“IŞİD’in Karakteri ve İnançlarının Gerçek Yüzü” -Tam Metin-

Şeyh Dr. Tarık Abdulhalim ve Şeyh Dr. Hani es-Sıbai’nin IŞİD hakkında yazmış olduğu kapsamlı reddiyeyi Ümmet-i İslam Medya sunar:

* * *

Allah Kuran’da buyuruyor ki: “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz!” (3:187)

İslam Devleti ve Liderleri İbrahim Awwad Gerçeği Üzerine

 Örgütün karakteri ve İnançlarının Gerçek Yüzü

Şeyh Dr. Tarık Abdulhalim & Şeyh Dr. Hani es-Sıbai

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır, Salat ve selam Peygamberimize, âlî ve ashabınadır. Irak Şam İslam Devleti olarak bilinen örgütün ihtilafı, söndürülmesi güç bir ateş gibi yayıldı ve bu durumun odak noktasından da öteye birçok nedenden dolayı acı bir gerçekliğe dönüştü. Birçok hayat anlamsızca kaybedildi, birçok aile ve ev zarar gördü, Mücahitlerin faziletli birçok lideri katledildi, İslam’ın imajı lekelendi ve kötülendi, IŞİD’in patlaması sonrası birçok avam Müslümanın kafası karıştı. IŞİD, dünyaya karşı Cihad’ı olabilecek en kötü şekilde resmetti, küresel olarak İslam’ı alay konusu haline getirdi. Halbuki, İslam ve Cihad IŞİD’in eylemlerinden, onların sunduğu ve arkasında durduğu her hareketten beridir. Bu grubun başardığı tek şey İslam’ı ve esas İslam Devleti gerçeğini zedelemek, yıkmak oldu. Onlar ve Halife olarak adlandırdıkları İbrahim Awwad, batının amacına hizmet ettiler, ki batının amacı İslam imajını lekelemek ve onu çirkin, bozuk/çarpık şekilde sunmaktır. Oysa bu, batının bütün gücünü ve medyayı kullansa bile yapmakta başarısız olduğu haince bir eylem idi.

Onlarca makale, videolar ve sesli mesajlar yolu ile IŞİD’in gerçek yapısını ve onların tarihte Hariciler olarak bilinen eski bir grubun yeni bir şekli olduğunu anlatmak için çok uğraştık. Onlar, Müslümanları öldürüp putperestleri bırakmak gibi aykırı fikirlere ve ideolojilere sahip Haricilerin yeni bir dalıdır. Fark ettik ki, onların ideolojilerinin yapısı ile ilgili İslami meseleler üzerine birçok tartışma bulunmaktadır; biz de hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde kendi net görüşümüzü tereddütsüz beyan etmeye karar verdik. IŞİD’in neyi temsil ettiğini/simgelediğini, ehl-i sünnet akidesi doğrultusunda açıklamak, onlarla mücadelede İslami yargıyı, onların hareketlerinin sonuçlarını ve yanlış yönlendirilmiş bir hoşgörü anlayışı ile onlara karşı sessiz kalınmaması gerektiğini açıklamak- özellikle de Suriye’den ve dünyanın her yerinden birçok gencin bu konuda kafası karışık olduğu için- bizim Allah’a karşı vazifemizdir. Bu tür bir yanlış sabır özellikle de bu kötülüğün yayılmasından ve birçok masum Müslümanın öldürülmesinden sonra, Allah’ın kendilerine ilim vererek görevlendirdiği kişileri, IŞİD’in gerçek karakteri konusunda doğruyu açıklamaktan ve özellikle aralarında birçok Mücahidin bulunduğu Müslümanları hedef alan silahları, kılıçları ve hançerleri ile baş etmede doğru yolu göstermekten asla vazgeçirmemeli, caydırmamalıdır.

Sonuç olarak, kendi fikrimizi beyan etmek ve pozisyonumuzu netleştirmek için bu açıklamayı yayınlamaya karar verdik; böylece hesap gününde dünyalık bir kazanç için ilmimizi gizleyip gizlemediğimiz ya da insanlara gerçeği sunup sunmadığımız ve bütün gayretimizi IŞİD ve destekçilerinden gelecek her türlü tehdidi umursamaksızın ilmimizi/bilgimizi yaymak için harcayıp harcamadığımız sorulduğunda Allah’a cevap verebilelim.

Ayrıca, bu açıklama bütün ilmi referanslardan alıntı yapıldığı anlamına gelmiyor, aksine, istenilen amaç kanıtlarla desteklenmiş prensip ve usülü sunmak ve önceki pozisyonumuzu kanıtlamaktır ki “helak olanın açık bir delille helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için” (8:42)

 

Gerekli Önsözler

Delilimizi oluşturmak adına; entelektüel, tarihsel ve şer’i gerçeklerle kanıtlanmış bazı gerekli önsözlerle başlayacağız.

1.İnançtaki bütün meselelerin esası ve en önemli prensibi Allah’ın kitabını ve O’nun elçisinin sünnetini takip etmektir. Bu, ümmetin saygın âlimlerinin de belirttiği gibi Peygamber’in (s.a.v.) ve O’nun ashabının yoludur. Allah buyuruyor ki: “Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun”.(16:43). Doğruyu anlamak için, onu bilen kişilere işaret etmeyi dilemiştir Allah. Ayrıca buyuruyor ki: “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” (39:9) ve “Allah şahadet etti ki gerçekten O’ndan başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaleti ayakta tutarak buna şahadet ettiler.”(3:18). Bu yüzden, Allah kullarına ilim sahibi insanlara itaat etmelerini ve saygı duymalarını emretti, kendi heveslerinin peşinde koşan sapmış kimselere değil!

Peygamber(s.a.v.), kendi döneminde ortaya çıkan ilk fırkanın Hariciler olması nedeniyle birçok sahih hadisinde karakterlerini net bir biçimde açıklamıştır. Zul-Huveysira et-Temimi hadisinde, Ebu Said el-Hudri tarafından Buhari’de nakledildiğine göre, Peygamber(s.a.v.) ganimeti paylaştırdığı bir sırada, Temim kabilesinden Zul-Huveysira isimli birisi Peygambere yaklaşıp “Ey Allah’ın elçisi, adil ol!” dedi. Peygamber: “Yazıklar olsun sana! Ben adil değilsem, kim adildir? Eğer ben adil olmazsam, büyük bir zarara uğramış ve kaybetmiş olurum.” Dedi. Ömer(r.a.) : “Bunun boğazını kesmem için bana izin ver ey Allah’ın Rasulu” dedi. Peygamber(s.a.v.) cevap verdi: “ Onu bırak ey Ömer! Onun öyle taraftarları olacak ki sizden birisi onun namazını ve orucunu gördüğünde kendininkini yetersiz hissedecek. Onlar Kuran’ı okuyacak ama boğazlarından aşağı geçmeyecek. Onlar dinden, okun yaydan çıkması gibi çıkacaklar!”.

Kendilerinde bulunan anahtar özelliklerinden birisi Ali bin Ebu Talib’in nakliyle Buhari’de geçtiği şekliyle şöyledir: “Allah’ın elçisini şöyle söylerken işittim: Ahir zamanda yaşları küçük akılları kıt bir kavim gelecek. En hayırlı sözü söylerler ancak okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. İmanları boğazlarından aşağıya inmez. Onları nerede bulursanız öldürün Onları öldürene kıyamet gününde ecir vardır”. Sunen en-Nesei’de Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre onların en meşhur özellikleri arasında şu vardir: “Onlar putperestleri bırakıp, Müslümanlarla savaşırlar. Eğer onlara yetişseydim, Ad kavminin insanları gibi onları öldürürdüm.” Bu hadisleri nakletmekteki amaç , onların Peygambere adil olmasını söyleyen selefleri Zul-Huveysira gibi haddini aşan akılsız, toy, pervasız gençler olduklarını göstermektir. Onlar Ali bin Ebu Talib ve ümmetin ileri gelenlerinin tekfiri gibi konularda sınırlarını aştılar. Ayrıca, insanlığın en hayırlı sözlerini söylemekle, Kuran ve Hadislerden alıntılar yapmakla tanımlanırlar, lakin bu alıntılarda kelimeden öte manayı anlayamazlar. İbadetlerinde öyle güçlüdürler ki bir Müslüman onlara bakarak kendi namazını ve orucunu aşağı görebilir. İşte bu, neden bu kadar gencin onlardan bu kadar etkilendiğini ve aldatıldığını gösteriyor. Çünkü onlar, sadece bu ibadetleri görüyor, onların bidatleri hakkındaki uyarıları düşünmüyorlar.

Ehli sünnet alimlerinin birçoğu, bu ideoloji ve grup hakkında en sert sözlerle uyarılarda bulundular. Bir örnek olarak, el-Acuri (ö.360 H) dedi ki: “Geçmişin ve günümüzün alimleri ittifak etmişlerdir ki Hariciler, Allah ve Resulü’ne itaatsizlik eden kötü bir gruptur, namaz kılıp oruç tutsalar, ibadetlerine çok düşkün olsalar bile. Onlar iyiliği yapıp kötülükten kaçınıyor gibi görünseler de bu hareketlerin hiçbiri onlara fayda sağlamaz. Bunların hiçbiri onların faydasına değil çünkü onlar Kuran’ı kendi heva ve heveslerine göre yorumluyor ve Müslümanlara gerçeği gizliyorlar. Allah ve elçisi, halifeler ve sahabeler ve onları bu doğru yolda takip eden herkes bizi onlara karşı uyarmıştır. Allah onlardan razı olsun. Hariciler geçmişin ve şimdinin bütün nesillerine, onların ideolojilerini takip edip savunan herkese karşı acımasız ve ahlaksızdırlar; liderlere ve alimlere isyan ederler, Müslümanların öldürülmesini meşrulaştırmaya çalışırlar.”

İbn Teymiyye (ö.728 H) dedi ki : “Hariciler Müslümanlara karşı herkesten daha kötüdürler. Hiç kimse Müslümanlara karşı onlardan daha kötü olamaz; Yahudi ve Hıristiyanlar bile. Kendilerine uymayan bütün Müslümanları öldürmek için can atarlar. Müslümanları mürted ilan ederek onların kanını dökmeyi, mallarını ganimet olarak ele geçirmeyi ve çocuklarını öldürmeyi meşru görürler ve kibir ve bidatlerine dayanan bu aşırılıklarının hak olduğuna inanırlar .”

İmam Buhari, İbn Arabi, Kurtubi (el-Mufhim’in müellifi), Subki , İmam Malik’in bir rivayeti ve onlara benzer birçokları gibi Hadis alimleri Hariciler konusunda daha katıdırlar. İbn Kudame el Makdisi (ö.620 H): dedi ki“ Çağımızdaki alimlerin görüşlerinden çok açıktır ki Hariciler aşırıcılardır ve onların yönetimi mütecavizlerinkine benzer. Bu; Ebu Hanife, Şafi, alimlerin büyük çoğunluğu ve birçok hadis ulemasının görüşüdür. İmam Malik’ göre onlardan tevbe etmeleri istenir; kabul etmezlerse, mürted oldukları için değil fitne çıkardıkları için öldürülürler. Diğer bir grup hadis uleması ise, onların mürted olduklarını ve mürtetlere nasıl davranılıyorsa onlara da öyle davranılması gerektiğini, yani kan ve mallarının haram olmadığını söylemiştir. Ayrıca, eğer bir yerde toplanır ve güçlenirlerse, kafirlerin düşman olduğu gibi, onlar da artık muhalif olarak kabul edilirler.”

Başka bir alıntıda, İbn Kutame daha sert söylemle şöyle der: “Allahın izniyle doğru görüş odur ki Haricileri öldürmeye teşvik etmek izin verilmiş bir eylemdir ki Peygamber onları öldürün diye emir buyurmuştur. Ali(r.a.)’nin rivayet ettiği gibi, Peygamber onları öldürene ecir olduğunu vaad etmiştir. “Eğer aşırı sevinmeyecek olsanız, size Muhammed’in dili ile Allah’ın Haricileri öldürene ne vaad ettiğini söylerdim, çünkü onların bidatleri ve acımasızlıkları onların kanını meşrulaştırıyor. Peygamber(s.a.v.) onların günahlarından haberdardı, onlar yaratıkların en kötüsüdür, onlar dinden çıkmışlardır, onlar cehennem köpekleridir. Ve O, eğer onlara yetişseydim Ad kavminin insanları gibi onları öldürürdüm diyerek onlarla savaşmayı teşvik etmiştir. İşte bu yüzden, Hariciler, Peygamberin serbest bıraktığı ve öldürülmesine karşı çıkılan bir grup olarak düşünülemez. ”

Kendi fikrimizi açıklıyor ya da bir fikre diğerine oranla sıcak bakıyor değiliz, aksine biz, bu ümmet için Haricilerin nasıl tehlikeli bir grup olduğunu göstermek için ehli sünnet ulemasının fikirlerini belirtiyoruz. Şunu belirtmeliyiz ki Haricileri öldürmek ya da güçlendiklerinde onlara karşı savaşmak ya da saldırılarına karşı koymak, onlardan yakalanan birini öldürmekten daha farklı bir durumdur. Çünkü yakalananların durumu ile ilgili 2 ilmi görüş mevcuttur.

2.Bütün bidat ehli gruplar müşterek bir fikre dayanır ve sonra çoğalmışlardır, yayılmış farklı inanç ve yollara ayrılmışlardır. Bu dallardan her biri, farklı fikir ve prensipler ile kendi yan dalına sahip olur; öyle bir noktaya gelir ki birisi bunun esas gruptan(yani ilk ana daldan) farklı bir cemaat/grup olduğunu düşünebilir. Esasında, bu alt gruplar kendi aralarında sürekli çatışırlar, belirli durumlarda, Hariciler gibi, birbirlerini tekfir edip birbirlerine karşı savaşmaya bile başlarlar. Hatta Haricilerden olmadığını iddia eden Hariciler bile vardır! Bu, kendilerini Haricilerin bir alt fırkası olarak görmeyen İbadiye kolunun durumu gibidir(Aslında kast ettikleri şey kendilerinin el-Ezarika’dan olmadıklarıdır ki bu alt grup Hicri birinci yüzyılın ilk yarısında Haricilerin yaygın ismiydi). Bu nedenle, İbadiye aslında el-Ezarika’dan olmadıklarını söylerken haklı, fakat onlar kesinlikle Haricilerin bir alt grubu. Hatta sonrasında, daha da fazla alt gruplara ayrıldılar.

3.Alt grupları/fırkaları, yeni prensipler eklenmeden önce, Haricilerin esas ve müşterek prensibi şuydu: “Ehli sünnete göre hiçbir geçerliliği olmayan aksiyomlara dayanarak diğer Müslümanları tekfir ederler. Sonra, bu yanlış önermelerine dayanarak müslüman kanını helal görürler, Müslümanları öldürmek ve onlarla savaşmak için isyan ederler.” Bu prensip, hz. Ali(r.a.)’ye karşı isyan eden, onu ve hz. Muaviye’yi mürtedlikle itham eden esas Harici gruba dayanır. Ali(r.a.) Nehrevan ve Harura’da onlarla savaştı. Bu asıl/özgün prensip daha sonra genişledi ve yüzyıllar içerisinde değişti; fakat şu kaldı ki bugün IŞİD’in kullandığı ana ilke, vela bera akidesini doğru olmayan bir şekilde baz alarak, cehaleti mazeret kabul edenleri tekfir etmektir ve Müslümanları, mücahidlerin liderlerini tekfir edip onların kanlarını helal görmektir.IŞİD’in içinde öyleleri de vardır ki genelde bütün cahil Müslümanları mürted olarak kabul eder, fakat onları cehaletinden dolayı mazur görenleri tekfir etmez.

4.İtaatsizlik ya da hırsızlık, adam öldürme, zina gibi büyük günahlara dayalı tekfir Haricileri tanımlayan esas ilke/prensip değildir. Gerçekte, bu, sahabelerin Haruriye diye isimlendirdikleri esas Harici gruptan daha sonra ortaya çıkmıştır. Buhari hadisinde nakledildiği gibi: “Bir kadın Aişe(r.a.)’ye sorar: Hayızlı bir kadın, temizlendikten sonra namazlarını kaza etmek zorunda mıdır? Aişe(r.a.)cevap verir: Sen Haruriye’den misin?Biz Peygamber(s.a.v.) zamanında hayız görürdük, o bize asla namazlarımızı kaza etmemizi emretmedi. Ya da Aişe dedi ki biz onları kaza etmedik”.

Hariciler 20’den fazla gruptan oluşur, onlar Hz.Ali(r.a.)’yi hakem olayından dolayı mürted olmakla suçlarlar ve Allah’ın şeriatını uygulamadığını iddia ederler. Aynen IŞİD’in durumu da budur, o da Suriye’deki İslami grupları hududları(İslami cezalar) uygulamamakla, şeriatle yönetilmemekle ya da mürted olmuş sahve olmakla suçluyorlar.Aslında IŞİD de çok iyi biliyor ki savaş bölgesinde had uygulanmasında alimler arasında ihtilaf vardır. Mesela, Necedat Ezarika’yı mürtedlikle suçlar çünkü Ezarika El-Kaide’yi (onlarla savaşmıyorlar) mürted olarak görür. Bunun gibi, Atviye Necedat’ı mürted olarak görür çünkü Necedat İslami hükümlerde cehalet kabul eder. El-Kaide’nin düşüncelerine bakan herkes anlar ki onlar Haricilerin bir alt dalı değil, çünkü onlar Hz.Ali’ye karşı olan savaşa iştirak etmediler. El-Kaide’ye göre, insanlara karşı isyan etmedikleri sürece hakemlik doğru bir şeydir. Nafi bin el-Ezrak onları mürted olarak görür ama Necde’yi değil, onlar Hariciler arasında kabul edilir. Bu alt grupların her biri, diğerlerinden ayrılacak şekilde farklı düşüncelere sahipler, fakat hepsi Haricilerin ya da Harurilerin ya da el-Şura ya da el-Galiye’nin daha geniş bir grubu olarak kabul edilirler. Buna rağmen, ebu Hasan el-Eşari’nin dediği gibi Haricilerin esas prensibi şudur: “Haricilerin esas prensibi el-Ezarika, el-Sufriye, el-Necdiye’nin fikridir. Diğer bütün alt grupların temeli –el-Ezarika ve el-İbadiye haric- el-Sufriye’ye dayanır.

Nihayetinde şu sonuca varabiliriz ki günümüzde Haruriye’nin karakterini onların günah işleyenleri tekfir edip etmemeleri ile sınırlandıramayız. Bu metot olarak ciddi bir yanlış olur. Gerçekte, esas prensip ve ana karakter şu ki Haruriye gerçekte küfür olmayan eylemleri de (günah ya da başka bir şey) küfür kabul ediyor ve onları işleyenleri mürted olarak görüyor, onların masum kanlarını helal görüp, kendi yanlış fikir ve prensiplerine dayanarak müslümanları katledip öldürüyorlar.

5.Haricilerin diğer özelliği, hz.Ali(r.a.) zamanında yaptıkları gibi müslümanlara karşı savaşmak için ortaya çıkmalarıdır. Bu, Peygamberin (s.a.v.) hadisinde de nettir: “Onlar müslümanları öldürürler.” Haricilerle birlik olan ama savaşmayan her kimse, küfür olmayan hareketler üzerine temellenmiş tekfir etme mantığı üzerine kurulu olan temel özelliğini değiştirmez.

6.Farklılıklar ve sapmalar bir bidatin doğal sonucudur, çünkü özünde bidat kişilerin heveslerine dayanır, bir metodolojiye/yönteme değil.

7.Bidatin değişimi/evrimi günümüzde de devam etmektedir, öyle ki tarih kitaplarında bahsedilen grupların tek bidatçi tayfa olduğu ve diğer grupların onların fikirleriyle aynı olmadığı düşünülebilir. Mezhepler ve sapık ideolojilerin kitaplarında (Taberi, ibn Hazm, Şehristani, el-Bağdadi ve diğerleri gibi) bahsedilen cemaatlerin ve alt-cemaatlerin isimleri ortaya çıkan tek grup değildir. Örneğin, Mutezile, aklı naklin önüne geçiren bir fırkadır. Sonra, başlangıcından sonra ikinci yüzyılda beş esas kaide/prensip kurmuştur. Fakat, fikirler onları icat eden insanlarla birlikte ölmediğinden, esasına bağlı olarak aynı ideoloji modern çağımızda da bireyler ve forumlar arasında görünmektedir. Diğer bütün prensipleri takip etmeseler de aklın Şeriatın kurallarından üstün olduğunu savunurlar. Mutezile ekolünü benimseyen yazarlarda ve bu görüşü kabul eden bazı enstitülerde-Washington DC.’de bulunan “Uluslararası İslami Düşünce Enstitüsü” gibi- bunu görebiliyoruz.

8.En belirgin özelliği “onlar Müslümanları öldürür, putperestleri bırakırlar” Ebu Davud’un rivayet ettiği gibi ve onlar Kuran’ı anlamazlar, “onların boğazlarından aşağı geçmez”(yani Kuran onların kalplerine girmez). Diğer gruplarla ortak olan özellikler olarak ise başlarını tıraş ederler ve ibadetlerine çok düşkündürler. Ehli sünnet alimleri bunlara ek olarak dürüst ve güvenilir olmaları gibi özellikleri de söylemişlerdir; buna rağmen esas prensip Harici olarak tanımlanan herkeste bulunmak zorundadır.

Diğer özellik olarak ise, zamana ve mekana bağlı olarak değişirler. Örneğin, başını tıraş etmeyen bir kimsenin Haricilerden olamayacağını söyleyemeyiz. Peygamber(s.a.v.) kendi döneminde ortaya çıkan grubu tanımlamış ve başını tıraş etmek onların yaygın bir özelliği idi. Ayrıca, Hariciler tarafından kurulan devletler sadece Ortadoğu’da değil, Batı Afrika’da da mevcuttu, bu nedenle Peygamberin Haricileri takip eden her ırkı başını tıraş edenler olarak tanımlıyor olmasını düşünmek mantıklı değil.

9.Belli bir grubu bir fırkaya dahil etmek, o grubun o fırkanın bütün özelliklerini benimsediğini söylemek değildir.Aksine, fırkanın adı onun özelliklerinden bazılarını ya da hepsini takip eden her gruba ithaf edilir. Bazı durumlarda, bir grup, mecazi olarak bir uyarı manasında ya da genel anlamıyla İslami metinlere dayanarak bir fırkaya atfedilebilir. Bunun kanıtı Müslim ve Buhari tarafından nakledilen hadiste bulunur (Muaze el Adwiya rivayetiyle) “Aişe (r.a.)’ye soruldu: Hayızlı bir kadın, temizlendikten sonra namazlarını kaza etmeli mi? Aişe cevap verdi: Sen Haruriyye misin? Biz Peygamber zamanında da hayız görürdük ama O bize bunu emretmedi ya da biz bunu yapmazdık”. Aişe’den bu belagatlı soru bizim önceki görüşümüzü kanıtlıyor, çünkü Aişe Haruriyye zamanında yaşamış ve kimin bu etiketi hak ettiğine karar verecek kadar iyi onları tanıyordu. O, hayızlı bir kadının namazını kaza edip etmemesi gerektiğini soran birisini Haruriyye olarak isimlendirmiş, ya müslümanın kanını helal gören ve onları mürtedlik iddiasıyla öldürenlerin durumu?

10.Güç ve bir bölgede kontrolü ele geçirip orayı yönetmek ve toprak kazanımları, doğru bir ideolojinin kanıtı değildir. Tarih boyunca bidat ehli Müslüman dünyasında çok farklı yerlerde yönetimi ele geçirmiştir. El-Mutevekil zamanına kadar, Abbasi Halifesi el-mümin zamanında Mutezile örneğinde olduğu gibi ve iki buçuk yüzyıl boyunca Ubeydi İsmaililer gibi. Benzer şekilde, yeni İslama girmiş bazı Berberi kabileleri ehli sünnet Halifesinin atadığı yöneticilere isyan etmeye ikna ettiklerinde, Batı Afrika’daki bazı Harici devletler ehli sünnetin harabesinin üzerine kuruldu. Berberi kabileler Harici ideolojisini tanır hale geldi, özellikle Sufriye ve İbadiye’yi. Bu ideolojiler Zinata, Hawara, Maknasa, Mugrava ve diğer kabileler tarafından da benimsendi Batı Sahara ve Batı Afikada’ki bazı dağların yönetimini ele geçirene kadar.

Cezayir ve merkez Afrika’da, Haricilerden İbadiye “Rustiya” devletini kurdu h.144-296 yılları arasında. İbadiye’den daha katı bir kol olan Sufriye Haricileri “Beni Mudrar” isimli devleti kurdular ve başkenti Fas’ın Sicilmasa şehri olarak h.140-297 yılları arasında yönetimdeydiler. Benzer şekilde Sufriye Haricilerinin “Burghwata” devleti iki yüzyıl yönetimi elinde tuttu.

Sonunda, bütün bu devletler yıkıldı ve Ehli Sünnet bu sapık fikirlerle mücadelesine günümüze kadar devam etti. Kimse, Umman ırkını veya Zanzibar ve Cezayir’de yaşayanları yöneten İbadiye Haricilerinin Harici olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmedi. Gerçek şu ki, Umman kralı Kabus bin Said İbadiye’dendir fakat onların ideolojilerine zıttır; o laiktir ve şeriatle yönetmez; bu nedenle Sunni müslümanlardan olduğunu iddia eden diğer yöneticilere benzer. Sonuçta, bunların hepsi şeriatle yönetmeyen laik yöneticilerdir. Şu tarihi bir gerçektir ki Hariciler tarafından kurulan her devlet, Ehli Sünnetin kan ve cesedi üzerine kurulmuştur. Tarih boyunca Müslüman dünyası liderlerinin birçoğunu katleden, tehdit eden ve terör estiren İsmaili tarikatı gibi. Şimdi, yok olmaya yüz tutmuş bir fırka haline geldiler ki liderleri batının çıkarlarına hizmet eden Birleşmiş Milletler tarafından yönetilmektedir. Bu gerçek bizi, onu İsmaili Şiilerin fikirlerinden Karamita fırkasına benzetmekten alıkoymalı mı? Bu gerekli önsözleri belirttikten sonra, İbrahim bin Awwad el-Iraki (Ebu Bekir Bağdadi) tarafından yönetilen grubun durumunu değerlendirelim.

 

IŞİD Hakkındaki Gerçek Hüküm

a.IŞİD dinden çıkma olarak düşünülmeyen kanıtlara dayanarak tekfir etmektedir. Kuran’ın genel ayetlerini yanlış yorumladılar ve rakiplerini mürted ilan edebilmek ve sonra öldürmek için bu ayetleri kendi şüpheli eylemlerine uyarladılar. Onların fikir ve ideolojilerini benimsemeyen/karşı çıkan mücahidlere karşı ölümcül eylemler düzenlemeleri bilinen bir gerçektir, ebu Said el Hadrami, ebu Halid es-Suri, Ebu Muhammed el-Fatih ve özellikle Suriye’deki diğer müslümanların yüzlercesi gibi..

b.Nusayriye ya da Rafizi’ye karşı savaşı terk ettiler ve ilan ettiler ki mürtedlere karşı savaşmak, Nusayriye ya da Rawafidh’e karşı savaşmaktan daha üstündür. Deyruzzor’un köylerinde terör estirdiler ve Şuaytat aşiretini yerinden ettiler ve putperestlere hiçbir zaman yapmadıkları bir şekilde onun ölüsünü kestiler, sakatladılar. Özellikle Irak Baasçıları tarafından liderliklerinin ele geçirildiği fikrini destekleyen Suriyeli insanları harap ettiler.

c. Eylemlerini baz alarak şundan eminiz ki, IŞİD hz. Ali (r.a.) zamanındaki Haricilerin prensipleri ile uyum içindedir.

d.Şu bir gerçek ki, yalan, hile, sahtekarlık, kendi çıkarı için hareket etme, ikiyüzlülük ve ahlaksız durumlar bu grubun yaygın özelliklerindedir, başlarından biri olan Adnani’nin yalanlarında ve Eymen ez-Zevahiri’ye attığı iftiralarda da gösterdiği gibi; bir de Usame bin Ladin’e sempati duyuyormuş gibi davranıyorlar, oysa bize ve herkese açıktır ki o, onlara karşı idi, onlara karşı uyarmış idi ve IŞİD’in dinden çıkma olarak gördüğü “Arap Baharı” görüşünü övüyordu. Bu bağlamda, IŞİD Haricilerin özellikleriyle uyum sağlamıyor, fakat yine de bu onları bu fırkadan ayırmaz; çünkü cürümde daha da derinleşiyor.

e.Şu kanıtlanmıştır ki “biz de onlar gibi insanız” iddiası ile ehli sünnetten olduğu düşünülen alimlere karşı isyan özelliği IŞİD’deki hiçbir kitap açmamış, bir satır bile okumamış, okusa da anlamamış, anlasa da faydalanamamış kişiler tarafından kullanılmaktadır. İşte bu onların yanlış yönlendirilmesine sebep olmuştur, herhangi bir ilme sahip olduğu bilinmeyen başları Bağdadi gibi kişilerce. Aslında Ebu Ömer el-Bağdadi zamanında grup içine sızmasından önce, kendisi kimse tarafından bilinmiyordu. Takipçilerinden birinin yayınladığı ilginç biyografisinden sonra ismen ve cismen kesin olarak bilinmeyen sözcüleri Adnani tarafından takip edilmekte.

 

Sonuç

İlk olarak, geçtiğimiz yıl boyunca birçok adil şahitlikleri duyduktan sonra hiçbir şüpheye mahal vermeksizin şu bize açık olmuştur ki IŞİD, başlarda bazılarının düşündüğü gibi bireysel hareketler olmasından ziyade, organize suçlar işlemiştir, onlara karşı çıkanları ve Mücahidlerin liderlerini öldürerek Suriye’de masum kanını helalleştirmiş, meşru görmüşlerdir. Bu suçlar şunları içeriyordu:

  • Ahraruş-Şam’ın mücahidlerinden biri olan Muhammed Fares’in bulunduğu hastaneye girmek ve bir bıçak ile kafasını kesmek.
  • Cunduş-şam lideri Ebu Süleyman el-Hamavi cinayeti.
  • Ahraruş-şam’dan Ebu Reyyan isimli doktora işkence edilmesi ve öldürülmesi.
  • Nusra’nın Rakka emiri ebu Said el-Hadrami’nin öldürülmesi.
  • Nusra’nin bir emiri olan ebu Huzeyfe el-Mashhadani ‘nin katledilmesi
  • Ahraruş-şam’ın ve Sünni mücahidlerin liderlerinden biri olan şeyh Ebu Halid es-Suri’nin öldürülmesi
  • Nusret Cephesi’nin Idlib emiri Ebu Muhammed’in karısı , çocukları ve evindeki misafirleri ile katledilmesi
  • Markada’da ve diğer yerlerdeki katliamlar
  • Özellikle de mücahidlerin liderlerine ve İslam danışmanlarına(şar’ilere) işkence edilmesi ve başlarının kesilmesi
  • Ve ekte belirttiğimiz daha birçok vahşet;ve bunların eylemleri Mücahidlerin saflarında bölünmeye yol açmış, cihadı lekelemiş ve İslamın onurunu zedelemiştir.

İkinci olarak; şu kanıtlanmıştır ki, IŞİD Müslümanları kendi yanlış yorumlarına ve şüphelerine dayanarak öldürüyor, düşmanlarının asla kabul etmediği temelsiz sonuçları baz alarak tekfir ediyor. Şu bize açık olmuştur ki masum kanı dökmeden ve katliamlarıyla, kafa kesmeleriyle, kestikleri kafaları kavşak gibi yollara koymalarıyla-ki Halep,Shuatitat ve diğer yerlerin insanlarına Deyruzzor ve Rakka’da yaptılar- ün salmadan hiçbir muhalif beldeye girmemişlerdir.

Üçüncü olarak; bize açık olmuştur ki bu grubun birçok üyesi toy gençlerdir ki bunlar müslüman kanını küçük görüp onu hafife alırlar. Cihad konusunda ya da ilmi konularda ne kadar emek sarf ettiğine ya da tecrübe sahibi olduğuna bakmaksızın alim ya da lidere saygı duymazlar. Öyle ki “Devle” onlar için kutsadıkları bir put haline gelmiştir. Onlara göre vela(dostluk) sadece “Devle”ye ve iddia ettikleri yeni Halifeye karşıdır. Bera(düşmanlık) ise bilgisine, cihadına, doğruluğuna bakmaksızın kim olursa olsun devletlerini benimsemeyen herkese karşıdır.

Dördüncü olarak, şu bize açıktır ki bu grubun liderleri doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerini desteklemeyen herkesi tekfir eder ve iftira atalar, bunu net bir biçimde “Bu bizim menhecimiz değil” isimli kendi açıklamalarında da belirttiler (18 Nisan 2014’te yayımlanan). Bunun üzerine, bizim tarafımızdan reddiye olarak “Reddiye ve Uzaklaşma Beyannamesi” ismi ile 19 Nisan 2014’te bir cevap yayınlandı. IŞİD’in “Özür Dileriz El Kaide’nin Emiri” isimli beyanından sonra, biz de birçok makale ve Makrizi Radyosunda yayınlanan bir sesli mesaj ile reddiye verdik.

Beşinci olarak; bize çok açıktır ki, hicri 1 Ramazan 1435 günü ilan ettikleri hilafet geçersizdir, 3 Ramazan 1435’te Makrizi radyosunda buna cevap verdik, birçok makale ve yazıları ile alimler de bu hilafet iddiasına cevap verdiler. Bu hilafetin Müslümanlar açısından bir selamet olduğuna inanmıyoruz, aksine bir terör hilafeti gibidir müslümanlar üzerinde. Beyannamelerinde, safları kıran/bozan herkesin kafasına bir kurşun isabet edeceğini söyleyip uyardılar. Dünyanın her yerindeki grupları tehdit ettiler ki bu gruplar kendi bölgelerini/yurtlarını işgalcilere karşı savunuyorlar. Halifeye biat etmekten başka seçenekleri yok Bağdadi’nin hilafet yöntemine göre.

Altıncı olarak; bu beyanname ile bir de ek yayınlıyoruz ki burada IŞİD’in müslüman ve mücahidlere karşı işledikleri suçları gösterelim; bu onların müslümanları katletme ideolojilerini kanıtlıyor ve Peygamberin “müslümanları öldürürler” tanımlamasına da uyuyor; diğer bir deyişle, bazen kafirlere karşı savaşsalar da esas kurbanlarının çoğunluğu müslümanlardır.

Yedinci olarak, bu grubun metodu Haruriye’ninkiyle aynıdır, ayrıca Karamita ve –tarihte Haşhaşiler olarak bilinen-Alamut kalesi grubunun yolunu takip ediyorlar. Liderlerini katletmek için müslüman ve mücahid gruplar arasında, patlayıcıları ve sessiz silahları ile, intihar saldırısı düzenliyorlar, terör saçıyorlar, müslümanların kalplerine korku salıyorlar ve Allah yasakladığı halde masum kanı döküyorlar. Sahve ya da mürted olduklarını söyleyerek, patlayıcılarından ve silahlarından kadınları, çocukları ya da yaşlıları ayırt etmiyorlar.

Sekizinci olarak,Allah tarafından sorulduğunda bir şahitlik olsun diye açıkça beyan ederiz ki, IŞİD olarak bilinen bu grupla işbirliği yapan her kimse, özellikle tekfir ve bunun sonucu olarak masum kanını helal görme gibi konularda Hariciler ile aynı görüşe sahiptir.

Dokuzuncu olarak, gerçeği açığa çıkarmak, yanlıştan kaçınmak ve her şeyin net olması için bütün her şeyi olduğu gibi aktarmanın önemini vurguluyoruz. Bunu her kim yapmazsa, gerçeği tahrif etmiş ve insanları yanlış yönlendirmiş olur.

Onuncu olarak; ümmeti, özellikle bu ümmetin alimlerini sadece IŞİD’i destekleyenler arasında değil, diğer bütün hizipler arasında bu yanlış ideolojiyi yaymama konusunda uyarıyoruz; çünkü bu ehli sünnetin gerçek inancını tehdit ediyor ve gerçek cihad hareketini sekteye uğratıyor ve onu amacından saptırıyor. Herkes imkanı ve gücü ölçüsünde bu yanlış ideolojiye karşı çıkmalı, engel olmaya çalışmalıdır.

Onbirinci olarak; IŞİD liderlerini Allah’a tevbe etmeye çağırıyor, benimseyip takip ettikleri Haricilerin yolundan ve uçuk fikirlerinden ayrılmaya davet ediyoruz. Onların şahsi redleri gerçeği ortadan kaldırmaya yetmez aynen İbadiye’nin Haricilerden olmadıklarını iddia etmeleri gibi. Onları Allah’a dönmeye, müslümanların kanlarını artık rahat bırakmaya davet ediyoruz. Onlarca ve taraftarlarınca dökülen kanlar konusunda tam bir yargıya teslim olmaları konusunda onları uyarıyoruz.

Beyan ettiklerimize Allah şahittir. Allah’tan başarı ve hidayet diliyoruz. Mesajımızı açıkladığımızı ilan ediyoruz, Allah’ım şahit ol!

29 Şevval 1435

25 Ağustos 2014

* * *

Çeviri: GençMollalar ekibi tarafından ummetbulteni.com adına çevrilmiştir.

Twitter: @Gencmollalar

İngilizce Aslı: http://justpaste.it/RealityISIS

Ümmeti İslam / Özel Haber

realityisis

 

 

 

 

11 Yorumlar

  1. Allah (swt) doğruyu bilendir. Kimin sapık olduğunu O çok iyi biliyor. Bu iki adam Londra’da ne yapıyor tam olarak? Avrupa neden onlara ses çıkarmıyor? Tağutun gölgesinde barınabilmek için İslam Devleti’ni mi eleştiriyorlar yağcılık mı yapıyorlar? Kimin tağutun oyuncağı olduğunu bu ümmet biliyor ve farkında. Boşa kürek çekmeyin kininizle geberin.

  2. Abdülvahid Selam

    Essalamu Aleyküm ve rahmetullahi ve beraketehü.
    7. maddede geçen şu ibareyi benmi yanlış anlıyorum.
    Mezhepler ve sapık ideolojilerin kitaplarında (Taberi, ibn Hazm, Şehristani, el-Bağdadi ve diğerleri gibi) bahsedilen cemaatlerin ve alt-cemaatlerin isimleri ortaya çıkan tek grup değildir.
    Bu ibareye göre parantez içindekile sapık ideolojimi oluyor. açıklama gönderirseniz sevinirim.

  3. Sizi her zaman oldugu gibi yine Allaha havale ediyorum. Sitenizde iftiradan baska bir sey bilunmuyor. Bu cabani kafirlere karsi sarf etseydin belki simdi binlerce ecir alirdiniz Ama siz Islam devletinin hatalari uzerine kendinize menhec yol edinecek kadar acizsiniz. sitenizde rafizilere sirk ehline taguti yonetoere karsi boyle caba sarf etdiginizi gormuyorum. Aslina bakarsan harici vasfi daha cok sizde var. En cok muslumanlarla ugrasiyorsunuz ama ne fayda. Islam devleti genislemekde devam ediyor. Boko Haram da Haaifeye biat etdi. Adilsen onu da yayimla. Ama tabi onlar da hariciler sizin inci gibi o “”saf”” menhecinizi kirletirler dimi??? Allahdan hakki arayanlara obu gostermesini diliyorum ve gozunu kapatip agzini acanlari da Ona hava ediyorum.

  4. ebu aliye, boko haramda aynı size ve sana benziyor..yeni nesil sapık neo hariciler sizi. siz var olduğunuz müddetçe, saldırdığınız müddetçe, sapıklıklarınız islama zarar verdiği müddetçe başakasını eleştirmeye ne hacet…tüm sapıklıkların üstü devleci sapık güruhtur… amerikayla mücadele eder gibi sizinle mücadeleye devam edilmesini CENABI HAKTAN NİYAZ EDİYORUM..devle haricilerini pas geçersek geleceğimizde islam olmaz, sadece haricilik olur..bu ümmetin sizlerden arındırılması gerekiyor..bağdadinin kellesinin boynundan ayrıldığını görmeden içim rahat etmeyecek…inşallah…

    • Yorumlari okuyan kimin harici oldugunu gormusdur Allaha hamd olsun. Haricilierin vasfi olan musrikleri birakip muslumanlara karsi savas acmak. Hasbinallahuh ve nimen vekil.

  5. Tevhid ehli kardeşlerim bırakın bu edebiyatları…kimse hatasız değildir..şimdi İslam Devletine söylenenler geçmişte El Kaideyede söylenmişti…onlar islamı kötülüyorlar .çocuk ve kadın öldürüyorlar…pazarda çarşıda bomba patlatıyorlar…vb şeyler…
    Simdi ne oldu aynıları yahudi haçlı medyasında hergün söyleniyor…Haclılar koalisyon oluşturup 60 ülke ile İslam devletine ve müslüman kardeşlerimize saldırıyorlar…ırakta peşmergeler rafiziler, suriye de PKK,pyd,ypg yine iran askerleri yine Lübnan hizbulahı dahası ÖSO …saymakla bitmiyor. ..simdi İslam Devleti kafirleri bırakıp müslümanlarla mı savaşıyor…
    Bütün bu gerçekleri görmezden gelerek suriyede yaşanan birkaç anlaşmazlık sonucu nusra veya diğerleri ile kısa süren savaşı allayıp pullayıp eskiyi yeniyi katarak hergün gündeme getirmek …müslümanların yararına degil zararına dır…bu ancak ayrılığı körükler…biz bunu istemiyoruz…doğru ve güçlü olanın sancağı altında toplanmamız gerekiyor…Bono haram.ensar beytil makdis,yemende gruplar..libyada runusta cihad grupları…Çeçenistan ve dagıstanda mucahidlerin yarısından fazlası ve daha duymad8gımız birçok ketibe İslam Devletine biat etti…bu biat kücüpmek boyun eğmek köle olmak değil…aksine yücelmek yükselme kafirleri kudurtma…tek safın fazileti ..kardeşliğin göstergesidir… Bunun örnekleri örnekleri selefte var…hz.hasan hz.Muavviyeye halifeliği bıraktı… Hz.ali hz.Aişe ile kan için savaştı…yine talha ve zübeyir ile hilafet karsı gelip bagi oldukları için savaştı… Sıffiynde muavviye ile hilafete karşı geldikleri için savaştı…dökülen kan yine müslüman kanıydı…ne oldu hz.Ali ve ya diğerleri harici mi. Oldu .Asla haşa ve kella…bugünde aynisı yaşanıyor ..Allah bizleri en doğruyolda sabit kılsın hatalarımızı affetsin…bizleri evs ve hazreci kardeş ettiği gibi kardeş etsin…
    Wessealmun aleykum

  6. İslama ve müslümanlara bu kadar zarar veren bir grubun İslamı ve Müslümanları temsil etme imkanı yoktur.. masum müslüman kanlarını helal, hanımlarınıda cariye görüp ahlaksızca işler yapanlara Allah ‘ın huzurunda hesap sorulcak İnşallah..

  7. Hz. Mehdi geliyor insaallah tüm bu ihtilaflardan kurtaracak artik kim dogru kim yanlis gorecegiz. Bununla birlikte kimler sufyanin safinda olacak onu da gorecegiz insaallah. Dualarim masum müslümanlarla beraber Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh

  8. أبو ذر ألاذري

    Sözü geden kitabın arapçası var mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir