“Savaş Üzerinize Farz Kılındı!”

Hamd, alemlerin rabbi olan Allah’a; salat ve selam, resullerin en hayırlısı Muhammed(s.a.s.)’e, ailesine, ashabına ve kıyamet gününe kadar onları izleyenlerin üzerine olsun.

Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Kendilerine: “Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin” denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir grup Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar ve: “Ey Rabb’imiz! Bizim üzerimize savaşı niçin farz kıldın? Yakın bir zamana kadar bize mühlet verseydin olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Dünyanın geçimliği azdır. Ahiret ise fenalıklardan sakınanlar için daha hayırlıdır ve bir kıl kadar dahi haksızlığa uğratılmazsınız.”(Nisa,77)

Dağıstan’da cihad başlamadan evvel bir çok Müslüman, Çeçenya’daki mücahidlerin zaferleri hakkında duydukları karşısında parmaklarını ovuşturarak ve uzun çay sohbetleri esnasında cihada çıkmayı arzuluyordu. Fakat ciihad bizim topraklarımıza gelip de Allah’ın emri vaki olunca bu sefer biraz daha fazla ertelemeye, daha fazla insana davet yapılması gerektiğine, Müslümanların sayılarını artırmaya ihtiyaçları olduğunu söylemeye başladılar. Ve başka birçok bahane sundular.

Yukarıdaki ayetler, Müslümanların Medine’ye hicretlerinin ardından savaş emri geldiğinde önce istekli olup sonradan farklı davrananlar için inzal olmuştur.

İşte bu, insanların dinin ve İslam topraklarının savunması gibi öncelikli mevzular bir yana kendi arzu ve inanışlarını razı etmek için nasıl davrandıklarını gösteriyor. Fakat Allah(subhanehu ve teala) Müslümanları, cihada katılmamaya ve bozguna götürecek böylesi davranışlardan sakındırmaktadır.

Bu nedenle Allah onlara, bu dünya hayatının kısa olduğunu ve asıl ahiret için çabalamaları gerektiğini hatırlatıyor. Bu dünyanın zorlukları geçicidir fakat cihada katılmanın ve şehadetin ödülü, cennette ebedi bir yaşamdır.

Resul(s.a.s.)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Cennetteki ufak bir parçalık yer, tüm dünyadan ve onun içindekilerden daha hayırlıdır.”

Herhangi birine Dubai’de, en iyi yemek ve eğlencenin olduğu 5 yıldızlı bir otelde ücretin peşin ödendiği bir turdan bahsetseniz çoğu insan iki kez düşünmeden gidecektir. Fakat Allah ve Resulü onlara, daha hayırlı şeyler ve ebediyet vaat ettiği zaman erteleme istiyorlar.

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde,17)

İnsanların en emini Hz.Muhammed(s.a.s.)’in bir kutsi hadisinde Allah(c.c.) buyurmuştur ki:

“Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir zihnin hayal bile etmediği nimetler hazırladım.”

Eğer birisi, cihada katılmanın kişinin ölümünü yaklaştıracağını düşünürse bu, aldanma ve imanın sapmasıdır. En büyük askeri kumandanlardan ve bizzat birçok ölümcül savaşın içinde bulunmuş olan Halid bin Velid, bu tarz bir ölümün yaşlı kadınların ölümüne benzediğini söyleyerek yatağında öldü. Savaş meydanlarında O’nun gibi şehadet arayan kim vardır?!

Kafkas mücahidlerinin çoğu, neredeyse yirmi yıldır Allah’tan şehadet isteyerek savaşıyorlar. İşte bu, cihada katılmanın ölümü yaklaştıracağını düşünen kimseler için yeterli bir kanıt değil mi?

“Nerede olursanız olun ölüm sizi alır. Yüksek kulelerde bile…” (Nisa,78)

Allah-u Teala, bu ayette diyor ki: Kimse ilahi takdirden kaçamaz ve cihada katılmayı reddetmek de insanlara ölümden kurtulmaya yardım etmez. En yüksek kulelerde bile olsanız…

Birçok insan, kendilerini ölümden kurtaracağına inanarak başka şehirlere, başka ülkelere gitmektedirler. Fakat siz hepiniz şahitsiniz ki bu, İlyas Şurpaev’e yardım etmedi. Apartmanının 17. katında öldü.

Kime ölüm yazılmışsa O, muhakkak ölecektir. Burada sorun, ne zaman değil nasıl öleceğimizdir.

“Onlara bir iyilik erişse: “Bu, Allah katındandır” derler. Bir kötülük dokunsa: “Bu senin tarafındandır” derler. De ki: “Hepsi Allah katındandır.” Bu topluluğa ne oluyor da neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar.”(Nisa,78)

Bu ayet, evlerinde oturmanın ve cihada katılmamanın kendilerine fayda sağlayacağına inanan bu iki yüzlü insanlarla ilgilidir. Halbuki gerçekte ne kadar çok “zararsız” Müslüman öldürüldü ve cihada katılmayışları da onlara yardım etmedi. Bu, onları korudu mu? Alınyazılarını değiştirdiler mi? Ölümü kendilerinden savabildiler mi? Hayır!

Allah’ın nebisinin zamanında, bu ikiyüzlü insanlara bir kötülük dokunduğu zaman bunu hemen Hz.Nebi(s.a.s.) ile ilişkilendiriyorlardı. Eğer zengin olurlarsa, çocukları olursa, servetleri ve huzurlarıyla oyalanıyorlarsa bunu Allah’tan kendilerine bir lütuf sayıyorlardı. Fakat onlara felaketler dokunduğu zaman ise bunun nedeni olarak da hemen Peygamber(s.a.s.)’i görüyorlardı.

Bugün de aynı. Ticaret gelişiyorsa, karılarının adedi katlanıyorsa, çocukların sayısı artıyorsa ve sağlık yerindeyse bunlar Allah’tan…

Fakat evlerine girilip arama yapılıyorsa, kendileri hapsediliyor ve işkence görüyorlarsa bunlar için hemen mücahidleri suçlamaya başlıyorlar. Cihadın ve mücahidlerin Dağıstan topraklarına gelişini kötü bir işaret olarak görüyorlar ve kafirlerin gazabının ve saldırılarını üzerlerine çektiğini düşünüyorlar.

Hayır! Her şey Allah’tandır. Bela ve musibetlerini, peygamberin daveti ve cihad ve davet gibi bu dinin hükümleriyle ilişkilendirenler, büyük azapları hak ediyorlar. Öyle ki Allah, böylesi insanların durumlarını reddediyor ve her hayır ve her şerrin de kendisinden geldiğini bildiriyor. Her şey Allah’ın kaderine uygun olarak meydana gelir. Onun yazgısı ve her şey, Allah tarafından tayin edilmiştir.

Ve şu Müslümanlar için zarar getirdiğini söyleyerek cihadı reddedenler, çok büyük azar ve kabahat üstleniyorlar. Onlar zalim ve suçludurlar. Haksızdırlar ve işgalci kafirler, böylelerini kullanarak İslam ümmetine anlaşmazlıklar getiriyorlar.

Ve bu tarzda düşünmek, dinin amentüsünü ve İslam akidesini ihlaldir. Dinin amentüsünü ihlal ve şirk de, birinden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkmaktır. Allah(c.c.) Kuran’da bundan şöyle bahsediyor:

“… ama onlara savaş yazıldığı zaman bir kısmı, insanlardan Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla bir korkuyla…” (Nisa,77)

Mücahidler, herkesten daha iyi bir kavrayışa sahiptirler. Murat Lakhiyalov ve Şeyh Yasin Rasulov(r.h.), hitaplarında bunun hakkında konuştukları zaman çoğu insan, bunları duymak istemedi.

Öyle yada böyle, yol budur! Ağaçtan düşen bir yaprak bile Allah’ın kontrolü altında iken cihada katılmanın ölümü kaçınılmaz kılacağını düşünmek, dini amentünün bir ihlalidir.

Savaştan ve küffardan Allah’tan daha çok korkmak, kişiyi İslam’dan çıkaran en büyük şirklerden biridir.

Kardeşimiz Ebu Zakir Mentayev(rahimehullah), Müslümanları cihada davet ederken onlardan birisi dürüstçe korktuğunu itiraf etmişti. Ve Ebu Zakir de Allah’tan daha çok korktuğunu söylemişti. İşte bu sahih akidedir, sahih imandır, sebattır ve Allah’a mutlak güvendir.

“Kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa,80)

Kim Allah’ın elçisine itaat etmişse gerçekte Allah’a itaat etmiştir. Kim Kuran ve sünnetin, Müslümanların yaşamlarının temeli olması için çabalıyorsa O, Allah yolundadır. Bugün Allah’ın kanunlarıyla yaşamak için yanlış zaman ve yanlış mekan olduğunu söyleyenler, alimlerin ittifakına göre kafirdirler. Bu düzenin kurulmasına karşı çıkan, Müslümanlarla bu yüzden savaşan ve Müslümanları bu yoldan çevirmeye çalışanlar, ancak kafirlerdir.

Alçak kafirlerin hakimiyeti altında durdukça, küfür altında yaşayıp onlara teslim olmuş bir şekilde öldükçe Allah’tan bir yardım ve bereket olmayacaktır ve Rahman bizden asla razı olmayacaktır.

Ve kafirler tarafından verilen, mürtedlerin onunla evlerini inşa edip arabalarını satın aldığı düşük ücretlere tav olmayın. Ve onların barış, Müslümanların ise savaş istediklerine dair sözlere inanmayın.

İşte onlar, Allah’a ve Resulüne savaş ilan edenlerdir. Allah da onlara savaş açmıştır ve kullarını, kendi dinini üstün kılıncaya dek onlarla dövüşmeye davet etmiştir.

Kendini sahip olduklarınla, karılarınla, çocuklarınla, statünle ve lüks elbiselerinle pohpohlama! Bizim ülkemizde şirk oldukça; faizcilik, büyücülük, alkolizm, uyuşturucu kullanımı, fuhuş ve kumar oldukça Allah’tan bir rahmet olmayacaktır. Kafirlerin seküler kanunları altında yaşayarak, onlara vergi ödeyerek, onların TV’lerinden yozlaşarak durursak Allah(c.c.) bizden asla razı olmayacaktır.

Kafirlerden, Allah’tan daha çok korkarsak, hayatımızın ve ölümümüzün Allah’ın değil de onların ellerinde olduğuna inanırsak ahirette bizim için bir yer olmayacaktır.

Yönetimde ve yasal sistemde Allah’tan başkalarını eş koşarsak tevhid yoktur. Şeriatın olmadığı yerde İslam da yoktur. Cezalar Allah’ın yasalarına göre verilmiyorsa orada adalet yoktur.

Ve Allah’tan korkun siz mücahit ve emirlerine iftira atanlar, hala Emire biat etmeden umarsız cahiller olarak yaşayanlar ve siz İslam’ı fırkalara ayıranlar!

Allah size sesleniyor ey Müslümanlar:

“Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.” (Nisa,84)

ALLAHU AKBAR!!!

Kaynak : JAMAAT SHARIAT

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir