Filistin’deki İslamî Hareketlerin Analizi (Şeyh Faris ez-Zehrânî)

 

hamas

Suudi Arabistan yönetimi tarafından geçtiğimiz günlerde idam edilen İslam âlimi-davetçi Fâris ez-Zehrânî (Ebu Cendel el-Âzadî)’nin yıllar evvel Filistin’deki hareketler üzerine verdiği bir mülâkatı Ümmet-i İslam okurlarına takdim ederiz:

Soru: Filistin’deki İslami, cihadi hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: Öncelikle bu soruyu diplomatik bir manada cevaplamayı düşünüyordum. Fakat açıklama gerektiği için ve kaçınamayacağımız gerçekler olduğu için böyle yapamazdım.

Öncelikle; İslam alemindeki askeri hareketler, tek bir metod üzerinde değildirler. Bazıları selefi salihin metodu üzerindeler, bazıları milliyetçi, bazıları İhvancı, bazıları oportunist menfaatçi vs… ALLAH Rasulü(s.a.s.)’nün miraca yükseldiği topraklarda da tüm bu metodları görmekteyiz. Fakat burada en önemli nokta, bu hareketlerin hepsi de kendisini İslami olarak farz etmektedir.(Yazardan önemli bir not: Bu hareketler, kendi avam tabakaları, iyi niyetli ve samimi üyeleri ile yönetilmezler. Bundan ziyade her hareket, sancağı ve liderliği tarafından temsil edilir.) Bu hareketlerin temel şer’i meseleler ışığında değerlendirilmeleri yönünde bir çok soru sormak istiyoruz. Bunun için ALLAH’ın dininde iyi bilinir ki; mürtedin kendine özgü kuralları vardır. Asli kafirin kendine özgü kuralları vardır. Bu ayırım, ALLAH’ın kitabında ve Resul’ün sünnetinde apaçıktır. Fıkıh alimlerinin, bu konuda uzun ve kapsamlı materyalleri vardır.

Selefin metodu üzerine olan cihadın, küfür ve şirkle bir ittifakı olmaz. Mürtedlerle ne diyalogu olur, ne mütarekesi olur, ne güvencesi olur ne de antlaşması olur. Tüm bu şer’i kanunlar, Müslüman alimler tarafından sağlamca kurulmuş ve açıklanmıştır. ALLAH Rasulü(s.a.s.); “Kim dinini değiştirirse O’nu öldürün!” buyurmuştur. Dolayısıyla kim, İslam’ından sonra irtidat ederse, İslam’a dönmek yahut öldürülmekten başka bir seçeneği olmaz. İbni Teymiyye(r.h.) der ki: “Sünnet, mürtedin cezasının asli kafirinkinden bir açıdan daha büyük olduğunu açıkça tespit etmiştir. Mürted, her durumda öldürülür. O’ndan, orijinal kafirin aksine ne cizye alınır, ne de zımmi olarak kabul edilir. Yine asli kafirin aksine, savaştan çekilmiş dahi olsa öldürülür. (Mecmuu’ül Feteva,28/47)

Peki Filistin’deki bu hareketler(HAMAS ve İslami Cihadı kastediyorum), neden Yaser Arafat’a karşı olan tutumlarını netleştirmiyorlar? Neden her toplantıda ve TV kanallarındaki röportajlarında O’ndan “kardeşimiz Yaser Arafat” diye bahsediyorlar? Bu mürted, onların kardeşi midir? Ya Ebu Mazen Mahmud Abbas’a karşı tutumları nedir? Bu grupların bazı siyasi liderlerinin, O’ndan söz ederken “kardeşimiz” dediklerini duyuyoruz. Halbuki herkes, Abbas’ın bir Bahai olduğunu bilirken…

Neden hepsi, Mısır istihbaratı ve tağut idarecilerle bu toplantılarda buluşuyor? Neden diğer savaşlarla karşılaştırıldığında zafer bu kadar ertelendi? Bu hareketlerin bu konulardaki tutumlarını, ALLAH’ın kitabı ve peygamberinin sünnetine göre, selefin anlayışına göre açıklamaları gerekiyor.

Salih selefin metodu üzere olan cihad hareketleri için düşmanı tanımlamak çok açıktır ve Arafat yönetiminin hükmü de; Müslüman alimlerin icması ve ümmetin ittifakıyla küfürdür.

Yine Şeyh Ahmed Yasin’in, “Ed dahirah vel mujizah ve usturad et tahtii(Darul Furkan Yayınları, sf.116-118)” adlı kitapta, kendisine sorulduğu zaman yaptığı şu açıklamalara ilişkin açık ve net bir cevap bekliyoruz:

Soru: Peki Filistin halkı, demokratik bir devlet isterse o zaman buna nasıl karşılık vereceksiniz?

Cevap: Ben de seçimleri kazananın iktidar olduğu, demokratik, çoğulcu bir devlet istiyorum.

Soru: Komünist Parti seçimleri kazanacak olursa, sizin pozisyonunuz ne olacaktır?

Cevap: Eğer Komünist Parti bile seçimleri kazanırsa, Filistin halkının bu arzusuna saygı gösteririm.

Soru: Eğer seçimlerden, Filistin halkının demokratik, çoğulcu bir devlet istediği ortaya çıkarsa, o zaman sizin tutumunuz ne olacak?

Cevap: (Şeyh Yasin öfkeyle yanıtladı) VALLAHi bizler onurlu ve dürüst bir halkız. Eğer Filistin halkı, bir İslam devletini reddettiklerini deklare etse, ben onların bu tercihlerine saygı gösterir ve onu kutsarım.”

Ve Yaser Arafat kuşatıldığı zaman, HAMAS’ın askeri kanadı olan Kassam Tugayları, 15 Ocak 2002 tarihli bir bildiri yayınladı. Bu bildiri, medya tarafından da yayınlandı. Bu bildiride şunlar yer alıyordu: “Siyonist düşman, başkan Yaser Arafat’tan kuşatmayı ve sınırlandırmayı kaldırmazsa o zaman birliklerimiz, Siyonist ülke içerisinde bunun karşılığını verecektir. Ve bu karşılığı, er yada geç göreceksiniz. Ve onların tüm varlığını sarsacak, hayatı çekilmez edecek operasyonlarla karşılık vereceğiz.”

Peki küfrü ve düşmanlığı, Yahudilerden daha beter olan Yaser Arafat’ı müdafaa etmekteki bu şiddet neden? O, Filistin halkını kuşatmak ve gerçek mücahitleri takip etmek için görevli bir kukla iken… Ki O, bu hareketlerin üyelerini de ele geçirmek için aletlik yapmıştır. Cibril Nasrub’un hikayesi bu kadar çabuk unutulamaz. Ve HAMAS, bu bildiride Filistin hükümetini tanımlayarak şöyle diyordu: “Saygıdeğer Başkan, tüm ordudan ve mücahid hareketlerden bu işgalcilere karşı ateşkes rica ederken… ve Filistin hükümetinin istihbarat birimleri, mücahidleri ve direnişi takip ederken, müesseseleri legal yollar ve adli karar olmaksızın yıkarken, bazı mücahidleri kaçırıp evlerini basarken, ailelerini taciz ederken, mallarına el koyarken vs… Filistin yönetiminden, Siyonist düşmanın yapılmasını talep ettiği tüm bu tedbirleri durdurmasını istiyoruz.”

Bu yüzden ALLAH yolunda cihad, tekrar edelim, ALLAH yolunda halkın ve ülkenin müdafaası, ancak ALLAH’ın ve Rasulü(s.a.s.)’nün emirlerine işitip itaat ediliyorsa Alla yolunda cihaddır. Ve ALLAH yolunda cihad, onurun, zenginliğin ve adaletin müdafaası, ona uyumlu olmalıdır. Ama bu mürted, kafir, İslam ve Müslümanların düşmanı Yaser Arafat’ı müdafaa, ne olarak adlandırılacaktır?

ALLAH demiyor mu ki; “İman edenler ALLAH yolunda; küfredenler ise Tağut yolunda savaşırlar!” Arafat da bir tağut değil midir? Öyleyse O’nun için savaşmak ne olarak adlandırılabilir?

Bazılarının sözlerimden dolayı öfkeleneceğini biliyorum. Fakat diyorum ki; eğer birileri, zihinlerinin kapatılmasından mutlu olacaklarsa biz bunu yapmayız. Çünkü bu konu ve sorular, şer’i ve nettir; kimseden saklanamaz. Öyle ki bunların açığa kavuşturulması, bu hareketler için de gereklidir. Bu karmaşanın nedeni, ALLAHu Alem, İhvan’ın çok sefer belirttiğimiz akidevi sıkıntılarından muzdarip metodolojisidir. Bu sıkıntı, iç düşman ve dış düşman ayrımındadır. Yani dış düşman için hepimiz birlikte olmalıyız fakat iç düşman için hayır… Ebu Katade El-Filistini(ALLAH esaretten kurtarsın), 55. makalesinde şöyle diyor: “Burada şunun üzerinde durmalıyız ki; ‘cihad’ kelimesi, İhvanı Müslimin tarafından kullanıldığı zaman tek ve eksik bir mana taşır. Bu da dış cihaddır. Yani Mısırlıların İngilizlerle savaşması, Filistinlilerin Yahudilerle savaşması, Afganların Ruslarla savaşması vs. Fakat Arap mürtedlerle savaşmaya gelince, bu onların tasavvurlarına girmiyor. İşin başlangıcında bu tarz bir savaşın şer’i temellerini bilmedikleri ve tevhidi sahabenin anladığı gibi anlamadıkları için bu konsept, onların zihinlerinde var olmamıştır.”

Evet, bu hareketler iki cepheye, mürtedlere ve orijinal kafirlere(Yahudiler) karşı , savaş yürütecek kapasitede değiller. Ve belki de stratejik olarak mürtedlerle savaşılmaması gerektiğini düşünüyor olabilirler. Deriz ki, böyle yapabilirler fakat hiçbir durumda Yaser Arafat’ı ve otoritesini temize çıkarmaya, O’nu savunmaya, Onunla diyalog kurmaya müsaade edilmemişlerdir. Bu, çok net ve önemli bir konudur.

Bu hareketler hakkında konuşmak, çok zaman alır. Bu hareketlerin mensuplarına, kendilerini değerlendirmeleri ve geçmişi revize ederek hatalardan kaçınmaları için bir değerlendirme ölçüsü olması bakımından nasihat ederek bitireceğim. Bizim savaşımız yalnızca ALLAH rızası için olmalıdır. Duygusal ve samimi olmak yeterli değildir. İşler, şer’i teraziye göre düzenlenmelidir. 

Ebu Cendel El Azdî (Faris ez-Zehrânî)

Tibyan Publications

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir