Sultanü’l-Ulemâ (Âlimlerin Sultanı) İzzeddin ibn-i Abdüsselam

Bütün kâinatın Rabbi, kâinat içerisindeki hiçbir şeyi başıboş ve amaçsız yaratmayan, yarattığı ve hayat verdiği bütün canlıların her türlü ihtiyaçlarını gidermeleri için gökten hayat kaynağı olan suyu indiren, yeryüzünü de insanların kendisinden istifade edebilecekleri bir şekilde yaratan sonsuz güç ve kerem sahibi olan Allah’a hamd ederiz. İki cihan güneşi, insan ve cinlerin efendisi liderimiz, rehberimiz ve yol kılavuzumuz olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e salât ve selâm ederiz. Onun; kendisi ile gönderilmiş olduğu pak ve temiz şeriatını korumak ve yüceltmek adına kan ve ter döken bütün müminlere Allah’tan rahmet ve mekânlarının Firdevs cenneti olmasını Allah’tan niyaz ederiz. Hayatını okuyacağımız bu âlim, abid, zahid, mücahit ve fakih zat, İz bin Abdusselam; okunacak çok kitap yazması ile beraber, yazılacak çok işlerde yapmıştır. O; bu dünya hayatının: ebediyet diyarı olan ahireti kazanmak için bir araç olduğunu iyi anlamıştı. Daha dünyada iken ahireti yaşıyor gibi idi. Çünkü Rabbimiz olan Allah azze ve celle iman edip salih amel işleyenlere hem bu dünya’da saadetli bir hayat yaşatacağını ve hemde ebedi olan ahiret yurdunda mutlu bir hayat yaşatacağını vaat etmişti. Büyük bir müctehid olan İmam İbni Teymiyye rahmetullahi aleyh: “Dünya’da öyle bir cennet var ki; o cennete giremeyen ahiretteki cennete giremez” der. Şüphesiz dünyadaki bu cennet; Allah’ın güzel isim ve sıfatlarının manasını düşünüp, O’nun kâinatta yaratmış olduğu muhteşem ve eşsiz sanatını tefekkür ederek; Kalbin iman, marifet, huşu, haşyet ve yakîn ile dolup taşmasıdır. Dünyadaki bu cennete ihlâs, samimiyet, aşk ve şevk ile gönlünü Allah’a veren kimse girer. Yüce olan Rabbimden niyaz ve duam bizleri de bu kimselerden eylemesidir. Şimdi size, İz bin Abdusselam’ın ibret dolu hayatı ile baş başa bırakıyorum.

DOĞUMU VE YETİŞMESİ

Sultan’ul ulema (âlimlerin sultanı) İz bin Abdusselam hicri takvime göre 557 veya 558 senesinde Dımeşk’te doğdu. Rivayet edildiğine göre İmam İz bin Abdusselam ilk zamanlar daha ilim hayatına başlamadan önce, çok fakirdi. Dımeşk Camisi’nin Kellase denen bölümünde gece uyurdu. Çok soğuk bir gecede her zaman olduğu gibi yine uyudu. Sonra havanın soğuk olmasından dolayı ihtilam oldu. Acele kalktı ve Kellase bölümündeki havuzda (buzu kırarak) duş aldı. Üşüdüğünden dolayı çok acı çekti. Sonra dönüp uyudu. Bir daha ihtilam oldu. Yine gecenin soğuğuna rağmen camii havuzuna girip duş aldı. Cami kapıları kapalı olduğundan dışarı çıkamaz ve şiddetli soğuktan baygın olarak yere yıkılır. Bu olayı bize aktaran ravi; bu olayın o gece iki veya üç defa tekrar ettiğini söyler. Sonra şöyle bir nida işitir: “Ey Abdusselam! İlim mi amel mi istersin? İmam ibn Abdusselam: İlim isterim der. Çünkü ilim kişiyi amele yönlendirir, ilim sahabe’den bir zatın dediği gibi amelin imamıdır. Önce ilim gelir, sonra amel gelir. Çünkü kişi cahili olduğu bir ameli yapmaz veya yapacak olursa o ameli ifsat eden sebepleri bilmediğinden dolayı ameli Allah katında geçerli olmaz. Bir amelin Allah katında makbul olabilmesi için iki şart vardır. Birincisi; o amelin Allah rızası için yapılması gerekir. İkincisi de o amelin sünnete uygun olması gerekir. Bu iki şart olmadığında, kişinin amelinden alacağı paye yorgunluk ve zaman israfından başka bir şey değildir. Daha henüz ilim yoluna girmediğinden dolayı yukarıdaki kıssadan da anlaşılacağı üzere şayet İz b. Abdusselam o soğuk kış gecesinde İslam’ın kolaylıklarından biri olan teyemmümü bilmiş olsaydı, iki üç defa soğuk ve dondurucu olan bir su ile abdest alıp Allah’ın bize emaneti olan beden nimetine o kadar zulmetmezdi. Allah bizlere faydalı ilimler nasip etsin. İmam İz b. Abdusselam kendi dönemindeki önde gelen âlimlere gidip onlardan ilim talep etmeye başladı. İlim için öyle fedakârlıklar etti ki, zamanın sultan’ul uleması olarak anılmaya başlandı. Bu sıradan bir nimet ve üstünlük değildir. Değil insanların sultan’ı, âlimlerin sultanı olmak ve o mertebeye ulaşmak gerçekten büyük bir lütfû ilahidir.

CÖMERTLİĞİ

Cömertlik İslam’ın teşvik etmiş olduğu güzel hasletlerden biridir. Cömertlik; kalp’ten gelen bir samimiyetle Allah’ın vadine güvenerek, elindekini Allah için vermektir. Cömert olan kimse Allah’a ve cennete yakın kimsedir. Cimri olan kimse Allah’tan uzak, cehenneme yakın olandır. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Cömert olan kimse Allah’a, cennete ve insanlara yakın ve cehennemden uzak olan kimsedir. Cimri olan kimse Allah’tan, cennetten ve insanlardan uzak olup cehenneme yakın olan kimsedir.” (Tirmizi/2076). İmam İz b. Abdusselam’da bu hadisin mucibince amel eden kimselerdendi. O’nun hayatındaki şu olay O’nun cömertliğinin ne boyutta olduğunu gözler önüne sermektedir. İz b. Abdusselam Dımeşk’te olduğu bir zaman, büyük bir kıtlık olur. İnsanlar bahçe ve arazilerini ucuz fiyata satarlar. Hanımı, imama gerdanlığını vererek, bir bahçe almasını ister. İmam eve döndüğünde hanımı sorar: “Bahçe’yi aldın mı beyim? İmam : “Evet cennette bir bahçe aldım. İnsanların sıkıntıda olduğunu görünce o gerdanlığı sadaka vermek için bozup parasını fakirlere verdim” der. Eşi hiç kızıp itiraz etmeden: “Allah hayrını kabul etsin” der. Çok fakir olmasına rağmen çok sadaka verirdi. Bir kere fakir biri bir şey ister, yanında bir şey olmadığından sarığından bir parça kesip verir. O bu yaptığı ile kendisine uzanan eli boş çevirmek istememişti.

CESARETİ

İmam el-Baci şöyle der: “İmam İbn Abdusselam bir ramazan bayramında kaleye gider, askerlerin iki saf dizildiğini, memleketi idare eden meclisin ve sultanın şaşalı ve ihtişamlı halini müşahede eder. Mısır diyarının âdetinde olduğu gibi sultan en güzel ziynetleri ile insanların huzuruna çıkmış, emirlerde sultanın önünde eğilerek adeta yere yapışmışlardı. İmam İbn Abdusselam sultana bakarak şöyle seslenir: “Ey Sultan! Allah; ben sana Mısır’ın mülkiyetini verdim, sen ise içkiyi helal ettin derse, ne diye cevap verirsin!” Sultan: “Öyle bir şey var mı?” Sultan’ul Ulema: “Evet, filan evde içki ve başka münker şeyler satılıyor, sen ise bu memleketin nimetleri içerisinde yüzüyorsun.” İmam, Sultana en yüksek sesiyle sesleniyor, askerlerde durup izliyordu. Sultan şöyle der: “Ey efendim bunu ben yapmış değilim babam zamanında olan bir şeydi. İmam İbn Abdusselam: “Sen, ‘Doğrusu biz atalarımızı bir din üzerine bulduk. Elbette onların izinden gideceğiz.’ (Zuhruf 43/22) diyenlerden misin? der. Sultan hemen bu konuşmanın akabinde hanenin yıkılmasını emreder. Olayı bize aktaran İmam el- Baci şöyle devam eder: “İmam İbn Abdusselam sultanın yanına dönünce (bu olayı yayılmıştı) şöyle sordum: “Ey efendim nasılsınız” İmam; “Ey oğlum” dedi; Sultan’ı kibir içinde gördüm. Kendisini gurur kaplayıp, nefsinin o’na eziyet etmemesi için o’nu aşağılamak istedim. “Ey efendim! Hiç korkmadınız mı?” “Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın heybeti kalbimde belirdi; Sultan önümde kedi gibi oldu.”

EMİRLERİ SATMASI

İmam İz Bin Abdusselam zamanın Mısır emirleri ile anlaşamayıp, Mısır’ı terk etmeyi düşünür. Asli ihtiyaçlarını bir bineğe, ailesini diğer bir bineğe bindirip kendisi de bineğin ardından yürüyerek Şam’a doğru yola çıkar. Kahire’den çıkmak üzere iken kadın, erkek, çocuk demeden Müslümanların çoğu özellikle âlimler, salihler, tüccarlar ve aileleri de ona katılıp beraber giderler. Zamanın sultanına bu haber ulaşır ve sultana: İz b. Abdusselam’ın gitmesiyle seninde mülkün gider” derler. Sultan da İbn Abdusselam’a yetişir onu razı eder, gönlünü hoş tutar ve İmam İbn Abdusselam da geri döner. İmam ve beraberindekiler başlarındaki sultanların kölemen olduğunu ve onları satmak üzere ittifak ederler. Ancak saltanat naibi kızar ve “Nasıl olurda bu âlim bizi satar, biz bu toprakların melikiyiz. Allah’a yemin olsun ki onu öldüreceğim” der. Ve adamlarıyla beraber bineklerine atlayıp, İmamın kapısına gelir, kılıcını çekip kapıya vurur. İmamın oğlu Abdullatif çıkar ve gördüğü manzarayı babasına anlatır. “Seni öldürecekler babacığım” der. İmam; hiç çekinmeden ve korkmadan “Ey çocuğum! Baban Allah yolunda şehit olacak kadar büyük biri değildir” der. Sonra evden çıkar, saltanat naibine yaklaşır. Naibe baktığı gibi Naibin eli tutulur ve kılıcı elinden düşer. Sonra Naib ağlar, imamdan dua talep eder ve şöyle der: “Ey efendim! Emret emrini yerine getireyim.” İmam: “Sizi bağırarak satacağım” der. Saltanat naibi: Parayı nerede harcayacaksın?” der. İmam: “Müslümanların maslahatı için harcayacağım” der. Sonra teker teker yüksek meblağlarla onları satar, parayı da hayır işlerine sarf eder. Bu benzeri olmayan bir kahramanlık ve yiğitliktir. Allah’tan korkandan her şey korkar. Ama kimde Allah’tan korkmazsa o da her şeyden korkar.

FANİ DÜNYAYA DEĞER VERMEMESİ

Zamanın Sultanı Ebu Bekir b. Musa ölüm döşeğine girdiği zaman en yakını olan birisine; İz b. Abdusselam’a git. Seni çok seven sultan sana selam söyler. Zatı âliniz gelmesini, kendisine yarın huzuru ilahide faydalı olacak şeyleri anlatmanızı ve dua etmenizi ister! diye söylemesini emreder. Elçi sultanın dediklerini aynen İz b. Abdusselam’a anlatır. O da bu teklifi kabul eder ve şöyle der; “böyle bir ziyaret en faziletli ibadetlerdendir. Çünkü burada birçok faydalar vardır İnşallah.” İz b. Abdusselam kalkıp sultanın yanına kadar gider. Oraya varınca sultan’a selam verir. Musa adındaki sultan onu görünce çok sevinir ve hemen onun elini öper. Sonra; “Ey İzzettin! Bana hakkını helal et. Benim için Allah’u Teâlâ’ya dua et. Bana nasihatlerde bulun!” der. O zaman İbn Abdusselam; “Ben her gece insanlara olan hakkımı helal ederim. Kimsenin bende bir hakkı olmadan gecelerim. Bunun mükâfatını ve karşılığını Allah’u Teâlâ’dan beklerim. İnsanlarda asla bir karşılık beklemiyorum. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor; “Kim affeder ve Salih amel işlerse onun ecri Allah’a aittir.” “Ecrimin Allah’u Teâlâ’dan olup, insanlardan olmaması bana her şeyden daha kıymetlidir.” Sultan’a dua etmeme gelince genellikle ben ona dua ediyorum. Çünkü sultanın durumu iyi olursa İslam’ın ve Müslümanların durumu da iyi ve güzel olur. Allah’u Teâlâ sultana yarın huzuru ilahide yüzünü ak edecek şeyleri görmesini nasip eylesin” diye dua eder. Sultan kendisine teşekkür eder. Bin Mısır dinarı verir. Ama kabul etmez ve şöyle der; “sizinle buluşmam Allah içindir. Bu amelimin fani olan dünyanın geçimliliği ile kirletmem.”

VEFATI

İmam İbn Abdusselam, ölüm döşeğinde iken şöyle bir olay aktarılır; Melik Zahir Baybars, İmam’a sorar; “Evlatlardan hangisi vazifene uygunsa söyle onu yerine tayin edeyim.” İmam; “Oğullarımdan hiçbiri bu görevi yapmaya elverişli değildir. (hâlbuki oğlu Abdullatif kendisinin yetiştirdiği büyük bir fakihti) o makama benden sonra Tacettin b. Teğri layıktır” dedi. Hicri 660 senesinde ruhunu Rahman’a teslim eyleyip Kurafetul-Kubra denen yere defnedilir. Sultanul ulema İmam İbn Abdusselam’ın cenazesi kalenin altında geçerken Melik Zahir, cenazedeki insan çokluğuna bakar ve şöyle der; “İşte bugün Melikliğim tam yerine oturdu. Çünkü bu âlim, eğer insanlara bu sultana isyan edin deseydi Melikliğim giderdi.” Kendisinden başka hiçbir hak ilahın olmadığı yüce Allah’tan; bizlere de ilim ve Salih ameller ile dolu bir hayat yaşatmasını niyaz ederim.

Dualarımızın sonu Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Kaynak: Nebevî Hayat Dergisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir