Sevin Ey Ümmetim!

بسم الله الرحمن الرحيم

Hamd kalplerde izzet duygusu yaratan Allah (subhanehu ve teâlâ)’dır. Salât ve selam da bize izzetli bir yaşamın ancak ve ancak hakka (Kuran ve sünnet) tutunmakla gerçekleşeceğini, izzetin cihatta, cennetin de kılıçların gölgesi altında olduğunu gösteren kutlu Nebiye(sallallahu aleyhi ve sellem) onun zillet bizden uzaktır diyen pak ehli beytine, kisraların ve kayserlerin taçlarını, tahtlarını parçalayan şerefli ashabına ve kıyamete kadar onların yolundan giden muvahhid kulların üzerine olsun.

Şüphesiz ki yaşadığımız bu günler bin dört yüz yıllık İslam tarihinin dönüm noktalarından birini oluşturmaktadır. Dünyanın dört bir yanında muvahhid Müslümanlar kendilerini onlarca yıldır köleleştiren alçak düzenlere başkaldırmakta ve İslam’ın şerefli sancağını Dünya’nın burçlarına bir bir dikmektedirler.

Öyle ki Müslümanlar artık neredeyse her güne müjdeli bir haberle uyanmaktadırlar elhamdülillah. Ümmetin erkekleri zillet uykusundan uyanıyor, kölelik zincirlerini kırıyor, kisraların ve kayserlerin tahtlarını sallıyor ve bütün bir insanlığı birbirlerini rabler edinmeyi bırakıp sadece ve sadece Aziz ve hâkim olan Allah’a (subhanehu ve teâlâ) kulluğa davet ediyorlar.

Son zamanlarda aldığımız Irak’ın ve Şam’ın büyük çoğunluğunun özgürleştirilmesi, İslam düşmanı Rafızîlerin ve alçak Nusayrilerin burunlarının yere sürtülmesi haberlerine şimdi de Ömer Muhtar’ın (rahimehullah) torunlarının, Şeyh Atiyetullah’ın, Şeyh Ebu Yahya’nın ve Şeyh Ebu Leys’in (Allah hepsine rahmet etsin) talebelerinin zafer haberleri eklendi elhamdülillah.

Sevin ey ümmetim! Hevasından konuşmayan Nebi’nin izzetli günlerin döneceğine dair verdiği bütün haberler tek tek gerçekleşiyor. Bütün radyolar, televizyon kanalları yayınlarını kesip Libyalı mücahidlerin, Allah’ın tertemiz Şeriatının ensarı olan Ensar-u Şeria’nın Libya’nın en büyük ikinci şehrini özgürleştirdiğini ve şehirde ilahi şeriatı yürürlüğe koyduğunu ve gelişmeleri kaygıyla izlediklerini söylüyorlar. Allah onlardan kaygıyı ve kederi gidermesin.

Öyle ki bu haberler müminleri sevince boğuyor, gözlerini Yahudi işgali altındaki Kudüs’e ve esir şehir Mekke’ye dikmiş bir şekilde Şam’da cihad eden mücahidlerin azimlerini biliyor. Ve kâfirler ve kâfirler ki onlar şimdi öfkeden parmaklarını ısırıyor, yıllarca köleleştirdikleri Müslümanların, zincirlerini kırmalarını görmeye tahammül edemeyerek kahırlarından çatlıyorlar.

Sevin ey ümmetim! Vallahi şimdi Rahman’ın kendisine kefil olduğu, meleklerin üzerine kanatlarını gerdiği, hayrın ve bereketin Şam’ında, İmanın vatanı Yemen’de, Siyah sancaklıların büyük bir toplulukla harekete geçeceği Horasan’da ve dahası İslami Mağrib’te, Irak’ta ve Dünya’nın dört bir yanında tertemiz İslam fıtratı üzere büyümüş, henüz on beşinde-yirmisinde sadece ve sadece âlemlerin rabbi olan Allah’a kulluk edilsin diye savaşan evlatların var.

Sevin ey ümmetim! Büyük çoğunluğu hayatını cahiliyenin karanlıklarında geçirmiş evlatların bir bir uyanıyor ve geceleri abidler, gündüzleri mücahidler olarak kınayıcıların kınamasından korkmadan cihad ediyorlar. Öyle ki onlar geceleri uzun kıyamlarla rablerine ibadet ederek günahları dolayısıyla gözyaşları dökmekte, gündüzleri küfrün üzerine Enes Bin Nadr’lar(radiyallahu anh) gibi atılmaktalar.

Sevin ey ümmetim! Henüz on dokuzunda yirmisinde yüzleri ayın on dördü gibi parlayan ve canlarını tonlarca patlayıcının altında param parça olmuş bir şekilde rablerine sunan ve ey Rabbim sana gelmekte acele ettim diyen yiğitlerin var.

Rablerine kavuşacakları günün özlemiyle yanan, korkunun ve zilletin prangalarını kıran, küfrün duvarlarını yıkan evlatların var. Ya rabbi! Onlardan şehid olanların şehadetini kabul et. Yaşayanların ayaklarına sebat ver. -Allahumme Âmin-

Sevin ey ümmetim! İşte yiğitlerin! Onlar hayırlı selefleri gibi Kisra’ların ve Kayser’lerin tahtlarını parçalıyor ve onlardan aldıkları ganimetlerle rızıklanıyor, mübarek yolculuklarına bu ganimetlerle devam ediyorlar.

Hasan’dan rivayet olunduğuna göre Ömer b. Hattab’a (radiyallahu anh) Kisra’nın kürkü getirilmiş, o da bu kürkü önüne koymuştu. Yanında bulunanlar arasında Süraka b. Malik b. Cu’şum da vardı. Hz. Ömer, Kisra b. Hürmüz’ün altın bileziklerini Süraka’ya vermiş, o da bunları kollarına takmış, omuzlarına kadar kollarını doldurmuştu. Bunları Süraka’nın elinde görünce Hz. Ömer şöyle demişti: “Hürmüz’ün bileziklerini Beni Müdlic kabilesinden Süraka b. Malik b. Cu’şum’un kollarına taktıran Allah’a hamd olsun.”

Allah’a hamd olsun ki bugün Şam’ın Kisra’larının villaları, son model arabaları, tahtları ve taçları Süreka’ların hizmetindedir. Mücahidler Nusayri köpeklerinden aldıkları bu villalarda savaş planları yapmakta, onlardan aldıkları son model arabalarla da onların karargâhlarını havaya uçurmaktadırlar. Kalplerde izzet duygusu yaratan ve bütün noksanlıklardan münezzeh olan Allah (subhanehu ve teâlâ) yüceler yücesidir.

O Allah ki müminlerin kalbinde izzet duygusu yaratmış ve zilleti çirkin göstermiştir. O Allah ki kıyametten önce savaş ile gönderilen elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) aracılığıyla zilletin ilacının cihad olduğunu ve cihadın da haddi zatında din olduğunu bildirmiştir. “İ’yne ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet verir ki yeniden dininize dönmedikçe onu sizden gidermez.” (Ahmed, Ebu Davud, Beyhaki ve diğerleri rivayet etmiştir. )

1400 küsur yıllık İslam tarihine ve özellikle şu son yüzyılda İslam ümmetinin çektiği acılara bakanlar bu acıların en büyük sebebinin cihadın terki olduğunu görür. Nasıl öyle olmasın ki! İşte Araplar! Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem) önce sürekli birbirleriyle didişiyor, en sudan sebeplerle birbirlerinin kaşlarını, gözlerini oyuyor ve kendi aralarında on yıllarca süren savaşlar yapıyorlardı. Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bütün cahili adetlerini terk ettiler ve otuz yıl içinde Dünya’nın süper gücü olan iki devleti de perişan ettiler. Mecusilerin ateşini söndürüp, Rumları zelil bir şekilde haraca bağladılar.

İşte raşid halifelerden Ömer Bin Abdulaziz (rahimehullah) bir Müslüman’ın Rumlara esir düştüğünü duyduğunda Rum kralına bir mektup yazıp: “Allah’ın kendisine izzet ve şeref verdiği bir Müslüman’a, hıyanet ve hakaret ettiğini duydum. Bu mektubu alır almaz, ya o mümini hemen serbest bırakırsın ya da senin karşına önünde duramayacağın öyle bir orduyla gelirim ki, onun başı senin yanında, sonu ise benim yanımdadır.” demişti.

“Bunun üzerine Rum kralı yapacak bir şey bulamadı ve o Müslüman esiri serbest bıraktı.”

Müminlerin emiri Harun Er Reşid gökyüzünde bir bulut görmüştü;”

Bulut’a hitaben;

-“Ey bulut yağmur olarak nereye istersen oraya yağ, istersen doğuya istersen batı’ya yağ, nereye yağarsan yağ, senin bereketini ben toplayacağım. Eğer Müslümanların diyarına yağarsan, O Allah için toplanan bir zekât olarak bize geri dönecektir. Eğer kâfirlerin diyarına yağacak olursan o bize haraç olarak geri gelecektir.”

Ve işte ümmete musallat olan tağutlar! Onlar tek suçları(!) Rabbim Allah’tır demek olan yüzlerce, binlerce Müslüman’ı teröre karşı işbirliği adı altında Rumlara (Amerika) teslim ediyorlar. Bu yaptıklarını, kitap yüklü merkeplerin fetvalarıyla süsleyerek küfrü siyaset, ihaneti maslahat olarak gösteriyorlar. Ya rabbi bu alçak tağutları ve onların sihirbazları olan bel’amları kahhar sıfatınla kahreyle.

Ve işte başımıza musallat olan alçak tağutlar! Onlar Müslümanların zenginliklerini Rumlara peşkeş çekmekte ve Rumlar hal dilleriyle Müslümanların zenginliklerine bakıp; ey petrol nereden çıkarsan çık ister Kuveyt’ten, ister Cezire’den çık! Nasıl olsa bize geleceksin demekteler.

İşte ey ümmetim sana biri yakın diğeri uzak İslam tarihinden iki canlı tablo! Bir milyar olduğu söylenen İslam ümmetinin bir avuç Yahudi’nin (Müslümanlara nazaran) elinde zelil olmasının cihadın terki dışında ne açıklaması olabilir?

On binlerce km uzaklıktan gelip diyarlarımızı yağmalayan, zenginliklerimizi sömüren, çocuklarımızı köleleştirip, namusumuza el uzatan haçlıların elinde bu kadar rezil duruma düşmemizin cihadın terki dışında ne açıklaması olabilir?

Ve işte ey ümmetim! Senin yiğitlerin, onlar ki Yahudiler ile Haçlıların onlarca yıldır İslam ümmetine yaptıklarından dolayı intikam ateşiyle yanıyor, İslam ümmetini eski şerefli günlerine taşımak için her şeylerini ortaya koyuyorlar.

Onlar ki; tertemiz dinleri, şeriatları değiştirilmeye çalışıldığında sessiz kalan, şu rezil Dünya’nın insanı alçaltan menfaatleri ellerinin arasından uçup gitmesin diye zillete razı olan babalarının ve dedelerinin aksine küresel küfre ve Dünya’nın ayartmasına aldırmadan, kınayıcıların kınamasından korkmadan hak yolda yürüyorlar.

Onlar ki öyle ümid ediyorum Allah’ın kendilerini sevdiği, kendilerinin de Allah’ı sevdiği, kâfirlere karşı sert ve onurlu, müminlere karşı merhametli olan nesildirler.

Vallahi onları ne kâfirlerin kapısında dilenmek anlamına gelen reel politik! Olaylar ne de Dünya olaylarından herhangi bir olay meşgul etmiyor. Kendisi de bir zamanlar mücahid olan bir yazar mücahidler ile birlikte kaldığı dönemlerde onlarda gördüklerini şöyle özetliyor;

“Bizzat kendim bu değerli kardeşleri gördüm. Onlar, doğru düşüncenin liderleri, hidayetin öncülerindendir. Onları yerde ya da bir tek battaniye üzerinde yatar halde gördüm. Geçici dünyalıklardan bir yemek, içecek ya da mahrem yerlerini örtecek bir elbise dışında bir şeyleri yoktu. Bazıları geceleyin eline, ayakkabısına ya da gündüz yemek yediği tabağa yaslanıyordu. Bazen de bir tuğla kalıbına yaslanıyorlardı. Bununla birlikte onlar, Rablerine olan itaatleri nedeniyle sonsuz bir mutluluk, uyum gösterdikleri hakta kararlılık ve Allah-u Teâlâ’ya ibadet ve taat içindeydiler. Onlar, dünyayı üzerindekilerle birlikte kazanmış gibi bir mutluluk içindedirler. Sanki onların şu sözü söylediklerini duyarsın: “Biz nimet içindeyiz. Krallar bunu bilseydi, bunu almak için bizimle kılıçlarıyla dövüşürlerdi.” Dünya olaylarından hiçbir şeye önem vermezler. İslam ile amel etmek ve yeryüzünde İslam’ı hâkim kılmaktan başka bir şey onları meşgul etmez. Kalpleri şöyle seslenir: “Allah yolunda olmaktan başka ölümü süsleyen bir şey yoktur!” Kendilerini andığımız bu kişiler; yolu severler, yolda bir tat bulurlar. Yolun acıları, engebeleri, zorluğu ve işkencesi gider. Hatta işkence tada, acı lezzete, zorluk kolaylığa, aşırılık yumuşaklığa dönüşür. Rablerini razı eden şeyden razı olurlar. Allah-u Teâlâ’nın sevdiğine, sevgi duyarlar. Bu nedenle onlar, Rablerinin Sevdiği ve razı olduğu şey için acele ederler. Buna kavuşmak için Dünyayı içindekiler ile birlikte kaybetseler de onlar için önemli Değildir. Eğer uykusuz geceme razı olursanız, Allah bana ve yıllarıma selam etsin. Sonra… Bu yüce bir derecedir. Allah kimi buna ulaştırırsa, şüphesiz büyük bir hayra ulaşmıştır. Allah’tan bizi bu derecenin ehlinden kılmasını dilerim. Şüphesiz O Semi’dir, Mucib’dir.” Yolun acıları, engebeleri, zorluğu gider hatta işkence tada, acı lezzete dönüşür.”

Ve işte ey ümmetim! Allah seni bir daha bu evlatlarınla sınıyor. İşte her şey gözlerinin önünde ve bu belki de senin için son fırsat! Onlarla olmaya, onlardan olmaya çalış ya da elinle dilinle ve bütün maddi imkânlarla onları destekle! Destekle ki Allah’ın, Rasûlü’nün ve bütün müminlerin düşmanı olan Yahudiler, Haçlılar ve kindar Rafızîler bir daha sana musallat olamasın.

Allah (subhanehu ve teâlâ)’dan dileğimiz bizi de bu yiğitlerden kılması ve canlarımızı sadece ve sadece kendisini birlemiş, kâfirleri kahretmiş bir haldeyken almasıdır.

Ve davamızın sonu hamd Âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

 Salih Seriyye / Ümmet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir