Müslümanlar Hakkında Hüsnüzan

Bugün Müslümanların en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden birisi de, birbirlerine karşı hüsnü zan beslemeleridir. Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse -bilgisizce bir kavme sataşıp da sonra yaptığınıza pişman olmamak için- iyice araştırın.” (Hucurat: 6) Şayialar ve suizan, insanlar arasında şer doğurur. Hatta bundan dolayı bir kimse -fiil salih bile olsa- kardeşinin fiili hakkında şer ve günah zannına kapılır.

Yaygınlaşan batıl türlerinden birisi de, sözlerin ve fiillerin hakikatlerini değiştirecek tarzda tahlillerde bulunmak ve ardından bunun zeka, ve aydınlık olduğunu iddia etmektir. Oysa ki bunun aslı, müslümanlar arasında nefret, cemaatler arasında çekişme, -iyi ve doğru bir şey yapsa bile- hasmın suretini karalamaktır. Şeytan ve askerleri müslümanları buna sevk ederler. Nihayetinde  nefret, kıskançlık ve sövgüler yayılır. Kişi bir hayalden ibaret olan bir kuruntuyu, şüphesiz bir hakikat zanneder. Bu zanlarla, bizzat kendisi görmüş, yaşamış ve elleriyle dokunmuş gibi muamelede bulunur. O vakit küsme, sonra da düşmanlıklar başlar. Bazen de durum savaş ve kan akıtmaya varır ki, bu da şeytanı sevindirecek bir durumdur.

Allahu teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat: 12) Bu, müslümanlar arasında imana taalluk eden bir asıldır. Müslümanlar ve cemaatleri hakkında kötü zan içerikli tahlillerin batıllığı ve kuruntulardan ibaret olduğu bir süre sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak birçok kez bu, zamanı geçtikten sonra olmaktadır.

**

Cemaatler ve insanlar arasında çekişme, suizannı doğurur. Bundan da yalan ve nefret meydana gelir. Bu da, galip gelmeyi isteme ve diğer tarafı düşürmeye olan hırstan kaynaklanır.

Hüsnüzan beslediğinde, her fiilin hikmetli, akla ve tedbire uygun olduğunu görürsün. Suizan beslediğinde ise, her hayır ve iyilik, batıl bir batıni anlama yorulur. Bu da, -o anda doğru bile olsa- sonuç olarak şer doğurur.

Hüsnüzan beslediğinde, hata eden için özürler ararsın ve bin özür bulursun. Suizan beslediğinde ise, her taşkınlığı ve geleni toplar, küçük olanı abartır ve Uhud dağı gibi büyütürsün.

Hüsnüzan beslediğinde, arkadaşını kötüleyici her haber hakkında kuşku duyar, bunların düşmesi ve silinmesi için bin şüphe atarsın. Suizan beslediğinde ise, ihtimaller şüphesiz hakikatlere dönüşür, hatta bizzat yakin (kesin bilgi) olur.

Hüsnüzan beslediğinde, hata edenin dönüşünü kabul eder ve geri dönmesi için ona bin fırsat verirsin. Suizan beslediğinde ise, işlemiş olduğu hata, tevbe edip döndüğü bir şey bile olsa, ona karşı en şiddetli hamlelerde bulunursun.

Cemaatlerin durumunu düşün. Kendi yaptıkları her fiili hikmet ve hataların tümünü de -doğru niyetle birlikte- yanlış değerlendirme sonucu olduğunu görürler. Ötekilerinde ise, her hayır zahiri üzere değildir. Her eylem işbirlikçilik ve alçaklıktır. Yapılan her hata, İslam’ı yıkmak için bir adım ve düşmanlarla irtibattır.

Müslümanlar hakkında hüsnüzan, müslümanlara sövgüden ve onlara karşı kalplerimize nefret girmesinden korunacağımız ve haklarında şer temennisinde bulunmamızı engelleyecek en büyük kalemizdir. Bunlardan bazılarının sonuçları ise, bazı ortamlarda tekfir, kan dökme ve öldürmedir.

Müslümanlar hakkında hüsnüzan besleyen kimse, başlarına gelen bir kötülükten dolayı sevinmez, bilakis bundan dolayı üzülür. Bir hayra ulaştıklarında ise, buna sevinir ve onlar için dua eder.

Müslümanlar hakkında hüsnüzan besleyen kimse, aralarını açmada düşmanların aracı olmaz, onlar hakkında kötü sözler yaymaz, aralarındaki dostluk ve düşmanlık ölçülerini yıkmaz.

Birisinin ‘açık ve net’ diğerinin ise ‘kapalı’ olduğu gerekçesiyle “Açık kafir, bid’atçı ve akidesi sulanmış bir müslümandan daha iyidir”  diyen bir kimseyi duyduğunda; bil ki o kimse şeytanın şer aracıdır. Allahu teala’nın dinine, şeriatına ve hükmüne ters davranmıştır.

Bir kişinin her fiili takip ettiğini ve kardeşleri hakkında şer anlamlarına yorduğunu gördüğünde, bil ki o kişi şeytanın ve askerlerinin elinde oyuncağa dönüşmüştür.

İç saflarımızın korunması için ihtiyacımız olan şey, müslümanlar, alimler ve mücahidler hakkında hüsnüzan beslememizdir. Aksi halde şer ehli bağlarımızı keser, paramparça oluruz ve aramızdaki ortak nokta, sövgüler, iftiralar ve hainlik ithamları olur.

**

Bazıları şöyle diyor: “Biz karinelerle amel ediyoruz.”

Onlara şöyle deriz: Çoğunluk ve galip olan, nefret, kıskançlık ve çekişmedir. Sonra meseleleri abartmaya ve şeytani yorumlara başlarız ve nihayetinde bizim için bunlar güneş gibi açık olur. Sonra bunlar üzerine tekfir ve kanlar gibi büyük hükümler bina ederiz.

Bu, karine olarak adlandırdığınız durumdur. Eğer bunları ilim ve akıl terazisine koyacak olsan en basit düşünceyle reddederdin.

Hakkı arayan ve şeytanın dürtmesinde dinin yerinde olmayı isteyen sadık kimse, oturur, dinler ve tahkik eder. Hasımlarını kötüleyen her haberi derleyip toplayıp yaymaz. Hatası ortaya çıktığında, aldırmayan ve ifsat ettiğini ıslah etmeyen kimse gibi olmaz. Bu kimse işaat sanatını bilmemektedir. Belki de bilmektedir ve şerri ve batılı ile bunu istemektedir. Zira nifak ehli yalan olduğunu bilerek söylentiler yayar. Ellerindeki çok zayıf bir iple yüksek binalar kurar, tehlikeli kararlar alırlar. Ve yalanlarının ortaya çıkmasından da korkmazlar. Zira yalanları ortaya çıkacak olsa bile, hasmın düşürülmesinde dinleyicilerde etki bırakmıştır. Belki söylenti haberi bin kişiye ulaşır, onu yalanlama haberi ise sadece beş yüz kişiye. Bu durum, onların batıl işaatları için bir başarıdır.

İnsanlar dinleri ve akıllarının azlığı nedeniyle Nebi (s.a.v.)’in şu hadisini bilmezler: “Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz.” Bilakis işaat kaynağına bin kez yeniden giderler. Hatta haklarındaki yalanı bilseler bile. Vakıa bunu ispat etmekte.

Müslümanlar hakkında hüsnüzan, imandır ve kişiyi şeytanların şerlerinden koruyan silahtır.

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’adır.

Ebû Katade el-Filistinî

Kaynak: https://t.me/Shamuna

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir