Süregelen Fitneler Hakkında

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd Allah’a mahsustur. Resulullah’a, ailesine, sahabelerine ve kıyamet gününe dek Onu veli edinenlere salat ve selam olsun.

Tarihimizde nice fitneler geçti. Bu fitnelerde kanlar akıtıldı. Küçük-büyük herkes onun içine daldı. Bu fitneler coşkun sular gibi akıyor, âlimlerin, hakimlerin ve takva sahiplerinin önlerinden geçip gidiyordu. Bu fitneleri besleyenler ise, takvadan yoksun, hamasetle birlikte cahil nefislerdir. Her yerde bunlar fitnenin direği olmuşlardır. Kızgın bir dostla konuşulan birkaç kelime ile, ya da değerlendirme yetisi olmayan bir sefih ya da cahilin fiili ile başlar, zararlı bir diken gibi gelişir, sonra saman alevi gibi genişler. İşte o vakit, herkes yanar. Sadece cahiller ve ahmaklar değil, bilakis bunda yanacak olan herkestir.

Allah biliyor, ben onun canilerinden değilim.
Bugün ise onun denizine dalan oldum.

Fitnelerin ana sermayesi ehlinin yönelimleriyle uyumlu olur. Eğer ehlinin sermayesi kabile ya da şeref ise; şeytan şeref, hamiyet, insanlar arasındaki itibarı ve namı adına yayar. Eğer bu fitne ehlinin sermayesi din, takva ve günahlardan uzak durma ise, bunu aralarında din ve dinin muhafazası adıyla kurar. Şeytan insanlar arasına tazim ettikleri şeyle girer.

“Cihad akımı” olarak adlandırılan yapının, üzerine kurulu olduğu temel direkleri vardır. Bunlardan birisi, şeriatın geri gelmesi ve Allah’ın indirdikleriyle hükmedilmesidir. Cemaatler bu maksadı gerçekleştirmek için kurulmuştur. Şeytanın kapısı, yalan ve iftira ile bu isteğin ardına saklanmaktır. Bu nedenle tevhidin gerçekleştirilmesi ve tağutu inkar babı altında aşırılığın cahiller arasında gelişmesi çok kolaydır. Bu, şeytanın kullanabileceği çok verimli bir konudur.

Bu kimseler bu konularda ilim ehli kimselerden değildirler; tıpkı ilk Hariciler arasında Nebi (s.a.v.)’in ashabından hiç kimsenin bulunmaması gibi. Lakin tıbbı yarım doktor, dini de yarım hoca ifsat eder. Cahilliğin kol gezdiği bir zemin bulunduğunda, bunların sözleri tüm sözlerin önüne geçer. Özellikle de, akımlar uyuştuğunda, örgüt bir olduğunda ve şahsi hevalar ardı ardına geldiğinde.

Gençliğimin tecrübesizliğinde şöyle derdim: “Şeytan bu fitneyi kullanmaz.” Onun çok açık bir fitne olduğunu, insanların onu öğrendiğini ve o hususta bilinçlendiklerini zannederdim. Sonra, bu konudaki cahilliğim ortaya çıktı ve fitne kapısının farklı yönleriyle sürekli açık kalacağı da. Zira fitneler estiğinde, insanlar en basiretsiz hallerini alırlar.

Aşırılık babı, olduğu gibi aynı, değişmedi.
Yalan ve şayiaların yayılması babı, olduğu gibi, değişmedi.
Herkes sünnete çağırıyor. Sonra, aşırılığı anıran birisi geliyor ve cahiller ona tabi oluyorlar.
Herkes kesinleştirmeye çağırıyor. Sonra, nefiste bulunan hevaya uygun yalanlar geliyor ve insanlar dine ve kesinleştirmeye bakmadan ona uçarak inanıyorlar.
Herkes birliğe çağırıyor. Sonra, insanların ihtilaf edebilecekleri bir mesele çıkıyor, gelişiyor ve nihayetinde cahillikten ve şahsi husumetlerin hevasına uyularak iman ve tevhid meselesi oluveriyor.

Sloganlar fitneleri durdurmaz, bilgelerin kelimeleri de. İnsanlar, birbirlerinin kanlarını dökmek için kendileri tarafından binilecek bir eşek olman hususunda çekiştiklerinde, evinden çıkma. Hatalarına ağla. Senden çıkan bir kelime nedeniyle bir fitneye sebep olmaktan sakın.

Eğer insanlar seni, İslam’a küfredenlere karşı savaşa çağırdığında, -ki sadece bunun için çıkmıştın- buna icabet et. Aksi halde kılıcını kır ve evinde kal. İşte o vakit fitnelerin fıkhını öğrenirsin. Sonra kendine bir bak: Sen bunda bir hidayet üzere misin, yoksa fitnelerin eşeği misin?

Nasihat edip de nasihatten yararlanmayan cahile üzülmem. Lakin sakalları beyazlamış, kelimelerin varacağı yerlerini gören, sonra ne akıl nede dinden değil, ancak nefse zafer kazandırmak ve husumetlere girme sevgisinden bunları söyleyenlere üzülürüm. Allahu teala şöyle buyurur: “De ki: O, size üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizi fırkalar halinde birbirinize katıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya kadir olandır. İyice idrak etsinler diye ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak!” (En’am: 65)

Kuşkusuz Allah’tan geldik ve yine kuşkusuz Ona döndürüleceğiz.

Alıntıdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir