“Şam’da Bulunan Cihad Ehline Mektup” -Ebû Katâde el-Filistinî- (Arşiv)

Şam’da Bulunan Cihad Ehline Mektup

-Ebu Katade El Filistini-

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Emin olan nebi Muhammed’e, ailesine ve tüm sahabelerine salat ve selam olsun.

Allah’tan bu mektubu, Allahu teala’nın dininin zaferinin gerçekleşmesinde en güzel durumda ve en doğru yol üzere olan Şam beldelerindeki mücahid kardeşlerime ulaşmasını diliyorum. Yine Allahu teala’dan, onların itaat ve fikirde en doğru yol üzere olmalarını diliyorum. Bizler, bu dünyada bildiğimiz tüm hayırları onlar için istiyoruz. Onlar, bu hayır, muvaffakiyet ve doğruluğa insanlar arasında en layık olanlarıdır. Onların üzerlerinde bulundukları cihadları, hayatın en yüce ve en önemli yanlarındandır. Tüm ümmet bu cihadı takip etmekte ve İslam’ın izzetinin ve zaferinin gerçekleşmesiyle âlimlerden ve mücahidlerden olan hak ehlinin çabalarının özünün gerçekleşmesini ummakta. Allahu teala’nın dini için çalışan herkes, bu cihadın, daha önceki tüm beldelerde geçen ümmetin cihadının toplayıcı halkası olduğunu bilmektedir. Şöyle ki, bu cihad mübarek beldelerde yürütülmekte ve gayb âleminden gelen ilahi vaatlerin sığınağı olan Beytul-makdise bir taş atımlık mesafededir. İman ehli bunlarla müjdelenmekte, bunları gözetlemekte ve gerçekten de onun ehlini ve vaktini beklemektedir.

Bu cihadın değerini bilenler, bunun daha önce Afganistan’da, Çeçenistan’da, Yemen’de, Irak’ta ve başka yerlerde, cihad ehlinin sundukları canlarla, kanlarla, çaba ve fikirle meydana geldiğini ve İslam darının merkezine -Şam beldelerine- ulaştığını bilenler; ancak bu durumu bilenler, bunu ehemmiyet ve değer bakımından doğru bir şekilde ele alabileceklerdir. Özellikle de Allah’ın kalplerine hidayet verdikleri, bu cihadın gitmesi için gerçekleştirilmediğini, bilakis güçlenmesi, kendi gövdesi üzerinde durması, Beytul-Makdis’in fethinin gerçekleşmesi ve Allahu teala’nın izniyle muzaffer olacak olan İslam devletinin kurulmasıyla tamamlanacağını çok iyi bilmektedirler.

Şam beldelerinde bulunan sevgili kardeşlerim.

Kalpte size karşı çok büyük bir sevgi bulunmaktadır. Yine sizi desteklemesi ve yeryüzünde size otorite vermesi için Allahu teala’ya dua da bulunmaktadır. Bu satırların yazarı, tüm yaşamını bu gün sizin ellerinizle gerçekleşenleri görmek için yaşamıştır. Allahu teala’dan, bu ameli mübarek kılmasını, hayır, cihad ve imtihanlardaki dirençlerini güçlendirmesini diliyoruz. Kalpteki durum bu iken, bu sevgi ve duanın yanında islam ehline, sevdikleri ve kendileri için hayır dilediklerine nasihatte bulunulması da gerekmektedir. Sizler peygamberimizin (s.a.v) “Din nasihattir” buyruğunu bilmektesiniz. Durum böyle olunca sizin de buna kulak vermeniz ve bunlar hakkında düşünmeniz gerekmektedir, zaten sizler bunun ehlisiniz de. Arzunuza uymasa ve hoşunuza gitmese de sakın gurura kapılarak hakkı kabul etmemeye yanaşmayın. Dost, nasihatiyle sana samimi davranandır, size yakınarak sizi batılla aldatanlar değildir. Geçen deneyimlerden birçoklarının zafer ve otoritede büyük bir seviyeye ulaştıklarını, sonra hataların ve günahların çoğalmasıyla bunların yitirildiğini ve zayıflayıp silindiğini bilmektesiniz. Geçmişten ibret almayanlar, helak ve yıkıma en yakın olanlardır. Allah, bizi de sizi de bunlardan korusun.

Sevgili kardeşlerim.

Sizin tarafınızdan İslam ehline birçok haberler gelmektedir ki bunlar insanların sizi sevmelerine ve başkalarından ziyade size yönelmelerine neden olmaktadır. Yine başarılı cihad operasyonlarınız bu din için hayır isteyen herkesi sevindirmektedir. Bu mübarek cihadın ecrini isteyerek İslam ehlinin size hicreti de böyledir. Bu durum, daha önceki cihad yerlerinde olmuş olsa da, bu gün sizinle birlikte farklı bir kuvvet ve galibiyettedir. Bu, yüce rabbimizden umduğumuz ilahi vaatlerin gerçekleşmesi hususunda büyük hayırların bildirileceğine delalet etmektedir.

Ancak sizi seven herkes, tüm bunları götürecek uygulamaların vuku bulmasından korkmaktadır. Özellikle de tefrikaya ve ihtilafa düşmeniz nedeniyle. Bu tefrika nedeniyle sizden sızan haberler, sizi seven herkesi korkutmaktadır. Özellikle de geçen tecrübelerden, bunun cihada olan etkilerini bilenleri. Her seferinde bu tefrika hafife alınmış, sonra acı son düşmanları sevindirecek din ve cihadın destekçilerinin kalplerini ise üzecek şekilde olmuştur. Bu gün de tefrikanın kuralları geçerlidir. Bu satırların yazarı kalbinde kardeşlerine söyleyeceği birçok şey bulmaktadır, bununla birlikte bu kısa kelimelerle onlara karşı açık olmamız hususunda bizi mazur görsünler.

Şam beldelerinde yürütmüş olduğunuz cihadınızın, sizin mülkünüz değil ümmetin mülkü olduğunu bilmelisiniz. Bununla ikram olunmanız, başkalarından öte sizin mülkünüz olduğunu göstermez. Hatta bir özürden ötürü ona katılamayanlar bu konuda sizden daha öncelikli olabilirler. Bu cihad, sizin görmüş olduğunuz anın bir ürünü değildir, bilakis alimlerin ve mücahidlerin size ulaşana kadar sürdürdükleri uzun bir mücadele silsilesinin sonucudur. Sizin için gerekli olan, –tekrar tüm sevgimle söylüyorum- sizin için gerekli olan, bunları dinlemeniz ve kendinizi başkalarının ektiklerinin birer meyvesi olarak görmenizdir. Onların sizin üzerinize bir üstünlüğü vardır.

Bunun dışında sizden önce geçen birçokları ulaşmış oldukları zafer ve otoritelerle gurura kapıldılar, sonra iş yok olup gitmeye vardı. Hatta yol ortasında birbirlerini yok edene kadar birbirleriyle savaşa vardı. Bunun vuku bulmasının tek nedeni, liderlik sevgisidir. Bu sevginin örtülmesi ise, sözlerle ve üstünlük iddialarıyla olmaktadır ki Allah bunların aslı olmayan sahte örtüler olduğunu bilmektedir. Bu gün de bu uygulamaların deneyimli kimselere kapalı kalmayacak şekilde aynı tarzda gözükmesi üzücü bir durumdur. Eğer ‘neticelerden öğüt alma’ ilkesi uygulanacak olursa, insaflı olan herkes, bazı okuma ve açıklamaların tefrika, zayıflık ve ihtilaftan kaynaklanan cahillik ve liderlik sevdası olduğunu bilecektir.

İyi bilin ki, eğer ihtilaflar başlangıçta hallolmazsa yol esnasında güçlenir. Kardeşlerin ihtilaflarının çözümünü geciktirdikleri her bir gün, günahlarının daha da artırılması anlamına gelmektedir. Bu ihtilaftan doğan kalbi ve eylemsel etkilerin günahı, liderler üzerinedir. Bu gün ya da yarın akıtılacak olan her kan, bu günkü ihtilafın sonuçlarından olacaktır. Bu gün bazılarının ‘ihtilafın basit bir ihtilaf olduğunu’ söylemelerine şaşırılmalıdır, zira bunu ancak geçen yerlerde mücahidler arasında bulunan ihtilafların neticelerini bilmeyenler söyleyebilir. Bu durum, Allahu teala’ya kavuşmayı isteyen her muvaffak kimseyi, -kendi hakkından feragat etmeye ya da bazı haklarından vazgeçmeye sevk etse de-  bir an önce ihtilafları çözümlemeye yönlendirecektir. Tıpkı Hasan b. Ali (radiyallahu anhuma)’nin yaptığı gibi; nitekim dedesi Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan dolayı ona övgüde bulunmuştur.

Komutanlar ve askerler olarak mücahid kardeşlerimi, bazılarının uzaktan yayınladıkları fetvalara karşı uyarıyoruz. Bunları yazanlar, yeni ilim talebeleri ya da ilim talebesi adıyla adlanıp aslında ilim talebesi olmayanlardır. Şer’i fetvalar gereğince bir grubun başka bir gruba bağlanmasını gerekli görmektedirler. Adeta bu durumların bu kadar saf ve çocukça yollarla hallolacağını düşünmektedirler. Oysaki ihtilaflar ancak sulh ile çözülebilir, Allahu teala’nın şu buyruğunda olduğu gibi: “Sulh daha hayırlıdır.” [1] Ya da mahkeme ve kadılıkla çözülebilir. İnternet sitelerinde vb. yerlerde bu fetvaları yazanlar, tam olarak küçüktürler, tutucu bir şekilde kendilerini destekleyenlerle gurura kapılmaktadırlar, bununla birlikte ihtilafın bitirilmesi, sulhun ve birliğin gerçekleşmesi amacını gerçekleştirememektedirler. Bu durum, tefrikanın daha fazla artmasına ve yeni kalplerin kaynamasına dönecektir. Hatta bu cahilce fetvalar, kardeşleri savaşa bile sürükleyebilir. Bunu deneyim ehli kimseler bilebilir. Bu tuhaf fetvalar nedeniyle başkalarını büsbütün yok sayan bir cahil her zaman bulunacaktır.

Özetle şu andaki nasihatım, doğru bir şekil üzere, ilim ehlinin ve hikmet ve basiret sahiplerinin bulunduğu sağlam şer’i bir oluşuma gitmeleridir. Ve bu kardeşlere, herkesi kuşatacak şekilde birlik, vahdet ve ittifakın gerçekleşeceği bağlayıcı kararlar alabilmeleri hususunda tam bir salahiyet verilmesidir. Mücahidlerin tefrikaya düşmeleri haricinde her açıklamaları kabul edilmelidir. Zira böyle bir ayrılığın asla şer’i bir yönü yoktur. Bunun tek bir açıklaması vardır ki, bu da liderlik sevdası ve görüş bozukluğudur. Her ne kadar bazıları bunu sahte ve batıllarla örtmeye çalışsa da durum budur. Şu ana kadar kardeşler tarafından gerçekleşen bundan başka bir anlama delalet etmemektedir. Bu açıklık ve sertlikten ötürü kardeşlerden özür diliyorum. Ancak cihadda yapılan bir hata, sıradan diğer hatalar gibi değildir. Uhud savaşını düşünen bir kimse, söylediklerimin doğruluğunu görecektir. Allah beni de tüm kardeşlerimi de bağışlasın.

Kardeşlerimden isteğim, bu tür işlerin kuvvetle çözüleceğini ya da katı görüşlülük, bir cemaat ya da emir adına taassupla hallolacağını zannedenleri kendilerinden uzaklaştırmalarıdır. Bu kimseler istişare ve danışmanlıktan uzaklaştırılmalıdır. Bazı koşullarda bu kimseler daha yüksek sesli ve daha etkilidirler, ancak her zaman en fazla ifsat edenlerdir. Size bir öğüt olarak şunu söyleyebilirim: Bazı emir ve komutanlar bu tür insanlardan hoşlanmaktadırlar, çünkü bunlar onların emirlik sevgilerini ve liderlikte kalma arzularını gerçekleştirmektedirler. Kalbini ve dinini gözlem altına alan bir kimse, bu din hususunda hatta dinin zirvesi olan Allah yolunda cihadda arzuların çağrıcısına boyun eğmez.

Kardeşlerime bu günkü emirliğin sadece cihad emirliği olduğunu, şu ana kadar var olan grupların cihad grupları olduklarını hatırlatmama her halde gerek yoktur. Sahada halife ya da benzeri isim ve lakaplarla uygulamada bulunabilecek bir emir bulunmamaktadır. Bu anlamı göremeyenin fesadı ise daha kötüdür. Öyle ki bunlar başkalarını, müminlerin emiri ya da Müslümanların halifesi gibi isimlerin gerekliliklerine veya başka anlamda bir sulh ya da mahkemeye tabi tutarlar. Bu türden yapılar, otoriteden daha çok fesat gerçekleştirirler. Zira bunların dayanakları, akil kimselere ve ilim ehline göre realiteye dayanmayan cehalet ve gururdur.

Kuruntuların hakikatler olarak adlandırılmasının neticesi, isimlere, şekillere ve lakaplara bağlanmak olmuştur. Emirler uğruna ya da insanların koymuş oldukları, sadece bir beşerin koyması nedeniyle geçerlilik kazanan tanzim isimleri nedeniyle islam ehlinin birbirlerini öldürmesi, Allahu teala’nın dininde en büyük günahlardandır. İnsanların bu durumu şu hadisi şerif kuralı çerçevesinde değerlendirmeleri gerekir: “Allah’a yemin olsun ki ben, inşaallah bir şeye yemin ettikten sonra, başka bir şeyin ondan daha hayırlı olduğu gördüğümde, ancak yeminimin kefaretini verir ve daha hayırlı olanı yaparım.” [2]

Ancak bazı insanlar emirleri ve cemaatleriyle adeta ilahi bir yapıymış gibi muamelede bulunmaktadırlar. Onun uğruna savaşmaktadırlar ve terk edilmesini kabul etmemektedirler, adeta bir vesile değil de başlı başına bir amaçmış gibi uygulamaya gitmektedirler. Bu, zihinlere kapalı kalan bir durumdur. Bununla birlikte gözlemleyen ve düşünce ve fikir olarak bunların sıkıntısını çekenler, cemaatlerin ve emirlerinin düşmüş oldukları sıkıntının bu olduğunu bilmektedirler. Bu durum açık bir şekilde gerçekleştiğinde, ıslahın oluşma ihtimali de uzaklaşmaktadır. Allah’tan, bunun hiç kimsede oluşmamasını diliyorum. Halife veya müminlerin emiri olarak adlandırılan bazılarının, bu konuda bilmeden Rafizilerin dini üzere bulunduklarını gördüm. Zira emirlerin ve imamların ilahi bir yapıda olduğunu, sadece maslahata uyan beşeri bir seçim olmadığını onlar düşünmektedir. Bunun delili, Hasan b. Ali (radiyallahu anhuma)’nın müminlerin emirliğinden vazgeçmesi ve bundan ötürü şeriat sahibi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından övgüye mazhar olmasıdır. İnsanlar sadece isimlere ve şahıslara tutunmalarıyla, isteseler de istemeseler de bu anlama gireceklerdir.

Allahu teala’dan, sadece kendi arzusu, mezhebi ve cemaatine uygun nasihati alanlarla istişare edilmemesini umuyorum. Bu, Yahudilerin dinidir ve onların sünnetlerine ya da bazı sünnetlerine uyanlara sirayet eder. Allahu teala’nın şu buyruğunda olduğu gibi: “Onlara: “Allah’ın indirdiklerine iman edin” denildiğinde: “Biz, bize indirilene iman ederiz” derler ve ondan sonra olan (Kur’an)ı inkâr ederler.”[3] Bu uygulama, Müslümalar arasındaki ihtilafın diğer yönlerine bakmadan nefislerin arzuladılarına uymayı doğurur. Hatta sadece kendisini dinleyenler veya buna benzer durumlarda olanlar, üzerinde bulunduğu durumun hakkın tümü olduğunu diğerlerinin durumunun ise tümünün batıl olduğunu hayal etmeye başlar ve sadece kendi şartları üzere sulhu kabul ederler. Bu, şer ve fesat kapısıdır, eğer vuku bulursa ıslah ve uyum yok olur.

Kardeşlerden, bu günkü halin imtihan hali olduğunu, hakkında çekişilen ganimetlerin taksim edilmesi zamanı olmadığını anlamalarını umuyorum. Evet, emirlik sevgisi nefislerin hastalığıdır, hatta temiz olan nefislerin de, hatta imtihanlara karşı bile. Ancak kim rabbinden korkar, ahiret darı için çalışır ve gelecek olanın, ileride gerçekleşecek olan hayır olduğunu bilirse; bu gün mü yoksa yarın mı öleceğini bilemediğinden ve cennetin de cehennemin de ayakkabısının bağından daha yakın olduğunu kavradığından tek derdi dinin desteklenmesi ve kâfirlerin kızdırılması olur. Bu ise ancak birlikle gerçekleşebilir. Zira hikmetli sahabe Abdullah b. Mesud’un (radiyallahu anh) dediği gibi: “İhtilaf şerdir.”

Son olarak, bunlar, islam’ın dışında bir ismi desteklemeyen, sadece cihad yolu üzerine velayet kuran, şahısları sadece dini destekleme aracı olarak gören başlı başına bir maksat olarak görmeyen bir dostun kelimeleridir. Uzun bir süre Müslümanların diyarlarının merkezinde (Şam’da) cihadın bu seviyeye gelmesini hayal eden, daha önce yaşadığı ve nasıl başlayıp nasıl sonlandığını gördüğü yerlerde olanların onun başına gelmemesini isteyen birisinin sözleri. Bu sözlerin sahibi, -komutanlar da dâhil- silah taşıyanların bu cihadda ondan daha öncelikli olmadıklarını hatta bir hardal tanesi kadar öncelikli olmadıklarını bilmektedir. Eğer sevgili kardeşler bu kelimeleri alırlarsa, bu onu sevindirecek bir durumdur. Bu, Allah’ın sadece itaati için seçmiş olduklarının yürüdüğü bu yüce yolun ehli hakkındaki umudumdur.

Allah, bizleri de sizleri de sevdiği ve razı olduğu şeylere muvaffak kılsın. Dostlarım, kardeşlerim ve evlatlarıma karşı sözlerimin bu şekilde olmasından ötürü özür diliyorum. Ancak insaflı ve seven kimsenin mazur göreceği koşullar bunu gerektirmektedir. Sahibinin özrü ise, hem seviyor hem de esir olmasıdır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır.

Ebu Katade El-Filistini

Mütercim: Muhammed Atta

İncanews

-Dipnotlar-

[1] Nisa: 128[2] Buhari, Muslim.[3] Bakara: 91

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir