Popüler İnanışlar Üzerine

celRahman ve rahim olan Allah’ın adıyla…

Bu savaş yıllardır devam ediyor ve birçok insan, çocukluğundan itibaren askeri birlikler, silahlar, zırhlı araçlar görerek ve silah sesleriyle iki tarafın kayıplarının haberlerini işiterek büyüyüp olgunlaştı. Bu savaş, katılımcıları için olduğu kadar tarafsız kalanlar da dahil herkes için şiddetli bir felakettir.

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.”(Bakara, 155-157)

Eğer cihad, bizim topraklarımızda sürüyorsa demektir ki bu, Allah’ın emridir. O(c.c.), halkımızı savaşla imtihan etmektedir. Eğer insanlar Allah’a bağlanmışlarsa o zaman O(c.c.) da müminlere zafer ve rahatlık vermede çabuktur. Ve insanların çoğu zayıf imanlı ve O’nun emirleri hususunda küstah ve itaatsizliğe meyilli ise o zaman bu savaş, tamamen farkına varıncaya kadar uzayacaktır. Hakiki müminler, rablerine hoşlandıkları yahut hoşlanmadıkları her hususta itaat edinceye ve münafıklar da O’nu terk edip ya helak oluncaya ya da İslam beldelerini terk edinceye dek sürecektir. Halkın çoğunluğu Allah(azze ve celle)’a itaatsizlik ederse ya aşağılanma ve zorbalık üzerlerine gelir ya da En Yüce(c.c.), onları komple imha eder. Bu, Allah için çok kolaydır.

Kritik dönemlerde kalbinde hastalık bulunan ve zayıf imanlı kişilerin Rablerinin emirlerinden razı olmayışları daha nettir(Euzu billah). Bir Müslüman olarak yerine getirmeleri gereken ve kendilerine ağır gözüken görevlerinden kurtulmak için bahaneler ararlar.

Yalanlar uydurmaya başlarlar ve rablerine sadık kalarak Allah’ın huzurunda kendilerinden önde duran insanlardan nefret etmeye başlarlar. Ve İslam’ın düşmanları da böyle davranışları kendi lehlerine kullanmaya çalışırlar. Söylenti ve asparagaslar yayarak Müslüman kitleleri mücadeleye katılmaktan engellemeye çalışırlar.

“Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Nisa, 95-96)

Bazı samimi Müslümanlar da halen, azimli çalışan Müslümanlar hakkında zehirli dedikodular işittikleri zaman karma karışık oluyorlar. Fakat şunu hatırlamamız gerekiyor ki; Hak için çarpışan müminlerin hepsi de istisnasız olarak böyle suçlamaların üstesinden gelirler. Resul(s.a.v.) ve ashabı(r.a.), münafıkların nefretinden ve kendileri hakkında yaydıkları ithamların üstesinden gelmişlerdir.

Resulullah(s.a.s.) ve ashabının misaline bakarsak görürüz ki; Mekke’nin paganları, acı yenilgiler alıp intikam alamadıkları ve Arap yarımadasının halkları da akın akın İslam’a girerlerken imanları için savaşmaktaki güçsüzlüklerini gösterdiler. Ve Allah Resulü(s.a.v.), Mekke’ye girdiği zaman O(s.a.v.)’ndan ve müminlerden nefret eden Mekkeliler, kendiliğinden İslam’a girdiler. İslam’ın keskin düşmanları bile bundan sonra derhal dine giriverdiler.

Kardeşlerden birisi geçenlerde, benden mücahitlerin haklı bir sebepten dolayı savaştıklarını, gizli servislerle veya bunun gibi yakışıksız şeylerle alakaları olmadıklarını insanlara açıklamamı istedi. Bu bilakis bazı Müslümanların zehirli söylentilerden boşluğa düştüğü olağanüstü bir zamandır. Hatırlıyorum bir seferinde bir Müslüman kardeş bana gelip demişti ki; “Sen samimi bir insan ve iyi bir kardeşsin. Lütfen bana karşı dürüst ol! Kafkasya’da yaşananlar bir cihad mı? Birçok insan, kardeşlerimiz hakkında o kadar kötü şeyler söylüyor ki…”

“Allah, müminleri şu bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; pis olanı temiz olandan ayıklayacaktır.”(Ali İmran, 179)

İnsanların ne söylediklerine çok fazla dikkat edilmemelidir. “söylemek” ve “yapmak” aynı şeyler değildir. Özellikle de mücahidlere leke çalan bir kişinin kendiyle savaşmaktan başka yapacağı bir şey yoktur. Eğer birisi yumruklarını sallıyor ve çok yakında mücahidlere katılacağını iftiharla anlatıyorsa gerçekte bilakis böyle bir niyetten uzaktır.

Aynısı mücahitlere her yerde söven kişi için de geçerlidir. Böylesi tipler mutlaka her türlü dikkati çeker. Çünkü inşallah mücahidlere Allah’tan bir zafer bahşedildiğinde bunlar her köşe başında mücahitler için dua edeceklerdir. Çoğu zaman gerçek mücahitler, genel halk tarafından fazla bilinmezler. Aynı şekilde İslam’ın amansız düşmanları da; kendilerini müminler içinde sinsice gizlerler.

Mücahitlere yönelik yaygın suçlamalardan olan eşkıyalık, fanatizm, yabancı gizli servislerle ve hatta FSB ile irtibatlı olmak, hasta kalpli kişilerin buhar çıkarma denemelerinden başka bir şey değildir. Yoksulluk, adaletsizlik vs. bir saldırganlığa, kendi felaketlerine bir suçlu arama arzusuna yol açar. Besbelli ki Rusya, olup bitenlerin hepsinden sorumludur. Peki kim Özel Kuvvetlerin dişine yahut Rusya kanunlarını bizim işgal edilmiş topraklarımızda koruyan aynasızların ağızlarının ortasına vurmaya cesaret edecek?

Veya birisi her köşe başında alenen Rusya’nın bir tiran, askerlerinin birer eşkıya ve de aynasız polislerin de milli hain olduklarını haykıracak mıdır? Rus köleleri bunun için sizi dövebilir, öldürebilir veya “ekstremist” olmakla suçlayabilir. Fakat birisi daima mücahitleri karalayabilir ve kendini tehlikede hissetmez. Çünkü mücahidler uzakta, ormandadırlar ve hatta işgalciler dahi böyle yapmaları için onlara yalvaracaklardır. Yine birisi de, hatalarının sorumluluğunu başka birisine atarak birinin duygularını ferahlatır. Öfkesini cevap veremeyecek birinin üzerine atmak, insan tabiatının içinde olan bir şeydir. Mesela işteki zorluklar için, astlara ve hatta aile üyelerine yönelinir fakat gerçek müsebbip olan patrona kimse bir şey diyemez. Onlarsa masumdurlar ve sizi tekmeleyemezler.

Elbette mücahidlere yönelik iftiralar, son derece nahoş ve rezil şeylerdir. Tabi bu da, birçok aptal ve ikiyüzlünün var olduğunu gösterir. Ve de kafirlerin halkımız üzerinde hakim olduğu yıllar boyunca ahlaki açıdan büyük bozukluklar olduğunu da… Fakat insanların çoğunluğu mücahidlere karşı idiyseler bu savaş hala sürüyor olabilir miydi?

Fakat bu cihad devam ediyor, mücahidlerin sayısı artıyor. Birileri onları beslemek, barındırmak ve düşmanın aktiviteleri hakkında bilgilendirmek zorundadır. Eğer bu bir istihbarat veya gizli servisin işi olsaydı onlar, daha iyi beslenebilir, silahlanabilir ve güvende olurlardı. İşte bundan dolayı mücahidleri destekleyenler halktan insanlardır. Köylerde ve şehirlerde yaşayan sıradan insanlardır. Fakirlik ve Rus işgali altında gelişen adaletsizliğe rağmen Allah’ın savaşçılarıyla ekmeklerini paylaşıp onları barındırıyorlar.

Mücahitler aleyhinde o iğrenç kelimeleri söyleyenlere bakarsanız, onlar bizim ateşli kardeşlerimize karşı sadece konuşmak dışında bir şeyler yapabilirler mi? Onlar silahlarını kuşanıp dağlara çıkarlar mı? Orada kendilerine üs ararlar mı? Hayır, onlar sadece gevezelik ederler ve kafirlerle mürtedler dağlara sürülselerdi, kardeşlerimiz de şehirlerde ve köylerde güvenle durup kafir üslerini helikopterlerle vursalardı aynı dedikoducular yine aynı ateşle, bugünlerde şefkat duydukları kafirleri ve “gariban” polisleri suçlarlardı.

Taşlarla taşlanmış şeytan(aleyhillane), böyle sözleri duydukları zaman bazı kardeşlerin kalplerine şüphe tohumu ekiyor. Neden? Çünkü onlar o kadar kendilerine güvenle konuşuyor ve öyle çeşitli deliller getiriyorlar ki…

Ve bilgisi olmayan Müslümanlara da öyle gözüküyor ki, böyle akıllı bir insan bunları sebepsiz yere söyleyemez. Şimdi kendi kendinize sormanız gerekiyor: kaç kez kendi düşüncelerinizi kanıtlamayı ve onların hakikat olduğunu iddia ettiniz? Ve daha sonra da onlar yanlış çıktı! Bu, herkese olur fakat gururunuz sizi ciddi olmaya iter. Çünkü kendi bakış açınızı en yüksek inandırıcılıkla kanıtlamaya çalışırsınız. İşte mücahitlere karşı kinci konuşmaları yapanlar da böyledir.

Onlar ayrıca kendi palavralarının hakikat olduğuna inandırmaya çalışırlar. Ve ayrıca kendilerini de ikna etmeye çalışırlar ki kendilerinden utanmasınlar. Yahut siz onların bazı şüpheli şeyleri kanıtlamaya çalışacaklarını ve kafa karıştırıcı nutuklar çekeceklerini mi sanıyorsunuz? O zaman sizin böylelerinin konuştuklarında ne konuştuklarına ve ne deliller getirdiklerine bakmanıza gerek yok. Sadece onların kişiliklerine bakın. Akidesinde güçlü bir karakter mi yoksa zayıf bir karakter mi var? Dürüst bir kişi mi, yoksa haksız işlere mi meyilli? Sırası gelmişken sonuncusu, bir insanla ilk kez karşılaştığınızda çok zordur. Şu doğrudur ki, bazı insanlar ilk bakışta çok samimi gözükürler. Herkes onların etrafında toplanır ve onlara saygı duyar. Fakat gerçek karakterleri sonradan ortaya çıkar.

“Onu duyduğunuzda mü’min erkeklerle mü’min kadınların kendileri hakkında hayır düşünmeleri ve: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?”(Nur,12)

“Çünkü siz onu dillerinize doluyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz ve onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa o Allah katında büyüktür.”(Nur,15)

İnsan tabiatı, kendi fikirlerini haklı çıkarmak için uzun ve sofistike mantık formülleri geliştirmeye eğilimlidir. Ve başlangıçta bunlar çok mantıklı ve ciddi gelebilir fakat gerçekte sadece onları karmaşaya sürükler ve yalanlara inandırır.

Bu, özellikle karar verme yeteneğine ulaştıkları vakit çocuklarda daha belirgindir. Mantıki düşünmenin gelişmesi ve karar haklarından aşırı derecede yoksunluk fakat özgürce düşünebilme yeteneği çocukları, kendi ilk yargılarını çürüten her türlü argümana karşı boş vermişliğe sürüklüyor.

İlkokula gidiyorken bir kez bir matematik problemini yanlış çözmüştüm. Benim tarafımdan yapılan çözüm, apaçık yanlıştı. Hatta en basit çarpım tablosuna bile muhalifti. Bir diğer deyişle, doğru olduğunu farz edersek o zaman şuna benzer şeyler olmalıydı: 2×2=5, 2×6=14. Fakat öğretmene öyle komplike ve ciddi bir “kanıt” ileri sürdüm ki, problemin hatalı olduğu korkusuyla onu tekrar kontrol etti. Fakat tüm bunlara rağmen, gelişmiş matematik öğrencileri problemi doğru şekilde çözdüler.

Yani böylece “mantık”larını kullanarak öğretmenlerini iki kere ikinin dört ettiği hususunda şüpheye düşüren çocuklar varsa kendi savlarını kanıtlamaya çalışan yetişkinlerden de bahsedebiliriz. Birileri Kafkasya’daki cihadın eşkıyalık, mücahidlerin de güya özel servis ajanı olduklarını ve Kadirov’un da “Çeçenya’nın gerçek kahramanı” olduğunu iddia ediyorsa onların düğümlenmiş argümanlarına değil apaçık hadiselere bakmanız gerekir.

Olaylar, iki kere ikinin dört ve iki kere altının on iki ettiği kadar açıktır. Cihad, on yıldan fazla bir süredir devam etmektedir ve hiçbir tamahkar haydut, bu kadar zaman dağlarda yaşamaya katlanamaz. Buna başlayan hemen tüm liderleri şehit düştü ama cihad yolu halen başka gayretli Müslümanlar tarafından sürdürülüyor. Emirlerimiz, bu yolda çok acı çektiler; akrabalarını ve sevdiklerini kaybettiler.

Hiçbir istihbaratın hiçbir ajanı, neredeyse felaketi olacak böylesine bir riski göze alamaz ve şansı varsa yakınlarının dahi tehlikeye atacak böyle bir işte çalışmaya girişmez. Öyle ki Kafkasya’da, Rus işgaline karşı kimsenin olmadığı bir vakit asla olmamıştır.

Dün Rus çarlığına ve SSCB’ye karşı savaşanlar kahraman oluyorken bugünün Rusya’sına karşı savaşanlar nasıl haydut olur? İşte Kadirov, Yevkurov ve bunlar gibi diğer Rus uşakları, sadece son on yıl içinde çeyrek milyondan fazla Müslüman’ı öldürdüler ve bugünün cihadı, tamamen Allah’ın yeryüzündeki sünnetine uygundur ve Allah’ın rahmet ettiği mücahidler de tamamen aynı durumdadırlar.

Tüm yeryüzünde samimi bir insan asla sövüp saymaz. Ve işte kalabalıkların ortasında dikilip bunu sürekli yapanlar… Gerçi insanların çoğu daima kendilerini otoriteye uyarlamayı dener. Halkın zarar görmemesi cihadı desteklemekten daha önemlidir. Ve böyle dedikodu satıcıları, Allah’ın ihlaslı kullarına aşağılık konuşmalardan başka ne zarar verebilir ki?

“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmiş iseniz en üstün sizsiniz.”(Ali İmran,139)

Ebu Tenvir Kavkazkiy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir