İslam Ordusu İttifakı: Kurulmasının Sırrı – Zamanlaması – Hedefleri

İnşallah bu gün “Terörle mücadele için İslam ordusu birliği” adıyla ansızın ilan edilen yapı hakkında açıklamada bulunacağız. Bunu niçin ilan ettiler? Zamanlamasının sırrı nedir? Bu yapı kime yöneliktir? Batı niçin susmaktadır? Ya da niçin batı bu ittifakları ve bu sözleşmeleri tebrik etmektedir? İnşallah tüm bunlar, hakkında bahsedeceğimiz konulardır. Yine bu konu esnasında, Haçlı seferlerinden ve ilk olarak Memlukler döneminde Haçlıların yönettiği bir savaş başlatıldığından ve bu ordular arasında Müslümanlıklarını ilan eden kesimlerin bulunduğundan bahsedeceğiz.

Yine altmış seneden fazla bir süredir başımızı şişirdikleri demokrasi ve sonra bu demokrasinin B.A.E’nin David Cameron’a verdiği rüşvet nedeniyle İhvanı-Müslimin hakkında açıkladığı raporla yıkılarak çöküşe geçişinden bahsedeceğiz. İnşallah bunlar, hakkında bahsedeceğimiz konulardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurur: “Gerçek şu ki, Kâfirler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. Kâfir olanlar sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.” [1] Allah-u Teâlâ bizlere meseleyi tam bir açıklıkla beyan etmiştir. Onlar birliklerini yığacak ve büyük harcamalarda bulunacaklardır. Allah Subhanehu ve Teâlâ bunu geniş zaman kipiyle ifade etmektedir: “Harcarlar”, öyleyse bu ifade devamlılık ifade etmektedir. Fiili muzaridir ve her zaman için geçerlidir.

Allah (Subhanehu ve Teâlâ) onlara meydan okuyarak “ve ileride harcayacaklar” buyurmaktadır. Yani gerçekten de harcamalarda bulunacaklar, ancak bu harcamaları onlar için bir pişmanlık olacaktır. Bu nedenle muvahhid mücahidler ve rablerine teslim olanlar, bu malların, Müslümanların ülkelerinde inşa edilen bu üslerin ve silah tersanelerinin bir gün bizim evlatlarımıza, torunlarımıza ve inşallah gelecek nesillerimize ganimet olarak kalacağına kesin olarak inanmalıdır. Bu, Allah-u Teâlâ’nın “Bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır,” buyruğunu tasdikle böyledir. Yani onlar dünyada fiilen mağlup olacaklar ve bundan sonra da cehennem de haşr olunacaklardır.

Hakikat budur ve Müslüman ferdin akidesini bina etmesi gereken inanç şekli de budur. Bu, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bu kâinatı boş yere yaratmadığı, yaratılışın oyun olmadığı, hareket eden her şeyin bir oyun olmadığıdır. İşler sıkıştığında, sonrasında genişleyeceği hususunda Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya güven.

Öyleyse Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın izniyle kolaylık gelecektir. Bu ancak Allah’ın kötü olanla güzel olanı birbirinden ayırması için bir imtihanıdır.

Suudi dışişleri bakanı Cubeyr’in iki gün önce Paris’te bu ittifakı (Terörle mücadele için İslam ordusu ittifakı) ilan etmesi tesadüf müdür? Terör kelimesine ileride değineceğiz. Batı ne zamandan beri bize karşı merhametli ve şefkatli olmaya başladı ve ne zamandır bizim birleşip vahdetimizi istemekte?

Eğer batı bu birlikteliğe rıza gösteriyorsa, bu birlikteliğin, ardında ümmete gelecek olan bir şerrin habercisi olduğunu bilebilirsin. Çünkü Batı Sykes-Pikot’un sahibidir. Batı, taksimat ve parçalamaların sahibidir. Batı, İslam devletlerine entrikalar düzenleyendir. Batı, uzun süreler boyunca bize karşı Haçlı savaşları yürütendir. Hiç bu batı, askeri olarak ittifak eden otuz beş devletin bu ittifaklarına istek duyabilir mi? Eğer mesele böyle olmuş olsaydı, gerçekten de bu askeri ittifak başlı başına bu yöntemiyle batıyı tehdit edebilirdi!

Öyleyse İslami bir kılıfla Suudi Arabistan’ın liderliğinde ‘İslami devletler’ olarak adlandırılan bu yapıları,  sessizce tebrik eden Obama, sevinçli ve mutlu Kerry, İslam’a karşı savaş açmış, hatta İslami görünüme bile ve sadece niyetlere göre bile insanlara savaş açan ve onlarla savaşmak için engizisyon mahkemelerini kuran Paris; hiç bunlar, otuz beş devletin hep birlikte birleşmelerini tebrik edebilirler mi? Bu sayının daha da artması beklenmektedir.

Sadece belirli münasebetlerde, doğumlarla ve gürültüleriyle duyduğumuz İslami dayanışma konferansının istatistiklerine göre, yalanla İslam’dan sayılan devletlerin sayısı elli altı civarındadır! Gerçekten de elli altı devletin birleştiğini ve Allah’a bağlandıklarını bir düşünsene! Ancak bunlar Allah’a bağlanmamaktadırlar, bunlar racim olan şeytana bağlanmaktadırlar, Amerika’ya bağlanmaktadırlar, Avrupa’ya bağlanmaktadırlar, doğuya ve batıya bağlanmaktadırlar, sadece Allah’a bağlanmamaktadırlar!

Bu elli altı devlet Birleşmiş milletlerden çekilecek olsa, Birlemiş milletler çöker! İttifaka katılan otuz beş devletin sayısının daha da artması beklenmektedir. Çünkü ittifakın anlamı artmaktır ve Amerika bundan memnundur.

Tek bir devleti parçalara bölenler bunlardır. Yani Müslümanların beldelerinde bulunan her bir devlet, dağılma ve parçalanmaya maruzdur. Örnek olarak Fas’ı ele alalım, Fas’ın parçalanmak için saatli bombadan ibaret olduğunu görürsün. Kendi aralarında ve çöl halkıyla problemleri bulunmaktadır. Yine kendileriyle Cezayirliler arasında ayrı sorunları bulunmaktadır. Her zaman her devlette, Berberi, Afrikalı, Zenci, Firavuni ve Kıbti naralarının yükseldiğini görürsün. Batı her zaman bizim için bu azınlık urlarını ekmektedir.

Bundan sonra da bu İslam ordusu ittifakını tebrik etmektedir! Öyleyse kulislerin ardında neler dönmektedir? Aslında bizim parçalanmamızı istemelerine rağmen niçin buna muvafakat göstermişlerdir? Yani aslında İslam âleminin parçalanmasına çağıranlar onlar. -İslam olmasa bile- gerçek bir birlik içerikli hiçbir ittifaktan razı değillerken ve bunu yıkıp dağıtırlarken, terörle mücadele için İslam ordusu ittifakının ilan edilmesi hakkında nasıl bir tutum takınacakları hakkında ne düşünürsün?

Bunlar Obama’nın düşüncelerinin eseridir, bu Amerika’nın son siyasetidir. Şu anda Amerika kendi askerlerini denemiş bulunmaktadır ve yakıp yıktığı bu bölgede kendi askerlerini muhafaza etmek istemektedir. Şu anda uçaklarına yardımcı olmaları için kendileri için hiçbir kıymeti olmayan bu askerleri kullanmayı istemektedir. Bununla birlikte bizzat kendileri de Amerikan kriterlerine uygun olan bazı savaş sahalarına da katılabilirler.

Dikkat et, “Suudi Arabistan, maşallah! Kral Selman radiyallahu anh Halid b. Velid, ata binmiş şerefi geri getirmekte” (!). bunların hepsi hurafe sözleridir. İstisnasız bunların hepsi beyaz sarayda bulunan efendinin kullarıdır. Obama’nın, başkasının ya da herhangi bir Amerikan başkanının emirlerinin, hatta emirler değil sadece fikirlerinin kölesidirler. Herhangi bir Amerikan başkanının sadece fikirleri, Arap yöneticiler katında uygulanması zorunlu olan emirlerdir!

Çünkü hakkında konuştukları bunlardır; “Amerika kendisi girmeyecek! Ne IŞİD’i ne de diğer cemaatleri vurmak istemiyor, kara kuvvetlerinin bulunması gerekiyor ve bunlar o bölgenin insanları olmalıdır…”

Öyleyse buradaki mesele hakkında gözüken, acil bir şekilde kurulan bu askeri ittifakla ilgili olarak gizli durumların olduğudur. Sonra, bunu aceleye getirdiler, peki niçin aceleye getirdiler?

Nusra’nın emiri komutan şeyh Cevlani’nin yayınladığı ses kaydını bir düşünün; bu ses kaydı son derece önemlidir. Çünkü tüm işaretler sahanın yıkıldığını, şu anda cihad cemaatlerinin kaybettiklerini ve yok olmaya maruz kaldıklarını söylemektedir. Bu komutan ise ümitle konuşmaktadır. İşlerin iyi olduğunu açıklayarak onları başarısızlığa uğratmıştır. Riyad konferansı projelerini yerle bir ederek bu sermaye sahiplerinin aslında işi uzatmaya veya bir Kâfiri ondan daha fazla Kâfir olanıyla değiştirmeye çalıştıklarını açıklamıştır.

Sonra, bu sermaye sahibi ülkelere dayanmadığını ve rızkının mızrağının gölgesi altında olduğunu belirterek Müslümanlar katında özellikle de Suriye’de bulunan Şam halkı üzerinde bir ümit doğurmuştur. Tam bir güvenle konuşmaktadır! Öyleyse burada bir tehlike bulunmaktadır; terör ve El-Kaide’nin üyesi olan bu cemaatin bir an önce hızlı bir şekilde bitirilmesi gerekmektedir, çünkü artık bu cemaat halk tarafından benimsenir olmuştur. Hitap şekli ise kolaydır, kesme, öldürme, yıkma ve patlatma görüntüleri yayınlayanlardan çok daha üstündür! Yani Devlet örgütü olarak adlandırılan diğer cemaatten. Bu nedenle halk tabanı daha fazla genişlemeden hızlı bir şekilde bu cemaatin gömülmesi gerekmektedir!

Başka durumlar da bulunmaktadır; Amerika Rusya’yla karşı karşıya gelmeyi istememektedir, Rusya, İran, Kuzey Kore, İran’ın civcivi Hizbullat ve tüm bu Şii-Rafizi cemaatlerle karşı karşıya gelmeyi istememektedir. Bunların hepsi, bu Nusayri rejimle birlikte tek bir kütle ve tek bir ittifak içerisindedirler.

Görünürde ise bu ittifak İran’a karşıdır. Yani bu Sünni bir ittifaktır ve İran’dan korkarak kurulmuştur. Belki Suudi Arabistan’ın İran’dan korkmasından ötürü de kurulmuş olabilir. Çünkü her hangi bir bahaneyle bir savaş çıkabilir ve burada kaybeden Suudi Arabistan olacaktır, zira yeterli gücü bulunmamaktadır. Amerika ise körfeze sahip olduğu sürece olaya müdahil olmayı istememektedir, zaten körfez Amerika’nın kontrolündedir, Obama’nın siyasetiyle askeri olarak bir müdahalede bulunmaya güç yetiremez.

“Öyleyse kendiniz bir yapılanmaya gidin ve deneyin.” Oysaki bunu Yemen’de tecrübe ettiler ve hala Husiler var ve hala Ali Abdullah Talih (bedbaht) tüm vurmalara rağmen onları yıpratmaktadır. Peki niçin? Çünkü –daha önce de söylediğimi gibi- Amerika Husileri bitirmek istememektedir, Ali Abdullah Salih ve cemaatini bitirmek istememektedir, sadece sınırlı darbeler istemektedir.

Tüm bunları söylemekle birlikte şimdiye kadar bitmediler! Hala Ta’z’ı ele geçiremediler. Onları vuruyor, öldürüyorlar. Birleşik Arap Emirliği ve Suudi Arabistan güçlerini öldürmekteler! Bu grubun elinde ne uçak ne de daha başka şeyler bulunmamasına rağmen tüm bunlar nasıl olmaktadır? Bunların yanındaysa bir halk direnişi bulunmakta, körfez direnişi bulunmakta ve fiilen sahadadırlar. Tüm bunlara rağmen hiçbir şey yapamadılar, niçin?

Çünkü bu sırf Amerika’nın meselesidir. Bunlar sadece cerrahi operasyonlardır, kökten bitirme ise yasaktır.

Bunun yanında B.A.E ihaneti bulunmaktadır. B.A.E körfeze ihanet etmektedir. Bu onların hepsini vururken, B.A.E onları ve Salih ailesini kendi yanında barındırmaktadır.

Bu nedenle, bu ittifak görünürde Suudi Arabistan’ın himayesi içindir ve bunun için acele etmişlerdir. Dikkat edin, Pakistan başlangıçta tereddütlüydü sonra muvafakat verdi. Sonra, başta on devlet bulunuyordu ve arttılar. Niçin bu hızla onay verdiler? Belki de meselenin anlamı, bu ittifak yapıldığında, Amerika’nın terörist olarak adlandırılan bu cemaatleri vurmak için müdahale edilmesine onay vermesidir. Bu cemaatler hakkında her devletin kendisine göre bir programı bulunmaktadır.

Tüm bu cemaatler El-Kaide’dendir, Devlet örgütü ise esastır. Hayal edebileceğin tüm cemaatler, hatta İhvanı-Müslimin bile! İhvanı-Müslimin terör listesine yazılmaktadır! Eğer kokuşmuş Arap Emirliğinden çıkan açıklamaları inceleseniz, Müslümanların casusluğunu yapan bu cüce kralın açıklamalarına bakarsanız, hedefleri arasında İhvan’ın da bulunduğunu görürsünüz! Terör örgütleri arasında ihvan!

 

Dünyada bulunan tüm cemaatler böyledir; Zenki cemaati, hatta Özgür Suriye ordusu bile bazı devletlerde terör örgütü sayılmaktadır. Yani nizama karşı silah kaldıran herkes terörist kabul edilmekte ve ona karşı savaşılmakta. Evet, ayrıma giden bazı devletler bulunmakta, ancak her devletin kendisine göre istekleri vardır. Yani bir karışım ve kokteyl ile karşı karşıyayız, herkesin kendi emellerini gerçekleştirmeye çalıştığı bir kokteyl.

Ancak onları bir araya getiren, Suudi Arabistan’ın tehlikede olmasıdır; Kâbe’nin bakıcıları tehlikede ve bu mukaddes bir mekândır, bu devletlerin müdahil olması gerekir. Bu münasebetle aynı şekilde şekli olarak bu devletler de girmiştir ve doğal olarak Suudi Arabistan bizzat kendisi bu devletlere lütufta bulunmuştur.

Bu ittifak, “Terörle mücadele ittifakı” olarak adlandırılmıştır. Terör kelimesini duyduğunda, bundan İslam’ın kast edildiğini anlayabilirsin. Hristiyanlık, Yahudilik veya başka bir din değil, sadece İslam’ı kast etmektedirler. Terörle mücadele kelimesi, İslam’la mücadele anlamına gelmektedir. Yani batı hegemonyasını reddeden ve bu hain mürted hükümetleri kabul etmeyen İslam’la mücadele. Sadece şeriatın hâkim olmasını isteyen İslam… Terörden kast olunan budur.

Bunun dışındaki evcil İslam vb. nizamların İslam’ları ise, bunlar, Cameron ve Obama’nın değerlerine göre makbul olan İslam’dır.

Eğer bu cemaatler Şam’da bu şekil üzere devam ederse; orada bir halk desteği bulunmaktadır ve silah üzerine daha fazla yetişmektedirler. Orada bu kıyamların zafer elde edeceği anlamına gelen bir güç bulunmaktadır. Bunun manası, Beşar’ın son uygulamış olduğu metodun başarısız ve yok olacağıdır. Bu durumda tüm bu nizamlar da yok olacaktır ve tüm halklar yöneticilerine karşı ayaklanma hastalığına tutulacaktır!

Bundan ötürü Suriye ve diğer yerlerde bile Arap baharı ayaklanmalarına karşı çıkıp şiddetle savaş açmada en katı ve en sert devletler, körfez devletleridir. Çünkü bunlar, hükümetlerin bulaşıcılıklarından, devletlerin bulaşıcıklarından ve halkların bulaşıcılıklarından korkmaktadırlar. Onların isyankâr olmalarından korkuyorlar; “Onlar yöneticilerini değiştirdiler, niçin biz de kendi yöneticilerimizi değiştirmeyelim?”

Onların ölçülerine göre bile terörün merkezi, fesadın, yıkımın ve harabın üssü olan bir devlet düşünün. Örneğin Mısır ittifakın bir üyesidir! Allah aşkına, hiç Sisi İslami bir ittifakın üyesi olur mu? Mısır’da İslam ordusu ittifakına dâhil olan devletlerdendir. İslam’a karşı savaşta mütehassıs olan Mısır ordusu?

Muhammed Ali paşa döneminden beri İngiliz ve Fransızlar eliyle sadece İslam’a karşı savaşmak üzere kurulmuş ve yetiştirilmiş Mısır ordusu. Hayatı boyunca hiç zafer elde edememiş Mısır ordusu… Altı Eylül vb. yerlerde yalan iddialarla zafer elde ettiklerini ise bir yana bırakın. Sadece yarım gün geçmesiyle savaş hezimete dönüştü ve Sedat kurtulmak için Amerika’dan yardım istemeye başladı.

Bu ordu hayatı boyunca sadece kendi halkına karşı zafer elde etmiştir. Kendi halkına karşı Kırdasa’da, Rabiatul-adeviye’de zafer elde etmiştir. Yine Matariye’de, Munufiye’de, Kemşiş vb. yerlerde zafer kazanmıştır. Bu ordu, sadece halka karşı zafer elde etmiştir, sadece El-Ezher’in kızlarına vb. karşı zafer elde etmiştir.

Bu ordu Müslümanlara karşı savaşan ve aleni bir şekilde onları öldüren, hatta Kuran’a karşı savaşan, İslam’la istihza eden, İslam peygamberi ile alay eden bir ordudur. Hatta orada içkinin helal olduğunu ve bunun normal bir şey olduğunu söyleyen facirce iddialar bulunmaktadır. Sisi resuldür, normal (!), ona vahiy olunuyor, kabul (!), her şey normal! Kuran terörün manifestosudur, kabul! Bunlar Mısır’ın uydu kanallarında açıktan konuşulmaktadır.

Sonra, denildiği gibi ‘hem hamisi hem de haramisi’ olan bu mücrim geliyor ve teröre karşı savaşması ümit ediliyor. Oysaki kendisine karşı savaşıyor. Aslolan bu devletlerin kendi kendilerine karşı savaşmak için teşkilatlanmalarıdır. Çünkü terörün üssü, fesadın merkezi, ümmete acılar getiren ve parçalayan tüm musibetlerin merkezi bunlardır. Büyük silahlara sahip olan kireçlenmiş mücrim ordularıyla bu devletler.

Birisi gelip şöyle diyor: “Karamsarsın, ümit var ol. İyi niyet nerede? Dışişleri bakanı Cübeyr Paris’te sadece bir İslam ordusu ittifakını açıkladı ve siz de hemen tenkitlere başladınız!”

Evet, bahsettiğin iyi niyet nedir? Be adam, hastalığın kaynağı senken sana nasıl güvenebilirim? Mescidleri kapatan, evleri yıkan, İslam’a karşı savaşan ve insanları şeriattan engelleyen sensin. Mücahidleri ve direnişçileri Suriye’de muhasara eden ve ümmet hakkında entrikalar düzenleyenler sizlersiniz. Nasıl bu ülkeler teröre karşı savaşacak? Hangi teröre karşı savaşacak? Eğer iş böyleyse ve güzel niyetten ve teröre karşı savaştan söz ediliyorsa, ben sizinleyim ve terörle mücadele için İslami-askeri bir ittifak kurulması güzel bir şeydir. Burada biraz duralım:

Filistin’i işgal eden İsrail, bu devlet bir terör devleti midir yoksa değil midir? Terörle mücadeleden bahsetmiyor muydunuz? Hangi terörün olduğunu soruyordunuz, bu sizin yalancı ve iftiracı olduğunuzun bir kanıtıdır. İşte İsrail, ona karşı savaşacak mısınız?

İslam devletleri olarak adlandırılan elli altı devletten otuz beşi… Eğer gerçekten otuz beş devlet ittifak etse, Roma’ya girer, hatta Beyaz sarayı işgal eder! Bu devletlerin nüfusunun kaç olduğunu biliyor musunuz? Milyar küsür. Orduların sayısı ise, beş milyon askerden daha fazla. Bunlar, silah ve teçhizatların haricindedir. Bu devletler arasında kimyasal silahlara sahip olanları da vardır, Pakistan. Yani hayal bile edemeyeceğin bir insan gücüne sahipsin.

Örneğin Amerika Atlas okyanusunun ardında belirli bir yerdedir, Avrupa da öyle. Ancak Müslümanlar gerçekten büyük bir bölgeye dağılmış bulunmaktadırlar. Endonezya’dan, Cakarta’dan, Fas’a kadar bir bölgede savaşmayı kim göze alabilir? Nitekim bu ittifaka muvafakat gösteren devletler arasında Fas, Moritanya, Nijer, Togo ve Sahil Elac gibi devletler de bulunmaktadır. Sahil Elac’ın Müslüman devlet olduğunu da ilk defa duydum!

Tabi ki Gine bunlardan sonra gelecektir. Gana ve Boutsvana’da bu ittifaka dâhil olmuştur. Yine Maldiv’de böyledir. Tabi ki okyanusta bulunan Maldiv adalarının hepsini bir kahvaltıda ya da akşam yemeğinde ağırlayabilirsin. Birde bunların müttefik devletler olduğunu söylüyorlar!

Bunların hepsi, denildiği gibi, bereket içindir. Nedir bu Benin? Tüm hayatları sıkıntı, musibet ve iç savaştan ibaret.

Bu ülkeler arasında Somali’de bulunmaktadır! Somali? Somali’nin iki caddesi ancak bir cadde eder. Her grup bir caddeyi tutmaktadır! Sonra Somali’nin teröre karşı savaşından söz etmektedirler! Önce sen kendi özel problemlerini bir hallet!

Yine bu devletler arasında Filistin’de bulunmaktadır! Teröre karşı savaş ittifakında Filistin’de bulunmakta, yani kime karşı savaşacaksın? Aslında Filistin kim? Abbas’mı, Heniyye’mi, kim? Filistin’i kim temsil etmektedir? Filistin’den kasıt nedir? Filistin’den kast edilen, Gazze, Daffe ve Yaka’mıdır?

Bu devletler, sadece sayı artırmak içindir. Kast olunan, sayı ve teçhizat bakımından ve insan gücü olarak belirli bir seviyede olanlardır.

“Sizin niyetiniz kötüdür, bu ittifaka karşı kalbiniz karadır, siz İslamcılar her zaman ümmetin hayrına karşı çıkmaktasınız?”

Peki, İran’ın işgal ettiği üç ada kurtarılacak mı ki bunların kurtarılması İsrail’in kurtarılmasından daha kolaydır? Buraları hain Arap Emirliğinden kurtarabilecekler mi? İslam’a ve Müslümanlara karşı kışkırtan, İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşan, rüşvetle mücrim David Cameron’u destekleyen Nahyan ailesinden kurtarabilecekler mi? Bu adam Allah’ın dışında ibadet ettiği bu demokrasiden de hayâ etmemektedir. Ona rüşvet veren kimdir? -Gazete ve dergilerinin şahitliğiyle- bu hükümetleri destekleyenler kimlerdir? Birleşik Arap emirlikleri! Emirlik, sadece Sünni İslam âlemini tahrip etmekte mütehassıstır.

Bu ittifak şu anda İran’ı sevmemekte ve bu oluşuma çağırmamaktadır, çünkü İran terör uygulayan bir devlettir. -Hizbullat ve Şia milisleri gibi- katliama sevk ettiği grupları bulunmaktadır. Yine bu ittifaka girmeyenler, bunu açık bir şekilde reddetmişlerdir. Ancak bununla birlikte çağrıldıkları halde kabul etmeyenler de bulunmaktadır, örneğin Cezayir gibi. Cezayir bu konuda; “Muhalefet et tanınırsın” kuralını uygulamaktadır.

Cezayir’den kasıt, askerdir, halk değildir. Cezayir askeriyesi: “Hayır, biz eskiden beri süre gelen anayasamıza bağlı kalacağız!” demektedir. Ey be adam, hangi anayasa, kendi kendine mi gülüyorsun? Sen ki, 67 ve 73 senelerinde orduyu sokağa çıkarıp harekete geçirdin. Sen ki Mali, Nijerya, Nijer ve Moritanya’yla, “Mali’deki İslami cemaatlere karşı savaş” adı altında bir ittifak oluşturdun. Ve şimdi de anayasadan dışarı çıkmamaktan söz ediyorsun?

Askeri cuntayla yönetilen Cezayir, ömrü boyunca ümmete karşı olmuştur. İnsanlar unutuyorlar. Komünist dönemi günlerinde Bulgaristan Müslümanlara saldırılırken, tüm dünya hatta batı bile onlara acırken, bu mücrimlerle birlikte duran tek devlet, Cezayir askeriyesiydi. Cezayir, mescidleri yakılan ve yıkılan, mescidlerin domuz ahırlarına ve köpek yuvalarına çevrildiği, Müslümanların diri diri yakıldığı Müslümanlara karşı komünist Bulgarlarla birlikte durdular. Onlarla birlikte Bulgaristan’da duranlar kimlerdi? Cezayir ve -hakkın yerine gelmesi için-, mücrim Abunnasır.

Mücrim Abdunnasır Müslüman Keşmir’e karşı Hindistan’la birlikte olmuştur! Bunlar ömürleri boyunca her zaman hain olmuşlardır. Yine Müslümanlarla ilgili olan tüm meselelerde Cezayir daima aksi tarafta olmuştur. Suriye’de bu katil mücrimle birlikte olmuştur, Irak’ta da. Şimdiye kadar bu ittifaka onay vermeyen devletlerin konumu da böyledir.

Otuz beş devletten oluşan bu ittifakın tarafları Suudi Arabistan’ın altında toplanmıştır. Evet, size karşı niyetimiz kötüdür, size güvenmiyoruz. Çünkü siz İslam’a karşı savaşıyorsunuz. Siz İslam’a karşı savaşın kaynağısınız. B.A.E gibi bir devletin bu ittifakta ana unsur olması nasıl mümkün olabilir? Allah için, fuhuş ihraç eden, uydu kanallarında fesat ve yıkım yayan, İslam’a karşı savaşan, her yerde Müslümanlara karşı saldırıları finanse eden ve buna teşvik eden bu Nehyan ailesi askeri bir İslam devleti oluşturabilir mi? Sonra da bu devletin ve Sisi’nin İslam devleti olduğunu iddia ediyorsunuz!

Sonra buna katılan devletleri say, hepsi de İslam’a karşı savaşan devletlerdir, Müslümanlara sıkıntılar çıkaran devletlerdir, şeriatla hükmetmeyen devletlerdir. Bu ittifak arasında tek bir İslam devleti bulunmamaktadır, mübalağasız hepsi laik devletlerdir. Pakistan Amerika’ya bağlı laik bir devlettir. Kimyasala sahip olmasının ne anlamı vardır ki? Kimyasalları hiçbir hususta onlara bir yarar sağlamamıştır. Eğer Amerika Hindistan’a baskı yapmasa, Hindistan onu yutardı. Nitekim Amerika onlara, ‘Keşmir cephesini sakinleştirmelerini, şu anda Afganistan savaşı olduğunu’ söylemiştir. Hindistan bundan dolayı susmuştur.

Bu nedenle Keşmir mevzusunu düşündüğünüzde sakin olduğunu görürsünüz, bu mevzuyu sakinleştiren her zaman Amerika olmuştur. Niçin, çünkü Pakistan askerleri hem Pakistan’da hem de Afganistan’da Amerikan çıkarlarının koruyucularıdırlar. Oysaki Pakistan için Keşmir, bize göre Filistin meselesi gibidir. Ancak buna rağmen orayı unuttular, çünkü bunlar hakikatte İslam’a karşı savaşan laik devletlerdir.

İslami olduğu ve şeriatla hükmettiği iddia edilen devlet hangisidir? Suudi Arabistan’ın dışında bir devlet bulunmamaktadır. Bu devlet zahirde bazı meselelerde İslam şeriatıyla hükmetmektedir, ancak Müslümanları utanca boğan da Suudi Arabistan’dır. Afganistan’da ve Irak’ta Müslümanları vuran Amerikan üslerini kurduran da Suudi Arabistandır. Irak Suudi Arabistan yoluyla işgal edilmiştir.

Entrikalar düzenleyen ve şu anda Suriye’de bulunan Müslümanlara karşı tuzaklar hazırlayan da Suudi Arabistan’dır. Suudi Arabistan şeytani Riyad toplantısını, orada bulunan Müslümanlara karşı entrikalar hazırlamak ve bu mücrim katilin ömrünü daha fazla uzatmak için düzenlemiştir.

Katil Beşar’ın değişmesini (yani gerçekten istediklerini var saysak) ve düzenli bir siyasi yapıya geçmek istiyorlar; bundan sonra uluslararası belirli baskılarla çalışacağız ve adam onurlu ve şerefli bir halde çıkacak, nizam da daha önceki haliyle devam edecek. Dikkat edin, burada Suriye halkına iki felaket birden gelmektedir, bedeli iki kez ödemektedirler; kanlarını akıtma bedeli; -uzun zamandan beri üç yüz bin olduğunu söylüyoruz, şimdi sayı yarım milyona varmıştır- işte bu ödemiş oldukları bedeldir.

İnsanların gelecekte ödeyecekleri bedele ise dikkat edilmemekte. Nizam bu şekilde kalsa, yani Beşar gitse ve bazı komutanlar da gitse, ancak devlet olduğu gibi kalsa, yani müesseseler, ordu, yapı ve bu omurga devam etse; bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Uluslararası açıdan bu, nesillerin harap olmasıdır. Çünkü bu nizam borç aldı ve gerçekten de milyar dolarlık anlaşmalara girdi. Bunları kim ödeyecektir? Nizam hesaba çekecek: “Ödeyin bu dolarları, milyarlarca dolar anlaşmaların borcunu siz ödeyeceksiniz!”

Ancak bu nizam yıkılsa ve tüm yapıları yerle bir edilse; geçmiş bizi ilgilendirmez, gidip bu katille anlaşma yapan sensin, bunu ne ben ne devletimiz nede bu halk üstlenmez. Lakin siz bize gülmek istemektesiniz, bu halka gülmek istemektesiniz. Nizam olduğu gibi kalacak, bir kaç kişi gidecek ve Suriye devleti olduğu gibi devam edecektir. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Önemli olan ana yapının devam etmesidir. Bu yapı üzerine uluslararası ittifaklar imzalanmıştır. Bunda musibetler, felaketler, silahlar, petrol vb. anlaşmalar vardır. Tüm bu devletler senden bu borçları talep edecek ve sözleşmelerini uygulamanı isteyecektir.

Yine ileride yönetime gelsen de, sana uluslararası direktiflerde bulunacaklardır. Çünkü bir kere bu siyasete, toplantılara göre yürümeye razı olmuşsundur. Tek tek, adım adım, uzun bir rahatlık için sevin ey Beşar!

Sonuçta yitirilecek olan sensin, seninle birlikte birçok nesilde. Bu ittifakta bulunan hainler kendi başlarına bile bunun üstesinden gelebilirler. Siz otuz beş devletsiniz, Rusya ne yapabilir ki? Bu ittifakta Türkiye, Pakistan, Malezya ve basite alınmayacak gelişmiş devletler bulunmaktadır. Yine Endonezya’da bu ittifaka muvafakat etmiştir. Bunlar büyük devletlerdir. Hatta Mısırlı ücretli askerler bile. Tüm bunlar büyük bir güçtür. Rusya ne yapacaktır? Rusya utanç eteklerini toplayacak ve kaçacaktır. Ancak bunlar bunu istememektedirler.

Mesele görünürde, Sünni bir ittifaktır, ancak hakikatte Amerika Suudi Arabistan’da, Türkiye’de ve bazı Arap devletlerinde eğitim gören bu orduları hazırlamalarını dayatmıştır. Hatta Mısır bile bazı Suriyelileri eğitmektedir. Bunlar nüvelerdir, bunlarla birlikte Mısırlılardan ve Türklerden oluşan bir ordu gelecektir. Her devlet Suriye ordusundan bir birlik veya grupla birlikte olacaktır. Suriyeliler olmadan gelmeleri bir yarar sağlamaz, Suriyeli bir grup güzel bir eğitim görür ve savaşmaları için bu birliklerin arasına katılırlar.

Öyleyse uçakla havadan yürütülen bir savaş bulunmaktadır, bu uçaklar hem batıdan gelen hem de kendilerinde bulunan uçaklardır. Sonra girecekler ve var olan cemaatler arasında kim silah kaldırırsa yıkılacaktır. Bunun insansız uçaklar vasıtasıyla, yerle bir etmek maksadıyla hava bombardımanı ya da sürme yoluyla olması arasında bir fark yoktur. Yani “La ilahe illallah Muhammedun Resulullah” sancağını kaldıran ya da şeriatı getirme isteği taşıyan her cemaat teslim olmadığında yerle bir edilecektir. Daha önce söylediğim gibi, Dayton meselesi gibidir. Dayton meselesi gelmektedir ve bundan bir kaçış yoktur, ancak -Allah’ın dilemesiyle- Allahu Teâlâ’nın mücahidlere bir rahmet ve kuvvet indirmesiyle birleşmeleri ve şeytanın planlarını bozmaları bu durumu tersine çevirebilir. Bu tek çıkış yoludur.

Bunun haricinde bunlar bu planlarını uygulayacaklardır. Şu anda tüm cemaatler toplanmış bulunmaktadır ve tasfiye edilmelerinin en güzel yolu budur. Diğer devletlerde dolaşmaları yerine şu anda bir arada toplandıklarını söylemektedirler. Bunun anlamı, farklı devletlerde dağınık bir haldelerken yakmak için Şam bunların hepsini bir araya getirmiş bulunmaktadır. Böyle düşünmektedirler.

Devle örgütü onlara göre basit bir meseledir. Onlar Devle örgütünün anlam olarak tasfiye edilesini istememektedirler. Tasfiye meselesinde, sonuçta onunda yok olacağını bilmektedirler, ancak mesele vakit meselesidir. Lakin bu cemaat hakkındaki sorun ve korku, insanların kalplerine girecek basit bir hitap şekline sahip olmalarıdır. Şeytanlıklarına rağmen destekçileri bulunmaktadır, hala liderlerin şeytanlıklarını öğrenememişlerdir. Çünkü bunlar konuştuklarında toplumu tekfir etmediklerini, insanları tekfir etmediklerini söylemektedirler, kolay bir hitap. Malları nereden alıyorsunuz? “Ganimetlerden, bunlar nizamdan aldığımız ganimetlerdir” diyorlar.

“İnsanlar Riyad toplantısına katılmaya mecbur kaldı” diyorlar. Öyleyse niçin diğerleri mecbur kalmadı? Niçin Nusra mecbur kalmadı? Cundul-Aksa? Orada bulunan diğer gruplar niçin sizin gibi mecbur kalmadılar? Mecburiyet eşittir, eğer gerçekten bir zorunluluk olsaydı herkes için geçerli olurdu. Ancak sen şu anda kendin için mecbur olduğunu söylüyorsun, senin dışında var olanlar ise mecbur değil! Yani o mücadele vermekte ve bu baskılara karşı yüzleşmekte ve bununla birlikte ganimet alıp “Elhamdulillah yanımızda yetecek kadar var ve düşmanımızdan ganimet almaktayız” demekte. Öyleyse bu senin aleyhine olan bir delildir.

Bu nedenle bu ittifak, genel olarak Müslümanları ve İslam şiarını yücelten cemaatleri bitirmek içindir. Hatta bu cemaatler yumuşak cemaatler olsa bile. Örneğin İhvan gibi demokrasiyi savunan bu cemaatler de gözetlenmektedir. Bu yumuşak cemaatlerin de bir yerleri yoktur. Demokrasi ve İslam deme, bu İslam teriminin hiçbir yararı yoktur. Demokrasi, yüce Allah’a küfür anlamına gelmektedir, bundan kast ettikleri budur.

İhvan demokrasiyi uyguladı ve şeriatla hükmetmedi, buna rağmen ‘onun niyetinde bunun olduğunu’ söylemektedirler. ‘O bunu düşünmekte, toplumda ahlakı yaymayı istemekte!’ Yani onların İhvan’dan istedikleri, yönetime geldiklerinde facirleşmeleri, rezilliği ve kötü ahlakı yaymalarıdır. Yani hiçbir şeye bağlı kalmamalarıdır. Onlar hakkında razı olunan sadece budur. Gannuşi’ye de böyle yaptılar, onu düşürüp üzerindeki dut yaprağını çektiler ve sonuçta onu çöpe attılar. Onlar Gannuşi tipi türler istemektedirler, ama onu da yönetimde bırakmadılar. Çünkü sen bir zamanlar şeriatı düşünüyordun ya da her hangi bir vesileyle İslam’ı getirmeyi…

Onların istedikleri budur. “Onlar senin kendilerine yumuşak davranmanı arzu ettiler, kendileri de bunun üzerine yumuşak davranacaktı.” [2] Sadece onlara karşı biraz yumuşamanı. Ancak o senin kökünü kurutmak istemektedir. “Eğer güç yetirirlerse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler.” [3] Çatışmanın devam etmesinin anlamı budur.

Öyleyse bu, Ebu Leheb’in ittifakıdır. Bu ittifak, İslam adıyla isimlense de şeytanın ittifakıdır. Çünkü İslam ordusu ittifakı olarak adlandırılan bu ittifak, Amerika’nın çıkarınadır, batının çıkarınadır, bu mücrimlerin maslahatınadır, ümmetimizin üzerine çöreklenen bu hükümetlerin maslahatınadır. Bu, şeytanın ittifakıdır, bundan sakının. Bu ittifaktan sakının, bu ittifaktan Allah’a sığının. Suudi ailesinin kendisini himaye etmek ya da İran’dan korumak yine Müslümanlara karşı savaş yürütüp köklerini kurutmak için gerçekleştirilen uğursuz bir ittifaktır bu.

Eğer samimi olsalardı, şeyhleri ve Rafizilere karşı duran Ehli Sünnet önderlerini serbest bırakırlardı. Haremeyn’de bulunan binlerce genci serbest bırakırlardı. Tüm bu devletlerin hapishanelerinde bulunan binlerce genci. Eğer samimi olsalardı, bunları serbest bırakırlardı. Lakin bu, bu türden Müslümanların bitirilmesi için yürütülen bir savaştır. Bunlar örnek Müslüman istemektedirler, Batı-Amerikan niteliklerine uygun olan, yani İslam olmayan.

Mesele Oxford ya da Harward’da okumuş deneyimli kimselere ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. İsimleri ve İslami kelimesini bir tarafa bırak, otuz beş devlet bulunmaktadır. Nice sakallı ve peçelileri gördük… Peçelilerden birisi mücrim katil Sisi’nin fotoğrafını taşıyor! Burhami’nin ve bunları savunan ezik selefilerin sakallarını gördük. Bunların Sisi’nin fotoğrafını kaldırdıklarını ve Sisi’ye oy verdiklerini gördük. Yani bu türleri gördük ve ne isimlere, ne sakallara ne de kısa pantolonlara aldanmamalıyız. Evet, bizler zahiri görünümü önemsiyor ve takdir ediyor olsak ta, bunlarla aldanmamalıyız. Uygulamaya geçilmesi gerekir. Biz bu devletlerin tarihinin bizim için bir utanç olduğunu biliyoruz, tarihlerinin İslam’a karşı savaşla geçtiğini de biliyoruz. Bu ittifaka onay veren otuz beş devlet arasında, İslam’ı ve Müslümanları savunan hiç bir devlet bulunmamaktadır. Onlara dedik ki, eğer teröre karşı savaşta samimi iseniz, siz de İsrail’i terörist bir devlet olarak kabul etmektesiniz, onlar da başka devletler de medyalarında bunu dillendirmekteler. Eğer böyleyse, önce kendi komşunla başla! Yakın olanlar iyilik konusunda daha önceliklidir.

Ey iftira ve yalan ittifakçıları, ey şeytanın müttefikleri, eğer bunda samimi iseniz, işte Gazze, orayı özgürleştirmeye gidin, ya da açın. Yani riddet ve ihanet ordusu, Mısır’ın paralı uşakları orayı muhasara edeceğine, oraya gıda ve ilaç sokun.

Eğer samimi iseniz, beldelerinizi ve kendinizi Amerikan ve Fransız üslerinden kurtarın. Bu gün her kesim İslam âlemini işgale kalmış bulunmaktadır.

Size İsrail dedik. Bunu, gasp eden düşman esasına göre söylüyoruz. Birçoğunuz İsrail’in terörist olduğunu söylüyor. Tabiki bu sadece halkları razı etmek için şekli bir söylemedir.

Şu anda Mısır’da terör devleti İsrail değildir, terörist olan Hamas’tır. Yani İsrail’e karşı savaşan Müslümanlar! Bunlar, uydu kanallarında açıktan konuşulmaktadır. Bu pisliğin de böyle dediğini gördük, hatta onların şehid oldukları söylemekte! Yani Filistin’i gasp eden düşmanlardan ölenler hakkında bunu söylemekte!

Utancın nereye vardığını görebiliyor musunuz? Sonra da bunların teröre karşı savaştıklarını söylüyorsun! Bunlar sadece İslam’a karşı savaşıyorlar!

Onlar İran’ın terör devleti olduğunu, kendisine bağlı olan cemaatlerin terör cemaatleri olduklarını söylemektedirler; peki bu ordular niçin Taneb el-Kubra’yı ve Arap Emirliğinde bulunan üç adayı kurtarmamışlardır? Niçin bunu başka bir cemaat için yapmamışlardır. Hizbullat Lübnan’dadır, başka cemaatler de bulunmaktadır? Onlar bunların terör cemaatleri olduğunu kabul etmektedirler, onlar Rafizi-Şia milis cemaatlerinin terörist olduklarını itiraf etmektedirler ve buna rağmen hiçbir şey yapmamaktadırlar.

Bundan ötürü bizim onlara iftira atmadığımızı söylüyoruz! Sizler terörden İslam’ı kast etmektesiniz, bu ittifaka Amerika muvafakat göstermiştir. Aksi halde pireyi deve yapan batı medyasından bununla ilgili bir şey duydunuz mu? Hiçbir şey gördünüz mü? Aksine sevinç içerisinde tahlillerde bulunmaktadırlar. Meseleyi hiçbir zaman bu ittifaktan korkma şeklinde ele almamışlardır, çünkü kendi ellerinin ürünü olduğunu söylemektedirler.

Hatta batılı medyacılar ve gazeteciler bu ittifakın belirli bir yolla ve belirli bir hedef için kurulduğunu bilmektedirler; her türlü İslami cemaatlerin vurulması ve İslam dünyasında ya da başka bölgelerde takibe alınması. Bunu Suudi savunma bakanı kral Selman’ın oğlu veliaht Muhammed’de belirtmiştir. Demiştir ki: “Sadece Devle örgütü değil, dünyanın her hangi bir yerindeki her hangi bir cemaat ya da örgüt, bu ittifak bunlarla savaşmak içindir!”

Hanı es-Sıbai

-Dipnotlar-

[1] Enfal: 36[2] Kalem: 9[3] Bakara: 217

Mütercim: Muhammed Atta

Ümmeti İslam / Özel Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir