Amel-i İstişhadi İle İntihar Ayrımı Hakkında

Bir Müslümanın Kendisini Öldürmesinin Yasak Oluşu Babı:

Allahu Teala’nın mümin kullarını kendisinin ilettiği yoldan hesap gününe kadar zorluklarla ve musibetlerle sınaması, iki neden dolayısıyladır:

Öncelikle Allah(azze ve celle)’nin buyurduğu gibi;

“Ve muhakkak sizleri açlık, korku ve canlardan, mallardan ve ürünlerden bir miktar eksiltmeyle deneyeceğiz. Sabredenlere müjdele! Onlara bir musibet isabet ettiği zaman; “Muhakkak ki bizler, Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz!”derler. (Bakara,155-156)

İkinci olarak; İmam Tirmizi tarafından Ebu Hureyre(rahimehullah)’den rivayet edilen sahih hadiste belirtildiği gibi müminin günahlarını tezkiye etmek ve O’nun statüsünü artırmak: “Allah ile günah yükü olmaksızın karşılacakları zamana kadar müminlere, kendilerine, çocuklarına ve servetlerine musibetler uğramaya devam edecektir.”[1]

Yani bir mümine musibet isabet ederse O, sabırlı olmalıdır. Umutsuzluk ve sabırsızlıktan dolayı bu zorluktan dolayı intihar vb. yollara tevessül etmemelidir. Ve eğer zorluktan kurtulmak için böyle yaparsa küstah bir günahkar olur ve bu, inançtaki yüzeyselliği ve imandaki zayıflığı ifşa eder. Allah Rasulü(s.a.s.)’nün de buyurduğu gibi: “bir adam yaralandı ve acısından dolayı intihar etti. Allah(c.c.) da buyurdu ki: ‘Kulum aceleyle kendini öldürdü. Bu yüzden O’na cenneti yasakladım!’[2]

Yine Rasulullah(s.a.s.)’ın insanları umutsuzluktan ve bu hayatın sıkıntılarından kurtulmak için kendilerini öldürmelerini yasakladığı birçok rivayet vardır. Bunlardan, Buhari tarafından Ebu Hureyre(r.a.)’den rivayet edilen bir hadiste O(s.a.s.), şöyle buyuruyor: “kendini boğazlamak suretiyle intihar eden kişi, cehennem ateşinde sürekli kendini boğazlayacaktır. Kendini bıçaklayarak intihar eden kişi de cehennem ateşinde sürekli kendini bıçaklayacaktır.

Yine İmam Ebu Davud’un Sünen’inde rivayet edildiğine göre Rasulullah(s.a.s.)’ın, kendi kendini öldüren bir kişinin cenazesinde namaz kılmadığı bildilirilmiştir.[3] Ve alimlerin çoğunluğu, intihar eden birinin cenazesine katılmama hadisinden bunun, İbrahim bin Rahviye’nin dediği gibi insanları da böyle yapmaktan sakındırmak için yapıldığını anlamışlardır.[4] Hattabi’nin çoğu fukahadan rivayet ettiğine göre O’nun namazı kılınmalıdır ve böyle yapmak doğrudur.[5] Müslim’in kendi Sahih’inde bildirdiğine göre Allah Rasulü(s.a.s.), intihar eden kişinin[6] namazını kıldı. Bu da gösteriyor ki intihar edenlerden birisi bir masiyet işledi. Artık dilenirse affedilecek dilenirse cezalandırılacaktır.

Daha sonra ortaya çıktı ki sabırsızlık ve umutsuzluk, hayatın sorunlarından ve acılarından kurtulmak için ölümü çabuklaştırmayı arzulamak yasaklanan bir kötülüktür. Ve bu, bir mümine bela isabet ettiği için O’nun ölümünü hızlandırmayı istemesinin doğru olmadığını açıkça gösteriyor: “Sizden biriniz, başına bir sıkıntı isabet ettiği için ölümü temenni etmesin. Fakat bunu yapmak gerektiği zaman şöyle demelidir: ‘Ey Allah’ım! Yaşam benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat! Ölüm benim için hayırlı olduğunda beni öldür!” Fakat bu, şehadet isteyen ve bir kafirin eliyle öldürülmek isteyen bir müslümanın durumundan farklıdır.

Şer’i Nedenlerle Kendini Ölüme Atmanın Meşruiyeti Bölümü:

Alimlerin fıkıh kitaplarından özetlenen, kişinin eğer içinde müslümanlar için fayda bulunuyorsa ve öldürüleceğinden kesin olarak emin olsa bile kendisini düşman saflarının ortasına atması ile ilgili kesitler:

1) Ebu Hanife’nin ashabından Muhammed bin Hasen Eş-Şeybani, Siyer’ul Kebir adlı kitabında şöyle diyor: Bir kişi eğer düşmanı yarmayı veya onları kızdırmayı umarak bin kafirin içine dalıyorsa bunda yanlış bir şey yoktur. Yine O’nun niyeti müslümanları, kafirlere karşı cesaretlendirmekse ve bu nedenle böyle yaptıysa, içinde müslümanlar için fayda bulunduğu için yine bu amel meşrudur. Ve eğer düşmanı korkutmak ve onlara Müslümanların sertliğini göstermek istiyorsa yine meşrudur. Eğer içinde Müslümanların faydası varsa; kendisini İslam’ı yüceltmek ve küfrü aşağılamak için kurban ettiyse o zaman bu, Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu müminlere ait onurlu bir durumdur; “Muhakkak ki Allah, müminlerden cennet karşılığı canlarını satın aldı…”[7]

2) Maliki alimlerinden ibnu Huveyz Mikdad dedi ki: Yüz kişiye, ordunun bir kısmına, asilerin ve haricilerin bir grubuna tek başına saldıran bir kimse için iki durum vardır: Eğer O, saldırdıklarından bazılarını öldürmesinin ve esir almasının muhtemel olduğunu biliyorsa bu daha iyidir. Ve eğer öldürüleceğinin kesin veya muhtemel olduğunu biliyorsa fakat düşmanı öfkelendireceğini veya içinde müslümanlar için bazı faydalarının olacağını düşünüyorsa buna da izin verilebilir.[8]

3) İbni Hacer El Askalani(rahimehullah) dedi ki: “Çok sayıda düşmana saldıran bir kişinin durumu hakkında; eğer kendisinin cesaretini göstermek içinse ve bununla düşmanı korkutmayı ve Müslümanları onlara karşı cesaretlendirmeyi umuyorsa yahut buna benzer doğru niyetler taşıyorsa bunun iyi olduğu konusunda icma vardır. Fakat bu sadece bir gözükaralık olduğu zaman caiz değildir. Özellikle müslümanların zayıflamasına neden oluyorsa.[9]

4) İbni Teymiyye(Rahimehullah) dedi ki: “Dört imam da eğer Müslümanlar için maslahat varsa bir kişinin, kendisini öldüreceklerini bilse dahi düşmanların saflarına dalmasının caiz olduğu konusunda ittifak ettiler.[10]

Meşru sebeplerle kendini ölüme atmanın meşruiyetine dair fetva veren alimler için pek çok delil vardır. Burada bazılarını zikredeceğiz:

1) Müslim’in Sahih’inde[11], Ebu Bekir bin Musa’dan rivayet ettiğine göre O, şöyle dedi: “Ebu Hureyre’yi düşman karşısında şöyle derken işittim: Allah Rasulü(s.a.s.) şöyle buyurdu: Cennet bahçeleri kılıçların gölgesi altındadır. Bunun üzerine ağır teçhizatlı bir adam, yerinden doğruldu ve “Ey Ebu Musa! Sen Rasul(s.a.s.)’ün bunu söylediğini işittin mi?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. Adam bunun üzerine arkadaşlarına döndü ve “Size selam ediyorum!” dedi. Ve sonra kınını kırıp kılıcıyla düşmanlara doğru yürüdü ve öldürülünceye kadar savaştı.

2) Müslim, Sahih’inde[12] Enes bin Malik hadisini rivayet etti ve onu Bedr hikayesinde andı. Ve şöyle dedi: Müşrikler bize karşı ilerlediler ve Allah Rasulü(s.a.s.) şöyle buyurdu: “Gökler ve yerlerin genişliğindeki cennete girmek için kalkın!” Umeyr bin Humem el Ensari(radıyallahu anh) şöyle dedi: “Ey Allah’ın rasulü! Cennetin genişliği yerler ve gökler kadar mı?” O(s.a.s.), “Evet”dedi. Bunun üzerine Umeyr: “En büyük arzum!”dedi. Allah Rasulü(s.a.s.), “seni bu sözleri söylemeye sevk eden nedir?”diye sordu. Umeyr; “Ey Allah’ın Rasulü! Onun sakinlerinden biri olmaktan daha büyük bi isteğim yoktur.”dedi. Allah Rasulü(s.a.s) de; “Sen de onlardansın!” buyurdu. O sırada Umeyr, çantasından hurma çıkarmış onları yiyordu. Sonra durup şöyle dedi: “Eğer bu hurmaların hepsini yiyene kadar yaşarsam bu çok uzun bir hayat olacak.” Ravi diyor ki: “Sonra elindeki tüm hurmaları fırlattı ve düşman O’nu öldürene kadar savaştı.”

Ve bundan başka birçok hadis…

Modern Şehadet Operasyonları Gerçeği Bölümü:

Şehadet-intihar- saldırıları hakkında şu an farklı anlayışlar mevcuttur. Bunlardan bazıları:

1) Bir mücahid patlayıcıları yüklenip öleceğinden emin olarak kendisini düşmanların çok sayıda olduğu bir yere fırlatıyor. Fakat kendi taşıdığı silah veya patlayıcılarla değil düşmanın silahıyla öldürülüyor. Bu durum, ikinci bölümde alimler tarafından anlatılanlarla aynıdır.

2) Mücahid kendisini yahut arabasını düşmanların ortasında patlatıyor. Bu durum, teknolojinin yokluğundan dolayı eski zamanlarda mevcut olmasa bile şimdiki zamanlarda uygulanıyor. Bu, önceki tabloyla iki konuda benzer bir konuda farklıdır.

Şu konuda benzerlik vardır: Mücahidin ölümünün kesin yahut muhtemel olması, yani her ikisinde de kendi nefsini feda etmesi, öleceğini ve geri dönemeyeceğini bilmesi.

Yine bunun amacı da, ikinci tablonun meşruiyetindeki selefi salihinin niyetiyle benzerdir. Yani düşmanda korkuya sebep olmak ve arkadaşlarının cesaretlerini kuvvetlendirmek.[13]

Fakat bu, bir yönden ikinci tablodan farklı ve bir kişinin kendisini öldürmesi durumuna benzerdir ki  mücahid, düşmanın eliyle değil de kendi eliyle yahut kendisiyle düşmanlarını öldüreceği materyallerle ölmektedir. Ve bu da kişinin kendi kendisini öldürmesi durumuna benzemektedir.

Peki biz bu övülen ikinci tabloyla caiz olmayan kendi kendini öldürme tablosunu bağdaştırabilir miyiz?

Eğer kişinin kendi kendisini öldürme sebebinin sabırsızlık ve doyumsuzluk olduğunu biliyorsak ve bu iman azlığı, inançta zayıflık veya tevekkülsüzlüğü gösteren bir durum ise o zaman bilmeliyiz ki; bunu ikinci tabloyla uyuşturmak, oldukça uzak bir ihtimaldir. Bu uyuşmazlığın nedeni şudur: yani bu kişi bir başkasına silah verip bununla kendisini vurmasını isterse veya birisinden kendi yemeğine zehir katmasını isterse o zaman O, yine kendi kendisini öldürmüş gibi değerlendirilir. Kendi eliyle kendisini öldüren birisiyle hiçbir farkı yoktur. Çünkü illet, aşikar olan tabloya değil de onun yerine sahibinin istediği maksada tekabül etmektedir.

Ve bu konuyu güzelce açıklayan, Ashab-ı Uhdud kıssasında krala şöyle söyleyen gencin hikayesidir: “Benim sana söylediğimi yapmadığın müddetçe beni öldüremeyeceksin!”Bunun üzerine kral sordu: “Bu nasıl olacaktır?” Genç dedi ki: “İnsanları bir tepede topla ve beni bir ağaca bağla. Sonra benim paketimden bir ok al ve onu yaya tak. Ve sonra ‘Allah’ın, gencin rabbinin adıyla’ diyerek onu at! Bunu söylediğin zaman beni öldürebileceksin.” Bunun üzerine kral da insanları bir tepede topladı, genci bir ağaca çarmıha gerdi. Sonra çantasından bir ok alıp, “Gencin rabbi olan Allah’ın adıyla”diyerek ona doğru fırlattı. Ok gencin göğsüne isabet etti ve O, elini okun isabet ettiği yere koydu ve öldü. Orada buluna insanlar da “Gencin rabbi olan Allah’a iman ettik!”dediler.[14]

İşte bu gence bir bakın! Kafiri nasıl da kendisini öldürmeye yönlendirdi. O’na, kendisini öldürmesinin yegane yolunu gösterdi. Ve O’nun bundaki amacı, imanın sergilenmesine yönelik iyi niyetiydi. Bu nedenler bu tablonun övülen ve teşfik edilen ikinci tabloyla bağdaştırılması, yasaklanmış bulunan intihar tablosuyla bağdaştırılmasından daha makul ve daha doğrudur. Ve bu, bizim tartışma argumanımız değil bu ümmetin selefi tarafından tartışmasız bir şekilde kabul edilmiş bir gerçektir.[15]

Sonra yine denmiştir ki; herkesin çok iyi bildiği gibi müslümanın müslümanı öldürmesi büyük günahlardandır ve kendi kendini öldürmekten daha büyük bir suçtur. Çünkü kişinin bir başkasının haklarına tecavüz etmesi ve O’na eziyet etmesi, günahta kendi kendisine eziyet etmesinden daha büyüktür. Tıpkı İbni Hacer’in, Buhari’nin sözünün açıklamasında belirttiği gibi: “Buhari, kişinin kendisini öldürmesi konusunu başkasını öldürme konusundan önce koymaya niyetlendi. Çünkü kendisini öldüren birisi kendisine eziyet etmeye alışkın değilse, şiddetli bir azabla tehdit edilmesine rağmen başkasına eziyet eden birisinden çok daha iyidir.[16]

Ve alimlerin icması ile bildirilen bir Müslümanı öldürebilme ruhsatı ise ancak o Müslümanın canlı kalkan yapıldığı durumlarda sözkonusu olabilir.

Yani bu durumun tasviri şöyledir: Eğer kafirler, Müslüman esirlerden kendilerine kalkan yapmışlarsa o zaman, kafirlerin müslümanlara galip gelmemeleri için o esirleri öldürmek caiz olur.

Övülen şehadet saldırılarından bir tablo:

1) Kurtubi dedi ki: Duyduğuma göre Müslümanların ordusu Farisilerle karşılaştığı zaman onların atları, fillerden ürkerek kaçtı. Müslümanlardan birisi de bir fil korkuluğu yaptı ve atını ona alıştırdı. Ertesi gün atı, filden kaçmamaya başladı. Bunun üzerine O, en baştaki file saldırdı. O’na “bu fil seni kesinlikle öldürecek!”dedikleri zaman “Üzülmeyin! Ben ölüyorum ama Müslümanlar kazanıyor!” diye cevap vermişti.

2) Beyhaki’nin Sünen’inde rivayet ettiğine göre; İkrime bin Ebi Cehil(Radıyallahu Anh), Yermuk gününde atından indi ve Halid(Radıyallahu Anh) O’na; “bunu yapma! Senin ölümün Müslümanlara acı gelecektir!” dedi. Buna karşılık İkrime; “Bırak beni Ey Halid! Senin Rasulullah(s.a.s.) ile geçmişin var. Fakat ben ve babam, O’na karşı çok acımasızdık.” dedi ve öldürülünceye kadar savaştı.

Başarı Allah’tandır.

Ebu Katade El Filistini

Ansar Publications,91

 


[1] Hadis No:2399

[2] Cündüb bin Abdullah’tan Buhari ve Müslim tarafından rivayet edilmiştir

[3] Kitab 20/3180

[4] Eun El Mabud,473/8

[5] Mealim El Sünen

[6] 2,No:116

[7] Tefsirul Kurtubi; 364/2,365

[8] Kurtubi; 363/2

[9] Feth’ul Bari; 8/185-186

[10] Feteva; 28/540

[11] Sahihi Müslim; 4681

[12] Sahihi Müslim; 4680

[13] Bkz. Muhammed Hasan El Mutekaddim’in sohbetleri

[14] Müslim; 3005

[15] Bkz.Feteva İbni Teymiyye; 28/540

[16] Feth’ul Bari; 3/227

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir