İslam’a Göre Vela ve Bera Mefhumu

Allah Teala(c.c) kitabında buyuruyor ki: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğu Allah’a ve peygamberine karşı kanunlar koymaya kalkışan kimselerle sevişir bulamazsın; babaları veya oğulları, kardeşleri veya akrabaları olsalar bile. İşte Allah böyle bir topluluğun kalplerine imanı yazmış ve kendilerini, tarafından bir ruh ile desteklemiştir. Onları içlerinde sonsuza dek kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan hoşnut olmuş onlarda Allah’tan hoşnut olmuşlardır, işte onlar Allah’ın taraftarlarıdırlar. Uyanık ol ki, Allah’ın taraftarları hep kurtuluşa erenlerdir.” (Mücadele Suresi, 58/22)

Vela ve Bera’nın (Dostluk ve Arınmak) anlamı La ilahe illallah’ın manasının ta kendisidir. La ilahe illallah şahadet kelimesinin manası ancak (vela ve bera) akidesi ile tahakkuk eder.

Şer’i ıstılaha göre vela ve beranın anlamı; Allah için sevmek, Allah için buğuz etmek, her müslümanı sevip yardım etmek, İslam ve İslam memleketini muhafaza etmek için kanını (seve seve) vermek, kafirlere düşmanlık ve buğzetmek, onlardan biri gibi olup onlara benzememek ve fikri, kültürel, askeri alanda onlarla savaşmaktır.

Bundan dolayı Müslümanlığını iddia edip de Müslümanların acılarını paylaşmayan, sevdiklerini sevmeyen, buğzettiklerine buğz etmeyenin dininde şüphe, akidesinde ise karşılık vardır. Bazen bu tip bir davranış sahibini İslam’dan bile çıkarabilir.

Allah Rasulü (s.a.v) döneminde, Medine’yi Münevvere’nin toplumunda bu akidenin (eserleri) güneş gibi açığa çıkmıştır. Mesela savaş meydanında Allah rızasını kazanmak için bazı sahabeler müşrik olan babalarını ve müşrik kardeşlerini öldürüyorlardı.

Yukarıda geçen Mücadele Suresinin 22. ayeti Bedir meydanında (müşrik) babasını öldüren Ebu Ubeyde (r.a) hakkında inmiştir. Bu olay, Allah Resulü (s.a.s)’nun yanında yetişen toplumun, ne büyük bir yüceliğe sahip olduğunun göstergesidir.

Muhaysa Bin Mes’ud, Beni Kurayza’nın lideri olan ibn Şeyne’yi öldürdüğünde büyük kardeşi (ki kâfir bir kimseydi) kendisine şöyle dedi ki:”Ey Muhaysa senin kalbin ne kadar sert ve katıdır.”

Muhaysa ona şöyle cevap verdi: “Onu öldürmemi emreden zat seni de öldürmemi emrederse, bil ki mutlaka seni de öldürürüm. Yani onu öldürmemi emreden Allah Resulü idi. Şayet seni bile öldürmemi emretseydi mutlaka seni de öldürür idim.”

İlk İslam toplumunu birleştiren bağ, Mekke, Medine, Arap Yarımadası veya akrabalık bağı (filan) değildi. Bu toplumun birbirilerine bağlanma noktası ancak akide idi. Bu toplum aslında daha önce çöküntü içindeydi ve ırkçılık engelinde boğulan bir toplum idi. Arapların bu ırkçılık noktasında çok ileri gittiklerini en güzel bir şekilde Dureyt Bin Summe’nin şu sözü açıklamaktadır.

“Ben ancak ve ancak Guziye kabilesindenim. O saparsa bende saparım. Şayet bilinçli davranırsa bende bilinçli davranırım”

Allah Resulü (s.a.v) işte böyle bir (toplumu) kurtarıp, onları dinin zirvesine çıkarmıştır. Dolayısıyla bu toplum nefsi ve şahsi çıkarlardan tamamen kurtulduktan sonra tüm aleme önder olmuştur.

İslami toplumda ilişkiler sevgi, saygı ve yardımlaşma esası üzerine kurulmuştur. Bunların hepsi de kelimeyi tevhide bağlanmıştır. Kim bu tevhit kelimesine bağlanırsa ben ondanım ö bendendir. Bu bağ yeterlidir. Başka bir bağa gerek yoktur. Onun pasaportunun rengi benim pasaportumun rengine benzemese ya da onun teninin rengi benim tenimin rengine benzemese bile durum fark etmez.

İslam toplumunda bağlantı kaynağı imandır. İrtibat sebebi ise takvadır. Hedef cennettir. Gaye ise Allah’ın rızasıdır.

Mus’ab bin Umeyr (r.a), Abdurrahman bin Avfın elinde esir olan kafir kardeşinin yanından geçerken “esirin ellerini iyi bağlayın” demiştir. Esir olan kardeşi “Niye böyle söylüyorsun kardeşim” dediği zaman Mus’ab ona şöyle cevap vermiştir: “Seni esir alan benim kardeşimdir. Sen ise benim kardeşim değilsin.”

Allah düşmanları vela ve bera akidesinin, Müslümanların toplanmasına ve kuvvet bulmasına sebep olduğunu görünce müslümanları renk, ırk, yer, cins bakımından bölmek istediler. Böylece pis koku veren ırkçılık ortaya çıktı.

“Allah küfredenlere Nuh’un karısı ile Lut’un karısını misal verdi. O iki kadın kullarımızdan birer salih kulun nikahı altında idiler, onlara hıyanet ettiler, o yüzden o iki salih kulda onları Allah’ın azabından zerrece kurtaramadılar, ve o iki kadına: Girin ateşe girenlerle beraber” denildi. (Tahrim Suresi, 66/10)

Arap Yarımadasında ırkçılık tohumu beş Hıristiyan gencin eli ile ortaya atılmıştır. (Nasfı El Yazıcı, Şahin Makaryos, Yakup Suruf, El Bostani ve başkaları) Bunlar insanları kokuşmuş Arap ırkçılığında topluyorlardı.

Bundan dolayı Arap ırkçılığı Şerifi Hüseyin ve oğlu Feysel vasıtasıyla Osmanlı hilafetinin çökmesine sebep olmuştur. Tabi ki bu da İngilizler onlarla oynayıp kullandıktan sonradır.

Müslümanlar bu ırkçılık çamurunda boğulmuş, böylece ümmet paramparça olmuştur, İslami hareketler bu toplumu yeniden içine düştükleri bataklıktan çıkarmak için gayret etseler, bu dinin zirvesine ulaştırmak ve toplumlarının İslam’ın güzel kokularını koklamaları için uğraşsalar da bu insanların o zirveye ulaşmasına güçleri artık kalmamıştır. Dolayısıyla İslam davasının davetçilerinin çoğu bu ırkçılıktan etkilenmiştir. Bakıyorsun adam Mısırlıdır. Sadece Mısır’daki İslami hareketi destekliyor. Öteki yerlerdeki İslami davalarla bir alakası yoktur. Diğer İslami şehirlerdeki davetçileri de bununla kıyaslayabilirsiniz. Şüphesiz vela ve bera akidesi müslümanların çoğunun zihninde tam bir açıklığa kavuşmamıştır. Şayet biz yeryüzünde Allah’ın dininin hakim olması için çalışıyorsak tüm ırkçılık ve vatancılık bağlarından kurtulmamız lazımdır. Biz bu dini hakim kılmak için hangi toplum da olursa olsun pasaportun rengini unutmamız gereklidir. Bilinmelidir ki, Allah için sevgi ve buğuz açıktır ve kayıtsızdır.

“İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: -Biz, sizden ve Allah dışında taptıklarınızdan uzağız. Sizin düzeninizi tanımıyoruz. Siz yalnızca, bir olan Allah’a inanıncaya kadar bizimle sizin aranızda ebede kadar düşmanlık ve nefret baş göstermiştir. Yalnızca İbrahim’in babasına “ben senin için bağışlanma dileyeceğim. Fakat Allah’a karşı, senin için hiç bir şeye sahip değilim” demesi başka. “Ey Rabbimiz! Yalnızca sana tevekkül ettik, sana yöneldik. Her şeyin son dönüşü, yalnızca sanadır.” (Mümtehine Suresi 60/4)

Vela ve Bera akidesi Allah’ı ve Allah’ın sevdiği şeyleri sevmek, Allah’ın buğz ettiği her şeye karşı buğz etmek demektir.

İbn Teymiye diyor ki: “Kalplerin, imanın lezzetine tam olarak ulaşması Allah’a yaklaşmakla olur. Allah’ın sevgisi ancak Allah’ın dışındaki tüm sevgilenlerden yüz çevirmekle olur. Bu da La ilahe illallah’ın hakikatidir. La ilahe illallah ise Hz.İbrahim’in ve tüm peygamberlerin dinidir, ikinci şık olan Muhammedu-r rasulallah’ın manası ise; Allah Resulünün emrettiği şeylerde ona itaat edip nehyettiği şeylerden kaçınmaktır.”

Sahih bir hadiste “Şüphesiz Allah’ın kulları içinde bazı kullar vardır ki bunlar peygamberler ve şehitlerden olmadıkları halde Allah katında yüce bir mekâna sahiptirler. Bundan dolayı kıyamet gününde peygamberler ve şehitler bunlara gıpta ederler.” buyrulmaktadır.

Sahabeler “Bunların kim olduğunu bize haber verir misiniz Ya Rasulullah?” dediler. Allah Rasulü onlara:

“Bunlar öyle kimselerdir ki aralarında akrabalık bağı ve mal alış verişi olmaksızın birbirlerini Allah için sevenlerdir. Vallahi onların yüzleri nurdur. Onlar nur üzerindedirler. İnsanların korktuğu zaman onlar korkmazlar ve insanların üzüntülü olduğu zaman onlar üzülmezler” dedi ve şu ayeti okudu:

“Şüphesiz Allah’ın evliyalarının üzerinde korku yoktur ve onlar üzülmezler.” (Yunus Suresi, 10/62)

Başka bir hadiste Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “İmanın en sağlam kulpu Allah için dost olup, Allah için düşman olmak, Allah için sevip, Allah için buğz etmektir.”

Yine kudsi bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Benim için birbirlerine nasihat edenlere sevgim haktır ve benim için birbirlerine ihsan edenlere sevgim haktır. Birbirlerini sevenler nurdan yapılmış minberler üzerindedirler. (Allah katında) yüce bir mekâna sahip olduklarından dolayı peygamberler, sıddıklar, şehitler onlara gıpta ederler.”

Kâfirlerle beraber olmamaya, onlara düşman olup karşı gelmeye teşvik eden birçok eser vardır. Bu kitapların bazılarında “Kim bir müşrikle bir araya gelse ve onun yanında dursa şüphesiz oda onun gibidir.” Demektedir

İbn Hazım diyor ki: “Şayet küfrünü ilan etmiş bir kafir İslam Memleketini ele geçirse (Hafız Esad, Kaddafi ve başkaları gibi) ve bu kafir Allah’ın dininden başka bir din ilan edip, memleketi tek başına idare etmeye başlasa, bununla beraber Müslümanların durumunda da hiç bir değişme olmazsa, bu kafirle beraber durup ona yardım edenler her ne kadar Müslümanlığını iddia etse de kafir olur.”

Vela ve Bera akidesi demek müslüman hak üzerinde olduğu müddetçe nerede olursa olsun onunla birlikte olup ona yardım etmektir. Burada müslümanların zihninde bu akidenin netleşmediğini ifade eden birçok misaller vardır. Bu misallerden bazısı, insanların vatan, ırk, cins, laiklik bayrağı ve parolası altında toplanmasıdır.

Fakat biz açıkça diyoruz ki; kim ki gayri İslami şiarlar altında toplanıp, onu savunsa ve bu bilmediği halde de olsa dinden çıkar. Hangi isim altında olursa olsun gayri İslami şiarlarla beraber olup onları savunup müdafaa edersen, Allah’ın dininden çıkarsın. Bunun için sığındığın sancağa ve savunduğun topluma dikkat et. (iyice tanı)

Allah’ın şu sözüne dikkat et. Hz Nuh (a.s) oğlunun kurtuluşunu Allah’tan taleb ederken Allah da onun oğlu ile arasında bir kalmadığını bildirmektedir.
“Ey Nuh o senin ailenden değildir. O’nun yaptığı uygun olmayan bir iştir.” (Hud Suresi, 11/46)

Sonra sunada dikkat et. Hz Nuh (a.s) yaptığı hatadan tevbe etmektedir. “Nuh dedi ki: -Ya Rabbi! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlayıp rahmet etmezsen zararlı çıkanlardan olurum.” (Hud Suresi, 11/47)

Siz Vela ve Bera akidesini iyice tanımamışsınız. “Allah göktedir, eli elimize benzemez “istiva (Allah’ın arşın üzerinde oluşu) malumdur. Keyfiyet (Arşın üzerinde Allah nasıl istiva etmiş) meçhuldür. Allah’a iman etmek vaciptir. Allah’ın istivası hakkında soru sormak bidattir.” (Sadece bunları biliyorsunuz) Akide sadece bunlardan ibadet değildir ki. Zira bunları bir oturuşta ezberleyebiliriz.

Fakat vela ve bera akidesi, insanların pahalı hayatlarını (Allah yolunda) bahşetmesini istiyor. Kanını vermek ve tüm dünya önünde durmak gibi. Bu da uluhiyyet tevhidinin bir gereğidir ki tüm peygamberler onun için gelmiştir, iman ancak Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmektir. Kim Allah için severse Allah için buğz ederse Allah için verirse ve Allah için men ederse Allah’ın sevgisine nail olur. Zaten Allah’ın sevgisi ancak bunlar ile olur.

Kur’an da ki ayetler İslam’ın beş rükünlerinden daha fazla vela-bera akidesinden, Müslümanları sevmek, kâfirlere düşman olmaktan bahsetmektedir. Vela ve bera akidesini iyice bilmen gereklidir. Ve yine şunu da bilmen gerekir ki; bazı şahıslar veya bir şahıs bile ümmeti satabilir. Bundan dolayıdır ki; alimler İslam Devleti’nin başkanın müctehid, muttaki bir zat olup en azından içtihat ehlinden kırk kişi tarafından seçilmesini ve ehli hal ve akd’in (Toplumun ileri gelenleri) ona beyat etmesini şart kılmışlardır.

Vela ve bera akidesi, La ilahe illallah’ın bizden ilk isteklerinden ve ayrılmayan gereklerindendir. La ilahe illallah kelimesinin kalplerde yerleştikten sonra pratiğe dönüşmesi lazımdır. La ilahe illallah akidesinin meyvesi ise, severken Allah için sevmek, buğz ederken Allah için buğz etmek, Allah’ın dostlarını sevip, Allah’ın düşmanlarına buğuz etmek ve (Allah yolunda) canını feda etmektir.

İbni Teymiyye diyor ki: “La ilahe illallah kelimesi, Allah için sevmeyi, Allah için buğz etmeyi, Allah için dost olmayı, Allah için düşmanlık beslemeyi, Allah’ın sevdiğini sevmeyi ve Allah’ın buğz ettiğine buğz etmeyi, nerede olursa olsun müslümanlara dost olmayı, akraba dahi de olsalar kafirlere düşman olmayı istemektedir.” (El İhticacu bil kader. sv:62)

Tabarani hasen bir isnad ile rivayet ediyor: “İmanın en sağlam kulpu Allah için dost olmak, Allah için düşman olmak. Allah için sevmek Allah için buğz etmektir.” Allah dostluğuna nail olmak, ancak Allah için sevmek, Allah için buğz etmekle olur. Bu konuda İbn Cerir, ibn Abbas’tan şöyle nakletmektedir:

“Kim ki Allah için severse, Allah için buğz ederse, Allah için dost olup, Allah için düşman olursa ancak bunlar ile Allah’ın dostluğuna nail olur. Kişi böyle yapmadığı müddetçe ne kadar namaz kılsa ne kadar oruç tutsa da imanın tadını bulamaz.”

Şeyh bin Atik diyor ki: ” Tevhit konusundan sonra vela ve bera delilleri kadar hiçbir delil Kur’an da geçmemiştir.”

İbn’i Ömer’den rivayet edilir ki; “Kim müşriklerin diyarında bina yapıp nevruz ve mihrican bayramlarına katılır, kendini onlara benzetirse ve bu hal üzerinde iken ölürse kıyamet gününde onlarla haşrolacaktır.”

Bu söz üzerine İbn Teymiyye şöyle diyor: “Bu fetvanın zahirine göre, kişi mihrican ve nevruz bayramına katıldığından dolayı kafir olur.”

Bundan dolayıdır ki Vela ve Bera akidesine iman etmek senden, Allah ordusuna girmeyi, Allah dostlarını sevmeyi, onlarla beraber yaşamayı, onların diyarını müdafa etmeyi, Müslümanların ırzlarını, mallarını ve kanlarını korumak için Allah yolunda cihat etmeyi, kafirlerden ve onlarla beraber yaşamaktan nefret etmeyi istemektedir.

Önceden söylediğimiz gibi coğrafi hudutlardan cins, renk, ırk, aşiret gibi şeylerden vazgeçmek gereklidir. Ot üzerinde toplanmış hayvanlar gibi toplanmayalım.

Birbirimizin pasaport renklerini unutmamız gerekir ve bizi birbirimize bağlayan bağların, derelerle, lehçelerle, kavmiyetle sınırlandırılmış yer olmaması lazımdır. Çünkü aramızdaki tek bağ iman ve akide bağıdır. Irkçıların önderleri kendilerin Müslüman ismini verseler de vela ve bera akidesine sahip olanların ırkçılık gibi bir inanca sahip olması mümkün değildir. (Arap ırkçıları gibi) Acaba ırkçıların liderleri hıristiyan olsa nasıl olur. Anton Corç, Abdul Mesih ve Miseli Eflak gibi.

Vela ve bera akidesine inananların, masonlara, Amerika’ya, Rusya’ya ve Allah dostlarına düşman olan şeytani düzenlere dost olmaları nasıl mümkündür? Tağutlar için casusluk yapmaları ve onların emrinde bir istihbarat elemanı olmaları mümkün değildir.

Muvahhid bir müslümanın, Osmanlı Devleti’nin düşmanı olan İngiliz Devleti için casusluk yapması mümkün müdür?

Vela ve bera akidesi örnek sahabeler ortaya çıkarmıştır. Bu hayal değildir. Bunun misallerini önceden söylemiştik. Uhud gününde Şad bin Ebi Vakkas’ın dediklerini hiç unutmayacağız. O şöyle demiştir:

“Bende Utbe bin Ebi Vakkas’ı öldürme hırsı kadar hiç bir adamı öldürme hırsı olmamıştır.”

Vela ve bera akidesi nerede Afganistan cihadına ve devletine karşı olan devletler nerede… Biz bu devletlerin Afganistan cihadına ve devletine karşı olduğunu garipsemiyoruz. Çünkü bu devletlerin kararlan ve davranışları tamamen menfaatlerine ve zararlarına dayanmaktadır. (Zira) “Üstad Şad bin Cema” İngiliz dış işleri bakanına;

“Biz hak taraftarıyız” dediği anda, İngiliz dışişleri bakanı şöyle demiştir: “Siyaset hak ile batılı tanımaz. Siyaset maslahatlara ve menfaatlere dayanıyor.”

İşte bu beşeri sistemlerin mantığı, gerek bu dinin mantığına ve gerekse de vela-bera akidesine göre kurulacak İslam Devletinin mantığına ne kadar da terstir.

Şehid Abdullah Azzam

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir