Şeyh Enver el-Evlâkî: ”Guantanamo’nun Ötesinde” 1. Bölüm (Türkçe Alt Yazılı Video & Metin)

_HTRMMZi2

Ümmeti İslam Medya, Şehid (inşaAllah( Şeyh Enver el-Evlaki’nin ”Guantanamo’nun Ötesinde” adlı eserini kıymetli takipçileri için Türkçe’ye tercüme etti.

  ”Guantanamo’nun Ötesinde”

Şeyh  Enver el-Evlaki

Kıymetli kardeşlerim, Esselamu aleykum ve rahmetullah ve berakatuhu. İbn Teymiyye,  İskenderiye’ye sürgün edilip hapse gönderilirken bir adam gelir ve  “Şeyhimiz, bu vakit sabretme vaktidir.” der. İbn-i Teymiyye adama bakar ve : ” Aksine bu vakit şükretme vaktidir. Ve eğer bu miktarda altınım olsaydı ve onu dağıtsaydım, şu anda içinde bulunduğum lütfun yüzde onu kadar dahi etmezdi.” Sonra, Hicri 726 Şaban ayının 6.günü Pazartesi, hükümdarın emriyle tekrar tutuklandı ve Şam’daki hisar hapishanesine gönderildi. Bu haberi ilk aldığında: ” Bunu bekliyordum ve bu muazzam faideler barındıran bir iştir.” dedi. Daha sonra,  bu hapishanedeyken : ” Eğer bu hapishane kendi ağırlığınca altınla değiştirilse sanmam ki şu anda içinde bulunduğum nimeti ve buranın bana getirdiği hayrı satın alsın.”  İbn-i Teymiyye, Şam’daki bu sur hapishanesine ilk ayak bastığında, duraksamış duvarlara bakmış ve şu ayeti okumuştur:

” Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.” (Hadid,13)

Muhterem kardeşlerim, bu sözler İbn-i Teymiyye’nin yani bir mahkumun sözleridir.  Bir zindan bir lütuf ortamı da olabilir bir gazab ortamı da. Orası Allah’ın hükmüne sabredenler, bu hükümden hayır elde etmek için elinden geleni yapanlar, tefekkür edip düşünenler ve zamanını hayırda harcayanlar için bir ihsandır. Sabretmeyip , Allah’ın onlar hakkındaki hükmüne razı olmayan bundan mutlu olmayanlar içinse bir gazab yeri olabilir. Benim sözlerim mahkumlardan mahkumlara olacaktır zira bu sözler gerçekten de benim değil mahkumların söyledikleri ya da yazdıkları sözlerden oluşmakta ve bu cümleleri tekrar başka hükümlülere gönderiyorum. Cezaevi hikmet, ilim yuvasına dönüşebilir. Cezaevi dünyevi meselelerin altında ezilmiş aklı bunlarla dolup taşmış insanlar için bir kaçış kurtulma ve de tefekkür, düşünme imkanı olabilir.

Sözlerime Londra Belmarsh cezaevinde kodese tıkılmış bir kardeşin açık mektubu ile başlamak istiyorum;

‘’Zatında tüm övgü ve yüceliği barındıran Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.  Dünyanın dört bir yanındaki muhterem kardeşlerim Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun. Biz Belmarsh cezaevindeki kardeşleriniz ve özellikle dış dünya ile iletişimi tamamen elinden alınmış kardeşlerimiz olmak üzere Birleşik Krallık’taki tüm mahkum kardeşlerimiz adına tek bir ses olarak dışarıda sizin gibi kardeşlerimiz olduğu için ve bu karakterde insanlar olduğunuz için Allah’a şükrediyoruz. Aralıksız ilginiz, alakanız ve  kalbimize dokunan gözlerimizden mutluluk gözyaşları akıtan muhabbetiniz için hamdediyor sizlere teşekkür ediyoruz. Her türlü teselli ve nasihat cümleniz bizim için çok değerli. Muhakkak ki Allah en hayırlı kulları ile rahmetini gösterir. Gönderdiğiniz tüm mektuplar, kartpostallar ve el sanatları tarihi kayıtlar için toplanıp saklanıyor.

Şükran ve teşekkürlerimiz bize sürekli yazarak listenin başını çeken çocuklara, bıkmadan usanmadan bizler için kampanyalar düzenleyen, web siteleri kuran, görüşmeler ayarlayan, yürüyüşler düzenleyen ve hakkı haykırmak namına konuşmalar düzenleyen kardeşlerimizedir.  Gelecek nesillerin onur duyup ders çıkaracağı fedakarlığınız, ilginiz ve cesaretinizin yazıldığı tarihin altın sayfalarından sebatınızı ve cesaretinizi yok etmeye kast eden politik vehim ve istilaların karşısında merhamet ve inançlarında bir kaya gibi sapasağlam duran sebatkar kardeşlerimiz, Allah hayrınızı bereketlendirsin.

Sık sık düşünüyoruz acaba muazzam ilim ehline ne yapmış olabiliriz; medyadaki röportajları olmasa asla göremeyeceğimiz Müslüman tebaa arasında büyük saygı toplamış alicenap alimlerimiz, Kur’an ve sünnet erbabı münevver aydınlar, Birleşik Krallık ve Avrupa’da Müslümanların liderleri olarak bilinen entellektüeller; acaba biz mi onların görevinin ne olduğunu yanlış anladık yoksa onların görevi Kur’an’ın  emrettiğinden farklı bir şey mi? Biz onların gözünde görünmez mi olduk değersiz mi? Mevkiniz size mükellefiyetler getirmiyor mu, hakikat şu ki çocuklar bile farketti bizi.  İnsan hiç hakikatin ışığı dururken örümcek ağlarının gölgesini seçer mi?  O halde bu terkedişteki maslahat ne, kim için hangi ilim sebebiyle bu sessizlik? Onların kasıtsız ihmallerini, gafletini gözleri önüne sermek bizim görevimizdir o halde.  Ola ki sert davrandıysak, lütfen özrümüzü kabul edin.’’

Saygılar,

Kardeşleriniz,

Belmarsh Cezaevi.

25 Kasım, 2005

Sevgili dinleyiciler, bugün pişmanlık duyduğum meselelerden biri de Amerika’dan, orada parmaklıklar ardındaki kardeşlerimi ziyaret etmeden ayrılmış olmaktır. Hatamı şimdi fark ediyorum çünkü ben de aynı süreçten geçtim. Bir mahkum için dışarıda onu düşünen, onunla olan, uzun yollar geçerek sadece ve sadece Allah için onu ziyaret eden insanların olduğunu bilmek çok şey ifade eder. Az sonra Babar Ahmed’in bu doğrultudaki mektubunu okuyacağım. Bazen, Müslüman kardeşlerimizin imtihanının aynısını deneyimleyene dek yahut da mazlumun yanında olup ona destek vermenin önemini idrak edene dek bu kardeşlerimize olan görevlerimizi ihmal ediyoruz.

Babar Ahmed, 2001 Aralık ayında bir grup Müslümanın terör zanlısı olarak yakalanarak süresiz olarak gözaltına alındığını anlatıyor. Birleşik Krallıktaki Müslümanlar ben de dahil bırakın ayaklanmayı tek bir söz dahi etmekten sakındı. Ve hakikat şu ki, ilk ayaklanan ve bu zulme karşı duranlar Müslüman dahi olmayan insanlardı. Gel gör ki, 3 yıl sonra Aralık 2004’te Birleşik Krallık Parlementosu muhakemesiz/duruşmasız gözaltının illegal ve orantısız güç kullanma olduğuna hükmetti. Sonra birdenbire her yerden Müslümanlar çıkagelip bu muzafferane davayı açıkça destekledi. Bu Müslümanların niyetlerini ve neden desteklerinin en lazım olduğu zamanlarda sessiz kaldıklarını sorgulamak uygun ve İslami değilse de onların bu dava popüler, trend değilken, onaylanmayan bir mesele iken de bu davayı sahiplenen Müslümanlar ile aynı safta olmadıklarını söylemek tamamen doğru bir değerlendirmedir. Aynı şey Guantanamo tutuklularına da oldu. Guantanamo’dan gelen ilk görüntüler 2002’nin başlarındaydı; buraya sürgün edilmiş başlarına torba geçirilmiş, zincirlenmiş, tüm duyularından mahrum bırakılmış, yalın ayak Müslümanlar. ABD askerlerinin Kur’an mushaflarını nasıl tuvaletlere attığını, Amerikan kadın sorgucuların hayız kanlarını nasıl Müslümanların yüzlerine sürdüklerinin raporları gelmeye başladığında da hala Müslümanların çoğu kulakları sağır edecek cinsten bir sessizlik içindeydi taa ki 2004 Mart ayında 5 Britanyalının Guantanamo’dan evlerine dönmekte olduğu haberi gelene dek. Oradakilerin zulmü biter bitmez birden bire dört bir yandan destek beyanatları gelmeye başladı. Maalesef ki, bu durum gerçeğin birebir yansıtıyor. Aşırı, bağnaz ya da geri kafalı vs diye adlandırılmaktan korktuğumuz için onları desteklemedik, o halde bu mesele zafer kazanmış, popüler ve meşhurken desteklemenin mantığı ne?

Allahu Teala öyle muazzam kapılar açar ki biz kendi davamızı dahi sahiplenmiyorken Allah biz istesek de istemesek de bizi davalarımızın ardında durmaya zorlar. Birkaç gün önce, “A” olarak bilinen Cizreli bir tutuklu 3.5 senesini hiçbir suç ve duruşma olmadan Wood Hill cezaevinde geçirdikten sonra serbest bırakıldı. Bırakılmadan hemen önce ona: “Kardeşim seni tekrar görebilecek miyim bilmiyorum o yüzden de bu fırsatı kaçırmak istemiyorum hakkını helal et. ” dedim.

Bana “Neden helallik istiyorsun?” diye sordu. Ona : “3 yıl önce TV’den senin ve birkaç kişinin daha yakalanarak duruşma olmadan haksız yere tutuklandığınızı gördüm ama bir şey yapmadım çünkü umursamadım. Şimdi ben hapisteyim ve sen eve gidiyorsun ve sonra benim için hiçbir şey yapmayan Müslümanlar hapsedilecek ve ben eve gideceğim sonra onlar için hiçbir şey yapmayanlar tutuklanacak sonra diğerleri gidecek ve bu böyle devam edecek.” Bunları söyledikten sonra ona sarıldım. Birkaç gün sonra o evine gitti ancak ben hala cezaevindeydim.

Evet, muhterem kardeşlerim hadi bu nasihate kulak verelim ve bir şeyler yapalım, Rasulullah (sas)’in sözünü hatırlayalım:

“Mahkumu esaretten kurtarın”

Tercüme : @Damascus_24 /Video: Muhammed İsra

Ümmet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir