyor.

Öyle ki iş sonunda muvahhidlerle, Ahbaşları birbirine karıştırıp, hükümeti onlara karşı kışkırtma noktasına varıyor. Bu sadece onun acziyetini ortaya koyuyor. Sap ile samanı birbirinden ayırmayan kişiler misali…

Onun gibileri tasvir eden şu sözü söyleyen her kimse Allah ondan razı olsun.

“Onların gözleri ile gördükleri hiç bir şey yoktur.

Sadece saçma sapan sözler…

Başları sıkışınca delillere değil, sultana sığınırlar.”

Sonra tekfirciler diye bahsettiği muvahhidlere karşı camilerde kaosa engel olmak için yardım istediği hükümet hangi hükümet? Bizzat Allah’ın şeriatını atıl kılan hükümet değil mi? Allah’ın dini ile savaşan, Yahudileri ve davetçileri susturup küfür hürriyetini savunan, Allah’ın dini ile alay edenleri himaye eden, kafir milletlere meyleden hükümet… Bu kör bütün bunları görmezden geliyor.

Sonra da bu hükümetten tekfirciler diye adlandırdığı kişilere karşı yardım istiyor. Aslında onların gözleri değil, kalpleri kör.

Söz konusu kişi şöyle diyor: “Topluma kara gözlüklerle bakan bu tekfirciler…”

Bilmiyorum senin topluma ve muvahhidlere baktığın gözlüğün rengi nedir ki, onları tekfirci ve harici olarak görüyorsun? Sakın bu tağutların size dağıtmış olduğu “şirk meclisi gözlüğü” olmasın. Ya da saygı duyacağınıza dair yemin edip, ona uygun kanunlar koyduğunuz “anayasa gözlüğü”?

Ancak senin ve senin gibilerin tekfirci diye isimlendirdiği muvahhidler, topluma sadece ve sadece kitap, sünnet gözlüğü ile bakıyorlar. Bu yüzden senin tarif ettiğin kişiler gibi toplumu külliyen tekfir etmezler.

Ancak onlar Allah’ın dinini atıl kılan, onun diniyle savaşan, onların ve onlarla küfür dinleri üzerine işbirliği yapanların dini açıdan hükümlerini açıkladıkları zaman, sen onları topluma kara gözlüklerle bakmakla, kokuşmuş bir davaya sahip olmakla itham ediyorsunuz.

Her muvahhid dinini ve tevhidin ne demek olduğunu bilir. Allah ve Resulunu inkar eden, ona eş koşan, ruku, secde ve dua gibi herhangi bir ibadet şeklini Allah’tan başkası için yerine getirenlerden başkasını tekfir etmez. Çünkü mutlak kanun koyma yetkisini Allah’tan başkasına veren O’na şirk koşmuş, O’ndan başkasına ibadet etmiş, bu beşeri kanunların sahiplerini Allah ile birlikte kendisi için bir rab tayin etmiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onların rab edinimlerinin ve ibadetlerinin ruku ve secde etmek şeklinde olmadığını, kanun koyma noktasında onlara tabi olmak şeklinde olduğunu açıklamıştır. Bu konudaki sözü biraz uzattık. Şimdi konumuza dönelim.

Bessam şöyle devam ediyor: “Onlar açıkça küfredenleri tekfir etmekle yetinmemektedirler. Onlar bu asrın haricilerdir.”

Sorarım sana ey ukala, harici olan kim?

Onlar Ali bin Ebu Talib’e karşı mı huruç ediyorlar? Yoksa Osman bin Affan’ın mı? Yoksa Allah’ın şeriati ile hükmeden raşid halifelerden herhangi birine karşı mı?

Sonra ey “doktor” hangi günahların küfre düşürdüğünü ve haricilerin vasıflarını bilmediğini zannetmiyorum. Söyler misin, tağutların şirkinden uzak durdukları için her fırsatta intikam aldığın  muvahhidleri küfre düşüren bu günahlar nelerdir?

Acaba onların günahları şu sözünde bahsettiğin şeyler mi?: “Sadece açıkça küfür ehlinden olanları tekfir etmekle kalmıyorlar, buna hükümete katılmak ya da parlamentoya girmek konusunda kendileri ile farklı düşünenleri de ekliyorlar.”

Bu küfre düşüren bir günah mı? Yoksa şirki inkar etmek mi? Muvahhidlere olan hıncın bundan dolayı mı? Parlamenterlere ve hükümete Allah’ın hükümlerini açıklıyorlar diye mi bu hıncın…

Sizin için en önemli olan şey bu. Muvahhidlerin üzerine saldırmanızın, onları harici diye isimlendirmenizin tek sebebi bu. Muvahhidlerin bu açıklamaları, akli ve şehvani isteklerine uygun olarak dini tahrif eden herkesi rahatsız ediyor. Çünkü onlar kafir milletlere yamanmaya çalışıyor, onlarla beraber oturup kalkıyor, yiyip içiyor ve Allah’ın indirdiğinden başka bir şeyle hükmetme konusunda onlarla ortaklık yapıyorlar.

Gelelim “Açıkça küfredenleri tekfir etmekle yetinmiyorlar” sözüne;

Acaba size göre açık küfür olan şey nedir? Bize bunu açıklar mısınız? Siz İslam hakkında O’nun isminden başka bir şey bilmediğiniz gibi Tevhid’in de “t”sinden haberdar olmayan bir topluluksunuz. Sözlüğünüzde “küfr”’ün tanımı olmadığı için doğal olarak onu tarif edemiyorsunuz. Aynı zamanda Allah’ın kullarına farz kıldığı, kurtuluş için şart koştuğu “tağutu inkar” ibaresi de sizin sözlüğünüzde yer almıyor.

Belki yahudileri tekfir edeceksiniz. Ama onlar milli bir meseledir. Onlarsız olmaz… Ya da hırıstıyanları tekfir edeceksiniz ama çoğunuz onlarla kardeşlik ediyor, beraber oturup kalkıyor, dostluk ediyorsunuz. “Milliyetçilik” çatısı altında onlarla berabersiniz.

O halde senin açık, net küfür diye bahsettiğin bu küfür nedir?

Muvahhid kardeşim, bil ki; Sözünü ettiğimiz bu makale bir çok sapkınlıklarla doludur. Şirk hükümetinden ve parlamentodan uzak duran muvahhid kardeşlerimize saldıran bazı yazılarla aynı minvaldedir. Bu makaledeki yanlışları tek tek ele alacak olursak elinizde tuttuğunuz şu kağıtlar kat kat daha fazla olurdu. Eğer bu şahıs mücahitleri “tekfirci”, “harici” diye adlandırmasaydı ona cevap vermeye bile tenezül etmezdim. Çünkü bu onların son yanlışı değil… Bu konuda her gün pek çok şey okuyoruz. Davamızın asıl seyrinden sapmak korkusuyla bunlarla ilgilenmeyi kendimize yakıştıramıyoruz.

Muvahhidlere iftira eden, onların davaları çevresinde hileler düzenleyenlere dikkat edin.

Ey kusurları ifşa olmuş olan sizler!! Andolsun ki Allah’dan başka ilah yoktur. Biz sizinle uğraşmak istemiyoruz. Ortaya çıktığınız ilk günden bu güne kadar ne dolaplar çevirdiğinizin farkındayız. Ancak insanlar size aldanıyorlar. İnsanlara put ehlini terkettiğimizi, İslam’ını izhar edenlerle meşgul olduğumuzu açıklamayı kendimize yakıştıramıyoruz.

Biz en güzel bir şekilde sizleri Allah’a davet ediyor, apaçık şirk ve küfür anayasalarına saygı duymaktan men ediyoruz. Hepinizi oturup kelime-i tevhid’in (Lailahe illallah) anlamını ve onun getirdiği sorumlulukları öğrenmeye davet ediyorum. Çünkü pek çoğunuz bundan bihabersiniz. Hatta Alla’u Teala namaz, zekat gibi ibadetlerden daha önce kelime-i tevhidin öğrenilmesini farz kılmasına rağmen bu konuda zerre kadar dahi olsa bir adım atmıyorsunuz.

Allah’a tövbe edin ve doğruya yönelin. Zira Allah pişman olanların tövbelerini kabul eder. Günahla elde edilecek bir saygıdan sakının ve sizin tarafınızda olmayan kişilerden gelecek olan nasihata uyma konusunda kibirlenmekten de sakının…

Bu size tebliğimdir…                                                                                                      

Ebu Muhammed el-Makdisî

Sevaqa Hapishanesi

(29 Safer 1417 Hicri)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir