Sultanların Alimleri Hakkında

Bu terim, sahabe döneminden, o seçkin asırdan beri vardır fakat birçoğu, “Sultanların alimleri” (şeriat ilimlerine sahip olup da fetvalarını yöneticilerin hevalarına uygun bir şekilde verenler)  ile ilgili olarak, hakkı gizleme ve onu çarpıtmanın tehlikesine ilişkin uyarıları es geçmişlerdir. Bunlar cürümlerini ve hatta küfürlerini örterek idarecilere meşrulaştırıcı sebepler sunarlar. Böylece Rasulullah(s.a.s.)’ın şu sözüne muhatap olurlar:

“Kim ki sultana yaklaşırsa fitneye düşer.”(Ebu Davud)

Bu terimi neden mevcut bazı grupların pratiklerine uygulamayalım? Toplum vaizlerinden, saray ulemasının sebep olduğu tehlikeleri ancak güç bela duyuyor ve eğer insanları, bu tiran yönetimlere karşı uyaran bir alim varsa o, yöneticilerle mücadele hususunda selefin metoduyla çatışmakla suçlanır.Onların insan ürünü yasaların küfür olduğunu işitmelerine rağmen, özellikle mürcie akidesi üzerinde iseler, bu hakikati anlamamaları ve bu yasaları haklı çıkarmaya çalışmaları çok üzücüdür.

Onlardan bazıları, bu konu ile ilgili olarak Ehli Sünnet’in görüşlerini kabul ediyor. Yine de bu, onların aralarında uyuşmazlığa neden oluyor. İş oraya varıyor ki; bir muayyen yönetici hakkındaki meşru hükmü işittikleri zaman sanki bundan dolayı İslam yok oluyormuşçasına öfkeden patlıyorlar. Peki bu yöneticiler, İslam’ın sınırlarını ihlal ederlerken neden böyle öfkelenmiyordunuz? Bu size ulaştı mı ve doğru yola çıktınız mı? Zamanımızda yönetim ulemasından olmamak mümkün değil mi? Selefin yöntemi bu mudur? Sessizlik ve insanları bu alimlere karşı uyarmamak mı? Bütün samimi öğrenciler, cevabı bilir: Bu devir, böylesi alimlerle doludur ve selefin yolu ise onlara karşı insanları uyarmaktır!

Onların sözlerinden bazılarına göz atalım:

1)      İmam Zehebi, Süfyan es-Sevir(r.a.)’nin şöyle söylediğini naklediyor:

“Bir alimi sultanın kapısında görürsen bil ki O, hırsızdır ve eğer zengini ziyaret ediyorsa o zaman bil ki münafıktır. Aldatılmaktan sakın! Sana, sultana yakın olarak haksızlığı önleyeceğin ve ezilmişleri koruyacağın söylenebilir. Fakat gerçekte bu, pek çok ilim ehlinin aldandığı bir şeytan hilesidir.” (El Kavl En Nefis fi Atahsir min Kaadiat İblis, sf.30)

2)      Süfyan bin Abbad şöyle diyor:

“Krallara yaklaşmaktan ve herhangi bir konuda onlarla birlikte olmaktan sakın! Yine aracılık edeceğine ve ezilmişleri koruyacağına yahut zulmü önleyeceğine dair hilelerden de sakın! Çünkü bu, bazı sefih alimlerin içine düştüğü İblis’in bir hilesidir.

Allah’ın adı için soruyorum; Süfyan(r.a.) bugün hayatta olsaydı, Müslümanların Afganistan’ı işgal eden ABD ordusunda yer alabileceklerini söyleyen şu alimler(!) için ne söylerdi? Ya da şu 11 Eylül’de ölenlerin masum olduklarını söyleyen, hatta onlar için bağışlanma dileyenler için? O ve selefin diğer alimleri, sessizce duran ve bugün cihadın farz-ı ayn olduğuna dair fetva vermeyen bu alimler için ne derlerdi?

Peki ya İslam topraklarında kurulmuş, Müslümanlara karşı operasyonların yürütüldüğü Amerikan askeri üsleri hakkında ne derlerdi? Ya da Arap limanlarından ve denizlerinden geçen Amerikan savaş gemileri hakkında? Ve Arap yöneticileri tarafından istihbarat, yiyecek ve yakıt desteği alan, hatta bu yöneticilerin, mücahidlerin kendileriyle savaşmasını dahi engelledikleri Amerikalılar tarafından katledilen milyonlarca Müslümanı görselerdi ne derlerdi?

Öyleyse selef bunlara kafir hükmü vermez miydi? Mücahidleri öldürmeleri ve aşağılamaları için fetva verirler miydi? Bu yöneticilerin yanında mı yer alırlardı?

Süfyan(r.a.), şeriatla hükmeden ve kafirlerin diyarlarını zapt etmek için ordu gönderen yöneticilerin kusurlarını eleştirdi. O, bunu öyle bir boyutta yaptı ki onlardan gizlice Mekke’ye, bir rivayete göre Yemen’e hicret etmek zorunda kaldı. Daha sonra ömrünün sonuna kadar ravilere gizli şekilde ilim öğretti. Bu yüzden O’nun cenazesi, yerel halk için büyük sürpriz oldu.

O ki İmam Ahmed bin Hanbel’in kendisinden şöyle bahsettiği Süfyan es-Sevri’dir:

“Biliyor musunuz imam kimdir? İmam, Süfyan es-Sevri’dir ve kalbimde kimse O’nun yerini alamaz!”

Şunu söyleyen de Süfyan(r.a.)’dır:

“Gerçekten de hakkında konuşmam gereken bazı şeyler görüyorum fakat kan  akmaması için konuşmuyorum.”

Süfyan ve büyük İslam ulemasından olan emsalleri bugünleri yaşasalardı nasıl olurlardı? Arap tiranlarının işbirliğiyle Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından işgal edilen İslam beldelerini görselerdi bu yöneticiler için ne derlerdi?

Sevgili kardeşim, bugün maalesef saygıdeğer addedilen bazı alimlerden işte böyle onur kırıcı fetvalar işitiyoruz. Onlar Süfyan(r.a.)’ın zamanında yaşasalardı Müslümanlar tarafından “Sultan alimleri” olarak etiketlenirlerdi. Bu nedenle El Kaide, bu terimi yeniden canlandırmada diğerlerinden önce davrandı. Muhalifler, “El Kaide, alimlere iftira atıyor!” diyebilirler. Biz de deriz ki; “Allah’tan korkun! Hakiki alimler, mücahidler tarafından saygı görür fakat sulta alimlerinin mücahidlerin gözünde hiçbir otoriteleri yoktur. Amerikalıları razı etmek için konuşan ve mücahidleri yoldan çıkmış bir fırka olan Haricilerden olmakla suçlayanlara saygı gösterme gereği duymamaktayız. Samimi alimlerden de kimi zaman hataen mücahidleri inciten ve düşmanlarını sevindiren bazı kelimeler duysak dahi onlar için “Sultan alimleri” tabirini kullanmayız. Yalnızca hata ettiklerini düşünürüz.

Bu terimi (sultan alimleri) ihya etmek gereklidir. Bunu savsaklamak, selefin metoduyla çatışmak ve Müslüman ümmeti aldatmaktır. Yine Yahudiler, Hıristiyanlar, münafıklar ve diğer İslam düşmanları bundan faydalanacaklardır. Bu terimi zihinlere yerleştirerek ihya etmek, ümmet için bir sorumluluktur. Çünkü bu, dinden bir parçadır ve dinimizi kimden aldığımıza dikkat etmek mecburidir. Sultan alimlerinin varlığından dolayı pek çok maslahat ortadan kalkar. Bunların en önemlilerinden biri de cihaddır. Gerçekten de cihad meselesi, çok önemlidir.  Şeyhülislam ibni Teymiyye(r.h.), şöyle diyor:

“Kimin çok fazla günahı varsa, O’nun ilacı cihaddır.”(el-Feteva,421/28)

Sultan alimleri, bu konunun meşruiyeti hakkında fetva verebilirler ancak gerçekte bu, şeriatın ihlalidir. Yüce Allah, ilim sahibi olup da bununla amel etmeyenlerle ilgili olarak Kuran’da 2 kötü benzetme yapıyor:

“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.”(Cuma, 5)

“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, ancak onlardan sıyrılmış-geçmiş kimsenin ne duruma düştüğünü anlat onlara. Şeytan onu saptırıncaya kadar izlemişti. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.”(Araf, 175-176)

Eğer bir alim, ilmini gizlerse ona şöyle bir tehdit vardır:

“İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitap’ta insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.”(Bakara, 159-160)

Peki eğer böyleleri realitede yokken selefin sultan alimlerinden sakındıracağını mı düşünüyorsunuz? Ya da Allah(c.c.)’ın, var olmayan kimseleri kötüleyeceğini mi farz ediyorsunuz? Yahut bu iki kötü misale muhatap olan alimlerin gerçekte hiç var olmadıklarını mı düşünüyorsunuz?

Allah’a yemin ederim ki, sizin akıllarınızda olmasa dahi onların hepsi de realitede vardır. Eğer sizin mantığınıza göre bunlar gerçek değillerse o zaman kendinizi suçlayın ve mücahidlerin takva sahibi hakiki alimleri kötüledikleri iftirasından da vazgeçin! Evet, kendini cihada nispet eden ve alimler hakkında olumsuz konuşan bazılarının olması mümkündür fakat bunlar, her kutuda bulunması muhtemel bir iki çürük elmadan ibarettir.

Ebu Musab el Evlaki

The Inspire Magazine, 9.Sayı 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir