Şeyh Said Ebu Saad:”İstişhadi Eylemlerle İlgili Hakikatler ve Yalanlar Üzerine”

Bir insanı, Allah yolunda kendisini kurban etmeye sevk eden şey nedir? Bunu yapması için birisine ne gibi bir etki uygulanmalıdır? Kendi varlığını düşmanla birlikte sonlandıracak birisinin zihninde neler dolaşır? Bu insanların hepsi de aynı psikolojik özellikleri mi paylaşıyorlar?

Bunun olmasını engelleyecek bir yol var mıdır? Kendini feda etmek sadece bir intihar olarak değerlendirilebilir mi? İstişhadi eylem yapanların cihaddan ve takip edilmekten korktukları ve başka bir yol bulamadıklarından dolayı bunu yaptıkları söylenebilir mi?

Bu tip soruların çoğu cevaplandırılabilir ve hepsi de şu temel noktaya getirilir: “Bunu neden yapıyorlar?” Bu soru kafirleri korkutmakta ve insan aklını hayrete düşürmektedir. Cevap basittir fakat İslam düşmanlarının hastalıklı zihinleri bunu kavrayamamaktadır.

Kafkasya’da istişhadi amellerin başlamasının ardından analistler bir taraftan saçlarını-başlarını yolarlarken diğer yandan bu anti-sosyal intihar eylemlerinin kökenini ve tabiatını kavramaya çalışıyorlardı.

Güvenlik analistleri bir ölüye saplanıp kaldılar ve aptalca bir iddia ile şehidlerin uyuşturucu hap kullandıkları ve hipnotize edildiklerini uydurdular. Bu kolay mazeret oldukça yaygın bir biçimde benimsendi ve doğru dürüst de sorgulanmadı. Yevkurov(İnguş işbirlikçilerin elebaşı) ve Kadirov(Çeçen kuklaların elebaşı), başka hiçbir görüş ve açıklamaya izin vermeden şehidlerin ilaçla uyuşturulmuş zombiler olduklarını söylemeye başladı.

Onların inatları, uyuşturulmuş zombilerin değil de kendi kararlarını soğukkanlılıkla ve birçok istişareden sonra alan dengeli ve makul insanların kendilerine mukavemet ettiğini kabul edememelerinden dolayı iyice kökleşti.

Gazeteciler de kendi görevlerini yaptılar ve saçma sapan bazı analizler yayımladılar. Fakat onlar da uygun bir cevap bulmada başarısız oldular.

Bu konu hakkında internette yaptığım araştırmalar sonucu bir tane bile doğru düzgün yazı bulmayı başaramadım. Kendini yetenekli farz eden birçok zeka gördüm ancak onların da içlerinde bulundukları küfürlerinden dolayı gözleri kapanmıştı. Kimse kendini kurban etmenin nedenine dair basit bir soruya cevap veremiyordu ve herkes bir dairenin etrafında dönüyor gibi görünüyor ve nihai olarak hiçbir şey başaramıyordu.

Böylece dinlemek isteyen ve bu fenomenin tabiatını anlayabilecek kapasitede olanlara bizzat kendi tecrübelerimden faydalanarak bu meseleyi anlatmaya karar verdim.  Bu yolda nihai amelleri  için gidenlerin pek çoğunu gördüm ve onları motive edenin ne olduğunu iyi biliyorum. Burada bu operasyonların şer’i değerlendirme ölçülerini vermeyeceğim. İslam alimleri tarafından bu konuya ilişkin birçok kitap yazılmıştır. Böyle bir değerlendirme, aşağıdaki mütealaya hafifçe dokunan ayrı bir konudur.

1.Tarihi Bağlamda Feda

Açık sözlü olmak gerekirse beni oturup bu makaleyi yazmaya iten şey, sırf budala bir gazeteci tarafından kendini haklı göstermek için kaleme alınan bir yazıydı.

Kitle medyası analistlerinin aleni sersemliklerinden dolayı afallamıştım. Kimisi uyuşturucu ve hipnoz etkisini uyduruyor; kimisi de cihadın zorluklarıyla alakalı mantıksız şeyler üzerinde duruyordu. Genel mukayeseler, diğer dinlere ve denemelere dayandırılıyordu ve asıl sebebi tanımlamakta başarısız oluyordu.

Ben de sık sık “Vehhabizm” ideolojisinin beyni olmakla suçlandığım için bu notların sadece Müslümanlar için değil medya tarafından beyni yıkanmamış olan diğerleri için de faydalı olacağını düşünüyorum.

Gençlik günlerimde Lev Gumilyov(meşhur bir Rus tarihçisi)’un derslerini okurken, tarihe sistematik yaklaşımları kolaylaştırmak için tanıttığı “tutku”konseptine geçmiştim. Böyle farklı yaklaşımlar da var(Tonybee, Vico,Spengler ve ibni Haldun’a ait olan) fakat bizim amacımız olan duygusallık konsepti benim en ilginç bulduklarımdan birisi. Çünkü etnik grupların ortaya çıkışı da bu fenomenle direk alakalı.

Tutku, bir millet ya da etnik gruptaki isteğin genel enerjisini büyük başarılar elde etme adına asıl hedefe ulaşmaya yöneltir. Bu, Gumilyov tarafından etnik grupların yükselmeleri ve düşüşleri için bir neden olarak var sayılıyordu.

Yazımızdaki mesele bu tutkunun doruk noktasıdır, ki Gumilyov bunu P-6 olarak sınıflandırır, kişinin kendini kurban etme isteğidir. Kişi, bir amaç uğruna hayatını vermektir. Sabit görüşler, Gumilyov’un haklı olduğunu onaylayacaktır. Bir ideal adına kurban olma isteği, tüm milletleri ve ülkeleri meydana getirmiştir.

Gerçekten de hilafetin temeli, Allah’ın adı için ölmek doğal bir seçim iken sağlamlaşmış ve Allah’ın kulları tek başlarına Bizans ve İran’ın güçlü ordularına karşı durmuşlardı. Aksine Müslümanlar lükse alışıp Allah yolunda ölmek sadece bir intihar gibi görülmeye başlandığında tutku seviyesi de düşmüştür.

Şunu da belirtelim ki; Gumilyov’un diğer bazı açıklamaları, dar görüşlü ve oldukça saçmadır. O’nun İslam ve Peygamber(s.a.s.) hakkındaki düşünceleri hiçbir zaman kabul edilemez. Fakat O’nun bu tutku zirvesinin, kendisi olmaksızın hiç bir milletin var olamayacağı kendini feda etmek olduğu görüşüne tamamen katılıyorum.

Bununla birlikte kendini feda etmenin işgal edilmiş ülkelerdeki milliyetçi akımlardan ziyade daha çok dinlerin takipçilerinin karakteristik özelliği olduğunu görmemezlikten gelemeyiz. Dünyanın tüm dinlerinde, özellikle İslam ve Hıristiyanlıkta bu özellik oldukça belirgindir.

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde, İmparator Trajan bu dini ortadan kaldırmaya karar verdiği zaman bir kanun yayımladı. Buna göre, gönüllü olarak gelip suçunu kabul eden Hıristiyanlar idam edilebileceklerdi. Fakat Trajan sonunda, şehid olmaya aday olan Hıristiyanların sayısı beklenmedik derecede fazla olduğu için bu kanunu iptal etmek zorunda kaldı.

Bu durum Allah’ın kelimeleri henüz çarpıtılmamışken, iman geliştiği müddetçe aynı noktadan kaynaklandı. Trajan’ın reformlarından sonra şehadet, bir kitlesel fenomen olmuşken Hıristiyanların kitlesel kıyımı başlamadan evvel çok yaygın değildir. İlk başlarda onlar, basit bir şekilde mezarlıklarda mülteci olarak barınıyorlardı. Bu, Roma Hukuku’na karşı suçluları orada yakalamak ve infaz etmek içindi.

Bu dönem, Teban Lejyonu Efsanesi’nin meydana gelmesinden hemen sonraydı. (Bu, diğer Hıristiyanlarla savaşmayı reddeden ve yok edilen bir lejyonun hikayesidir.) On askerden bir tanesi infaz ediliyordu.

Bu infazlar defalarca tekrar etti fakat askerler, kimse kalmayıncaya kadar savaşmayı reddediyorlardı. Tabi ki bunlarda bir miktar efsane olabileceğini kabul ediyorum fakat bu, Hıristiyanların (yukarıda verilen bilgiler ışığında) zamanla Roma İmparatorluğu’nu ele geçirmeleri gerçeğine uygundur.

İslam’da kendini feda etme, Peygamber(a.s.m.)’in ashabı arasından Bera ve Ebu Dücane’nin Yemame Savaşı’nda, Akrabe’de kendilerini mutlak ölüme atmalarıyla başladı. Seleme bin Ekva’ya göre; bunun temelini Rasulullah(s.a.s.), Hudeybiye’deki ağacın altında ölüm yemini ettirerek attı. Ondan beridir savaş meydanlarında binlerce şehidin kaybı sıradan bir şey haline geldi ve ölüm yemini, neredeyse her çarpışmada tekrarlanır oldu.

Şu da bir gerçektir ki; kendini feda nosyonu, bazı mezheplerde modernizm ve paganizm tarafından sulandırıldı. Bunu sapkın yorumlar arasındaki İsmaililerde görürüz. Bir sonraki imam olan İsmail bin Cafer’in destekçileri, bir yenilgiye uğrayarak bölünmeye başlamışlardı. Bundan kısa bir süre sonra, İslam dünyasının diğer bölümüyle kavgaya tutuştular ve Ağa Han tarafından yönetilen Kürdistan’ın zapt edilemeyen yüksek dağlarındaki kalelerine kilitlendiler.

Bir süre evvel Kahire’nin en eski mahallelerinden birinde imam tarafından işgal edilen, üç taraftan güçlü ağaç korunaklarla tutturulmuş yeri gördüğüm zaman çok şaşırmıştım. Gerekçe oldukça basitti: Moğolların henüz bir devlet kurmadığı günlerde İslam ümmeti, bir başka düşman-Haşhaşi suikastçılar tarafından terörize ediliyordu. İsmaililer, taşlaşmış “Haşhaşi” ajanlarını zehirli hançerlerle teçhiz edip dini liderleri ve İslam ulemasını öldürmek için yolluyorlardı. Fakat sahih fedadan farklı olarak bu İslam’dan sapmış inanç, Kuran ve sünnet dışında başka şeyler icap ettiriyordu. Bunun ustaları, haşhaşla uyuşturuluyor sonra da Ağa Han’ın içinde şarap çeşmeleri ve haremleri olan kalesine gönderiliyordu. Geleceğin fedailerine orada, her şeyden zevk alma imkanı veriliyor ve sonra da realiteye geri gönderiliyorlardı.

Sonra onlara, kendilerinin cennete gittikleri ve geri dönüşlerini sağlamlaştırmak için sonraki emirleri dikkatle yerine getirmeleri gerektiği söyleniyordu. İsmaili terörünün dalgası İslam alemini öylesine bir derecede kapladı ki, bir intiharlı suikast girişimi de Haçlıları mağlup eden Yusuf bin Eyyüb Selahaddin’e karşı düzenlendi.

Allah yolunda en büyük feda olan kendini feda eyleminin bu saptırılışı böylesine devam edemedi ve XIII.yüzyılın ortalarında, Haşhaşilerin son kalesi de ironik bir şekilde İsmaili ve Haşhaşilerin pislik masallarına son veren müşrik Moğollar tarafından düşürüldü.

Benim için şu açıktır ki; bugünün kafirleri, kendini fedanın gerçek nedenini ve kökenini anlamakta başarısız olmuşlardır. Onlar aynı derin cahilliklerini gösterdiler ve Haşhaşilerin hikayesini yeninden keşfettiler.

Onlar yalancıdırlar. Çünkü Dokko Umarov’un, dağlarda nimetlerle dolu bahçeleri yok. Ve mücahidlerden hiç kimse, belki de Haşhaşileri duymamışlardır bile. Fakat küfür, imandan daha basittir ve argümana gerek duymaz. Ve böylece kafirler, narkotik ve psiko-aktif haplar hakkında konuşmaya başladılar. Onların fikirlerine göre dipsiz kuyudan çıkan zombi kalabalıkları, patlayıcı kemerlerini takıp yavaş yavaş yürüyerek “kolluk gücü” memurlarına gidiyorlar. İnşallah biz, onların bu hastalıklı bakış noktalarını yıkacağız.

Bu konuyu burada bitirmek kafi gelecektir. Temel tarihi bağlamda kendini feda fenomenine bakarak bunun, sevdanın zirveye ulaşan bir ışığı ve Kafkasya Emirliğimizin kuruluşuna götüren bir tutku olduğunu görebiliriz.

Şimdilik burada duracağız. P-6(feda isteği) parametresindeki yükselişin sonucu olarak meydana gelen milletlerin ve ülkelerin tarihi örneklerini daha fazla anlatmayacağım. Bu, başka bir yazıda başka bir hikaye olacaktır.

2.İstişhad ve Onun Kökeni Hakkındaki Efsaneler

Eğer kafirlerin insanları amel-i istişadi(şehadet eylemi)ye zorlayan sebeplerle ilgili yazdıklarına göz atarsak, belli başlı birkaç temel versiyon tespit ederiz. Şimdi bunlardan en ciddilerini ele alalım. Her ne kadar bu, çıkmaz sokaktan horoz seçmekle eş anlamlı olsa da…

İntihar bombacılarının menşeine ilişkin belli başlı teoriler şunlardır:

*İntihar Bombacıları Hipnotize Ediliyor

Bu açıklama, hipnozun gerçek ve insanların mutlak fraksiyonu olduğunu düşünenler tarafından destekleniyor. Hipnozun etkileri hakkında TV programları izledik ve hipnotize edilen insanların neler yapabildiğini gördük. Fakat burada çok önemli bir engel var: kimse şunu kanıtlayamaz ki; birisini böyle normal davranarak ve hiçbir şüphe çekmeden bu derecede hipnotize ederek O’na patlayıcı kemer giydirip belirlenmiş saldırı mahalline kadar seyahat ettirmek ve oraya vardıktan sonra da pimi çektirmek mümkün değildir.

Birkaç yıl evvel İsrail’de Filistin İntifadası esnasında intihar bombacılarının baş göstermesinden sonra hem CIA hem de MOSSAD tarafından bir gizli servisler toplantısı düzenlenmişti.

Eğer hafızalarımız çalışırsa bu intifada süresince en az 50 kişi, işgalcilere önemli zayiatlar verdirerek kendini İsrail topraklarında havaya uçurdu.

Bu fenomenin asıl özü iki istişhad eyleminden sağ kurtulan bir Siyonist tarafından medyaya verilen bir röportajda oldukça güzel bir biçimde tasvir edildi. Gazeteciler O’nun nasıl hayatta kalmayı başardığını merak ediyorlardı. Fakat bu gizli servislerin liderlerinin istişhada karşı savunma yolları üzerine bir çok müzakereden son ulaştıkları nihai karara göre oldukça yüzeyseldi. Peki bu neydi?

Onların müşterek kararı, o yıl bir çoklarını korkuttu. Görünüşe bakılırsa kimse, istişhad için giden intihar bombacılarına karşı kendilerini korumak için verimli bir yol düşünemedi.

Birisi bomba hazırlayan bir teröristi keşfetmek için gizli kamera kullanabilir fakat düşmanıyla beraber kendisini havaya uçurmaya karar veren bir kişiyi durdurmak ihtimali yoktur.

Neden bu olgu, CIA ve MOSSAD gibi en güçlü gizli servisler için dahi imkansız görünüyor? Çok basit: onlar bu operasyonların soğuk kanlı ve sağlam zekalı kişiler tarafından gerçekleştirildiğini çok iyi biliyorlar. Boş bakışlar veya haptan dolayı büyümüş gözbebekleri yok. Hipnotize edilmiş zombilerin sersem bakışları yok. Görünüşte bir intihar bombacısının niyetini ele veren hiçbir şey yok.

Gerçekten ben, hipnotize edilecek(!) mücahidlerin seçilme sürecini görmeyi çok isterdim! “Patlayıcı kemerinizin pimini çekmek için hipnotize edilmek ister miydiniz?!” Birisi bunu başarsa bile bunu görerek hipnozcuyu en iyi ihtimalle öldürecek olan cemaatteki diğerlerinden nasıl saklayacaksınız?

Bu zamanda gazetecilerin marazi hayalleri, ormanın ortasında dünya çapındaki gizli servisler için çalışan ve istişhad için uygun malzemeler toplayan hipnozcuları tasvir ediyor. Onlar basit bir hakikati anlamıyorlar. Mücahidlerin bu ordusu, Allah yolunda savaşmak için gönüllü olarak gelmiştir. Onlara para ödenmiyor. Onlar bu cihadda gizli servisler tarafından oynanan herhangi bir entrika görürlerse derhal liderlerini terk edeceklerdir.

Bu hipnoz versiyonunun bütün savunucularına soracağım: Kafirlerin Vedeno’daki Güney Tugayı’nın elebaşlarını havaya uçurmak için bir hava bombası kullanan iki kardeş hipnotize mi edilmişti? Onların yaptığı son açıklamanın video kaydı, tüm internette dolaştı ve ne bir psikiyatr ne de bir hipnozcu, hiçbir müşterisinde onların davranışlarını görmemiştir. Yine Harun olarak tanınan Bislan Chagiev, ki zorlu bir gençlik yaşamış, olgun bir adamdı, istişhadi eyleme 43 yaşında ve sağlam bir zihinle gitti. O’nun son hitabını yaptığı videoda bunu net bir şekilde görebiliriz.

Peki ya istişhadi eyleme giden Irak Mücahidleri… Her birinin son konuşmalarına internet üzerinde ulaşılabiliyor. Onlar da mı zombileştirilmişler? Tabi ki hiçbir cevap alamıyoruz. Halbuki cevap çok net. Fakat bu ahmakça söylentiler, birçoğunun basit bir gerekçe nedeniyle herhangi bir mesaj bırakmamasından kaynaklanıyor: kafirlerin boyunduruğu altında yaşayan akrabalarını, intikam tehlikesine atmaktan kaçınmak için…

*İstişhadın İtici Gücü Olarak Uyuşturucu:

Bir süre önce,1837’de İngiltere Çin’e neredeyse Çin’in multi milyon nüfuslu halkını kuşatacak şekilde rekor miktarda(3200 ton) haşhaş göndermişti. Bu, İngiliz ekonomisi için sadece karlı bir iş değil aynı zamanda işgal edilen toprakları kontrol altında tutmak için de iyi bir yoldu. Donuklaşmış Çinliler, koloniciler için bir tehdit oluşturmuyorlardı ve böylece bu kötü alışkanlık(!) kökünden sökülüp atılmıştı!

İşgalcilerin yüzyıllar boyunca kullandıkları yol bu şekildeydi. İşgal edilmiş bir bölgenin toplumunu uyuşturucu ile aşağılamak işgalden bile daha verimli oluyordu. Biz biliyoruz ki Çeçenistan ve İnguşetya’da uyuşturucu ticareti, Allah’ın dinine karşı bu topraklarda açılan savaş ile birlikte baş göstermiştir. İstilacı Rus askerleri, tıpkı önceki Afganistan kampanyasında alıştıkları gibi buraya da uyuşturucu maddeleri getirdiler.

Kafirler bugünlerde mücahidlerin yaralıların anestezisi için kullanılan morfinlerden dahi olsa kullandığına dair herhangi bir delil dahi bulsalar çok mutlu olacaklar. Hatırladığım kadarıyla tüm bir güney batı cephesinde, oldukça ciddi yaralılar için bile bazen kullanılamayan birkaç küçük şişe anestezi ilacımız vardı.

Böylece bu versiyon da öncekiyle aynı engele takılıyor. Eğitilmiş bağımlılar ve esrarkeşlerin ağızlarından damlayan salyalar yok.

Tüm durumlarda uygun şekilde davranan insanlarımız var ve hainlerin topluluklarına öylesine yaklaşıyorlar ki; “kolluk gücü” memurları, her hangi bir garip davranışı mutlaka fark ederler. Böylece hiçbir şey, bu narkotik versiyonunu desteklemiyor. Mücahit üslerinde ne bir sallantı ne de bir uyuşturucu şişeleri var. Ve ne de yeni başlayanlar için bir hipnoz rehberi!

Bu gerekçe elbette çok basit: Eğer böyle bir gerçek var olsaydı, kafirler bir mücahidi intihar bombacısı haline getiren bu harikulade ilacın adını söylemek zorunda kalacaklardı. Ve pskioterapik ilaçların üreticileri bile böylesine mucizevi hapları bilmedikleri için mücahidlerden herhangi birini yakalamak daha zor olurdu.

İntihar Eylemcileri, Militanların Cihadın Zorluklarından Yorulan Umutsuz Bölümüdür:

Bu, gerçekten su götürür yegane versiyondur fakat bazı nedenlerden dolayı kafirler bunu fazla kullanmamaktadırlar. Buna rağmen Kadirov’un, mücahidlerin sonunun gelmek üzere olduğuna dair iyimser palavralarında bunu görüyoruz. “Onların yiyecekleri yok ve ormandaki umutsuz durumlarının verdiği bezginlikle istişhadi eylem yapıyorlar” şeklinde zırvalıyor.

Aynı şey düzenli aralıklarla polis şeflerinin yok edilmesinin “onların ormandaki yenilgilerinin” bir rövanşı olduğunu söyleyerek bilgeliğini(!) açığa vuran Yevkurov tarafından da ifade ediliyor. Bu eylem güya ormandaki düşük yaşam standardı, hastalıklar ve yakalanma korkusu nedeniyle yapılıyormuş.

Yani istişhadın sebebi olarak birçok yetersiz teoriye sahibiz. Fakat gelin hakikatin balyozunu alalım ve geçmiş ve mevcut propaganda ajanları tarafından hayal edilen bu efsaneleri darmadağın edelim.

Bazı mücahidlerin yakalanma korkusuyla istişhadi eyleme gittiği doğrudur fakat bu, kendi hayatlarını kurban etme kararları için yeterli bir sebep değildir. Eğer bedenleri ve ruhları için cihadın zorluklarını çok fazla hissetselerdi kolaylıkla Avrupa’ya uçabilirlerdi. İntihar gibi radikal bir çözüme ihtiyaçları olmazdı.

Birçok mücahidin kendirine karşı yöneltilen bu yakalanma korkusuna da sahip olmadıklarını dikkate alırsak bu versiyon da komple suya düşer. Kadirov’u tiyatronun yanında havaya uçurmaya çalışan kardeşimiz, Ekim ayında kendini patlatan kardeşimiz ve diğer birçokları gibi…

Burada hayatları boyunca hainleri hiçbir zaman umursamayarak amel-i istişhadiye giden kardeşlerimizin hepsinin ismini anmıyorum.Ve de onların sayısız operasyonlarını listelemiyorum. Hepimiz biliyoruz ki kafirler, bu sene(2009) yeryüzünde Allah’ın rızasını elde etmek için hayatlarını veren mücahidlerin birçoğunu tespit edemediler. Onların çoğu da ormanlardaki kirli, dağınık ve açlık çeken gruplara gelmedi. Onlar eşlerini ve çocuklarını terk ederek Allah’a kulluk etmek için sıcak yataklarını terk ettiler. Onlar, “Riyazü’s Salihin Birliği”nin saflarına kabul edilmek için en çok ısrarcı olanlardı. Ve en komplike operasyonları düzenleyenler de onlardı.

Öyle görünüyor ki bu versiyonlar, kafirlerin kendi fabrikasyonlarında, kirli kağıtlarında ve resmi bildirilerinde olmasını istedikleri şeylerdir. Bu versiyonların hiçbirisi de zerre kadar değer taşımıyor ve onların bu iddiaları her makul insana saçma geliyor.

Tabiî ki bu konu üzerinde yazmaya başladığım zaman kendi yardımımla hazırlanan operasyonlardaki gözlemlerimi anlatmaktan kaçınamıyorum.

Edebi klasikleri okurken sık sık idam edilmeyi bekleyen insanların davranışlarını anlatan çalışmalara rastlardım. Hepsinde ortak bir özellik vardı: İdama mahkum olan birisi, hayatının son anlarında öyle büyük bir korku hissederdi ki, soğuk bir odada bile terden sırılsıklam olurdu.

Yıllar evvel ABD’de gerçekleştirilen bazı idamları gösteren bir video izlemiş ve edebi klasiklerin haklı olduğunu fark etmiştim. İdam edilen insanlar öylesine terliyorlardı ki onların elbiselerini sıkarak bir dere yapabilirdiniz.

Daha sonra ilk kez patlayıcı yüklü aracın içinde bir adam gördüğümde de buna benzer bir efekt görmeyi umuyordum. Evet, bir sürü zor işimiz vardı ve her birini de iyi biliyorduk fakat yine de… Bu operasyondan evvel birkaç gün beraber geçirdik ve ben tüm bu zaman zarfında O’nun gerçekten neler hissettiğini anlamaya çalıştım.

O’nun Allah ile buluşmaya gittiği için sükunetten başka hiçbir şey hissetmediğini gördüğüm için çok mutluydum. Ve bir mümin ile bir kafir arasında ölüm anındaki derin farkı da anladım. Kardeşim, Yevkurov’a gitmek için aracına binerken de her zamanki gibi sakindi ve kararlı bakışları zihninin selim olduğunu kanıtlıyordu.

Ürperti yoktu, titreyen ayaklar yoktu, kuruyan bir ağız yoktu, solgun bir yüz yoktu, ter yoktu. O, arabaya girmek üzereyken birbirimize sarıldık ve ahrette mutlaka görüşmek için dua ettik. Gözlerine baktım ve korkudan eser görmedim. Sanki O, varlığı kesin olan bir başka ülkeye gidiyormuşçasına bir sonraki buluşmamızın çok yakın olduğuna dair bir güven vardı.

Ve bugün bizler nasıl ABD’nin var olduğundan emin isek, O da Allah ile buluşmasının yakın olduğundan emindi ve kurtuluş ümit ediyordu.

Daha sonraları bu yolda giden ve Allah’ın hakiki yolu için canlarını kurban eden kardeşlerden birçoğunu gördüm. Açıkça söyleyeyim ki; onların davranış ve motivasyonlarının ikincil detayları bazen farklı oldu. Bazıları operasyona endişe ile gitti. Bunların sebebi, sadece kendilerinin bildikleri ve itiraf ettikleri günahları ve hesap gününün korkusuydu. Diğerleriyse bir anlık el hareketi yapma anı için korkmadan sanki bir yürüyüşteymiş gibi gittiler.

Kardeşimiz Ammar’ın bir yerel polis karakolunun bahçesine doğru dalacak olan taksinin içinde keskin bir dönüş yapabilme yeteneği hakkında endişelenmesini ve orada operasyondan evvel yaptığımız keşif yürüyüşlerini hatırlıyorum. Bazıları Allah’ın rızası için istişhada gitti, kimisi de günahlarına kefaret olması için. Kimse onların motivasyonlarının özdeş olduğunu söyleyemez fakat asıl ortak özellik elbette vardır.

Bana bu ortak özelliğin ne olduğunu sorarsanız derim ki; bu, Allah’ın hak yolunda ölmek için sağlam niyettir. Onların gözlerinde ölme arzusundan başka hiçbir şey görmedim. Onlar bu dünyanın ötesinde yaşıyorlardı. Bu, beni “ideolog” olmakla ve benim vaazlarımın intihar saldırılarını etkilediğini iddia eden kafirlerin asla anlayamayacakları bir şeydir.

Şu basit gerçeği anlayın: istişhada giden herkes, kendi kararını kendisi vermiştir. Ne benim vaazlarımla beyinleri yıkanmıştır ne de bir başkası tarafından manipüle edilmişlerdir. Ve de bu derecede hipnotize edilen kimse olamaz. Birisi saatlerce istişhad hakkında konuşabilir fakat Allah bu kişiyi güç ve kararlılığa eriştirene kadar O, butona basamayacaktır.

Eğer bizler geçici bir istek üretme gücüne sahip olabilseydik bile bu da devam etmezdi. Bu karar, Allah(s.v.t.) ile buluşmayı arzulayan ruhun derinliklerinden geliyor. Bugün amel-i istişhadi düzenlemeye gelenler, kendi kararlarını kendileri veren kimselerdir. Tabiî ki İslam alimlerinin davetlerinden etkilendiklerine katılıyorum fakat son karar yine kişiye kalıyor.

Bu, basit görünebilir: Bir anlık patlatma için düğmeye bas. Spirali parlayacak ve cıvaya ateş püskürtecek. Detonasyon atışı veya hızlı yanma dalgası, ağır gaz sesi bırakarak bomba atarı patlatacak olan aktivatörü hareket ettirecek ve patlatıcı dalgayı birkaç kg.’lik C4’e iletecek. Şarapnel parçaları Allah’ın düşmanlarına ulaştığında siz de bir iğne batması hissederek bu ölümlü dünyayı terk etmiş olacaksınız. Basit fakat Allah dayanıklılık vermedikçe kimse bunu yapmaya muktedir değil.

Kafirlere söz veriyorum ki; hayatta olduğum müddetçe “Riyadüs Salihin”in ve amel-i istişhadi düzenleyen mücahidlerin saflarının genişlemesi için mümkün olan her şeyi yapacağım.

Ummet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir