Suriye’de Yaşanan Savaşın Tahlili:Kim,Niçin Direniyor?

suriyeislamidirenisiMazlum Suriye halkının BAAS cuntasına karşı başlattığı ve geçtiğimiz Mart ayında 3.yılına giren Suriye direnişi, kısa sürede farklı bir boyut kazanmıştır. Bölgesel ve küresel aktörlerin doğrudan yahut dolaylı şekilde dahil oldukları büyük bir iç savaşın yaşandığını söylemek mümkündür. Bu savaşla beraber uluslararası sistem, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin parçalanmasının ardından ortaya çıkan tek kutuplu “Yeni Dünya Düzeni”nin inşâ edilmeye başlanmasından beri belki de ilk kez bu denli bir bloklaşmaya şahit olmuştur. Bölgenin tarihi ve dini unsurlarını göz önünde bulundurarak bunu bir nevi “Armagedon Savaşı” olarak tanımlayanların çok da ütopik ve sıra dışı bir tabir kullanmadıklarını ifade edebiliriz.

Tarihi İslâm düşmanlığı ve Müslüman katliamlarıyla dolu olan Rusya ve yeni bir küresel güç olma yolundaki Çin’in büyük desteğini alan İran-Şia bloğu, tıpkı İslâm tarihinde ümmetin maruz kaldığı Moğol istilalarında olduğu gibi Müslümanlara karşı gayr-i müslim kavimlerle işbirliğine girmiştir.

Şii Bloğu, özellikle 1979-İran Devrimi ile birlikte arkasına gizlendiği “Daru’t Takrib’, Vahdet” ve bunun gibi argümanların sadece takıyyeden ibaret olduğunu lisan-ı haliyle gösterdi. Normalde 12 İmam-Caferi Şia’sına göre dahi İslâm dışı bir mezhep olan Nusayri mezhebine bağlı Sosyalist-Arap milliyetçisi bir dikta yönetimine sınırsız destek veren İran ve Lübnan Hizbullah Hareketi, bu süreçle birlikte İslâm ve Müslümanların en azılı düşmanlarından biri gibi algılanmaya başlandı. Geçmişte İsrail’e karşı gösterdiği duruşu ve mücadelesiyle mezhep farkı gözetmeksizin İslâm aleminde bir dönem büyük sempati kazanmış olan Hasan Nasrallah; Banyas, Bureyde, Kuseyr gibi katliamlara kavli ve fiili destek vererek, 2012 yılında Şam’da gerçekleştirilen bir feda eyleminde hayatını kaybeden ve Hıristiyan kökenli savunma bakanının da aralarında bulunduğu üst düzey yetkilileri de “şehidler” olarak adlandırarak nasıl bir vela/bera anlayışına ve nasıl bir akideye sahip olduğunu gösterdi.

Muhalefet cephesi ise ilk başta, Esed’in kendi halkına karşı işlediği mezalime sessiz kalamayarak Suriye Ordusu’ndan ayrılan Sünni kökenli askerlerin formalize ettiği “Özgür Suriye Ordusu” olarak sahneye çıktı. Kendi içinde pek de homojen olmayan ve ideolojik bir temeli de bulunmayan bu ordu, uzun süre muhalefetin yegane silahlı gücü olarak algılandı. Bununla birlikte gerek Suriye’ye farklı ülkelerden gelen muhacir direnişçilerin gerekse ülkede İslâmi bir düzenin inşâsını arzulayan Suriyeli Müslümanların, yerel ölçekte irili ufaklı örgütlenmeleriyle birlikte bu ülkede de tüm küresel ve bölgesel güçlerin planlarını alt üst eden bir “Cihadi Hareketler” olgusu Suriye direnişine damgasını vurdu.

Bu yazımızda, kısıtlı imkânlarına rağmen Esed yönetiminin cephedeki varlığına büyük oranda son veren; halka yönelik yardım faaliyetleriyle, irşad ve eğitim çalışmalarıyla, kurtarılmış bölgelerde oluşturulan güvenlik ve şer’i hukuk komiteleriyle Biladü’ş Şam’da adeta bir İslâm devletinin tatbikatını gerçekleştirmekte olan İslâmi-Cihadi hareketleri kısaca tanıtmaya çalışacağız. Batı İttifakı ile Türkiye ve Arap ülkelerinin resmen tanıdığı Suriye Ulusal Konseyi ile Konseyin askeri kanadını oluşturan Özgür Suriye Ordusu’nu çalışmamızın dışında tutacağız.

Bu bağlamda tanıtımını yapacağımız İslâmi grupların, her ne kadar cemaatsel ve usuli yönlerden bazı farklılıkları bulunsa da hepsinin de temel amacının Suriye’de Esed sonrası dönemde, Şer’i hukukun esas alındığı bir İslâm devleti kurmak olduğunu belirtelim.

***

Suriye İslâm Cephesi-Ahraru’ş Şam:

2011’in sonlarında kurulan ve Suriye genelinde faaliyet gösteren Ahraru’ş Şam (Özgür Şamlılar) hareketi ile Suriye’nin farklı bölgelerinde örgütlü lokal grupların 21 Aralık 2012 tarihinde bir araya gelerek ilan ettikleri en büyük çatı örgütüdür. Cephenin lideri Ebu Abdullah el Hamevi’dir.

Cepheyi oluşturan gruplar; Ahraru’ş Şam (Suriye geneli), Fecru’l İslâm (Halep civarı), Ensaru’ş Şam (Lazkiye), Livau’l Hak (Humus), Ceyşu’t Tevhid (Deyru’z Zur), Cemaatu’l İslâmi (İdlib), Musab bin Umeyr Ketibesi (Halep kırsalı) ile Şam civarında faaliyet gösteren Hamza bin Abdülmuttalip, Sukûru’l İslâm, Ketâibu’l Imanu’l Mukatile, Maham el Hasa Seriyyesi…(1)

2013’ün Ocak ayında cepheyi meydana getiren en önemli gruplardan Ahraru’ş Şam, Fecru’l İslâm, Taliatu’l İslâm ve El İmanu’l Mukatile tugayları birleşerek “Ahraru’ş Şam İslâmi Hareketi” ismini almışlardır. Suriye İslâm Cephesi (SİC) üyesi diğer tugay ve ketibeler ise cemaatsel özerkliklerini korumakla birlikte aynı çatı altında mücadelelerine devam etmektedirler.(2)

Cephe, askeri faaliyetlerin dışında halka yönelik davet, eğitim gibi sosyal hizmetlerin yanında medya alanında da çalışmalar yapıyor. Üye sayısı ve ülke geneline dağılım bakımından en büyük İslâmi Grup olarak görülebilir.

Cephe, Nusret Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu da dahil olmak üzere diğer gruplarla ortak askeri operasyonlar düzenlemektedir.

SİC de günümüzde İslâm aleminin pek çok yerinde müstevliler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı savaşan pek çok gruba atfedilen “Selefi Cihadi” menhece yakın görülmektedir. Ancak örgüt yönetici ve sözcüleri, çeşitli medya organlarına verdikleri çeşitli röportaj ve demeçlerinde, özellikle El Kaide örgütü ile ilişkileri hakkındaki açıklamalarında herhangi bir uluslararası örgütle ilişkileri olmamakla birlikte tüm İslâmi hareketlere karşı kardeşlik hukukunun gerektirdiği ölçüde yaklaştıklarını vurgulamaktadırlar. SİC, 2013’ün ilkbaharında El Kaide’nin Irak kolu olarak bilinen “Irak İslâm Devleti” örgütünün lideri Ebubekir el Bağdadi’nin Nusret Cephesi’ni lağvettiğini ve bir “Irak-Şam İslâm Devleti”ni ilan ettiği açıklamasıyla birlikte başlayan tartışmalarda ise mutedil bir tutum takınmış ve mezkur gruplara yönelik kardeşçe nasihatlarda bulunmuşlardır. Söz konusu örgütlerin cemaatlerinin maslahatından ziyade Suriye’nin ve ümmetin maslahatlarını gözetmeleri gerektiğini ifade etmişlerdir.(3)

Yine cephenin resmi sözcüsü Ebu Abdurrahman es-Suri (Muhammed Talal Bazarbaşi), kendisiyle yapılan bir röportajda bu konuya ilişkin şunları söylemiştir:

“… Nusret Cephesi sorumlusunun Kaidetu’l Cihad Örgütü’ne biat etmesi meselesine gelince; Nusret Cephesi’ndeki kardeşlerin atılganlığı, sebatları, kuvvetleri, iyi çalışmaları herkes tarafından bilinmektedir. Onlar Suriye devriminde lider konumdalar. Allah onlardan razı olsun. İyi muameleleri ve güzel ahlakları nedeniyle insanlar arasında seviliyorlar.

Biat etmeleri meselesine gelince bu onları ilgilendiren; örgütsel, çalışma yöntem ve mekanizmasıyla ilgili bir mesele. Bununla birlikte biz genel menfaatin cemaat menfaatinin önüne geçirilmesi, herkesin tüm ilanları geciktirmesinden, işin kapsamlı, kabul edilebilir olması, Suriye halkının devrimine ve cihadına daha çok hizmet etmesi için bu ilanların Suriye’de cihad eden ve ayaklanan diğer gruplarla masaya yatırılıp değerlendirilmesinden yanayız. Her halukârda bu durumun etkileri ileride kendini gösterecek. Allahu Teala’dan hepimizi başarılı, sebâtkâr kılmasını, amellerimizi sadece rızası için ve Müslümanların menfaatine eylemesini niyaz ediyoruz. Hep beraber çalışmalarımızın Müslümanların genelinin, bu dinin menfaatine ve hepimizin gayesi olan Allahu Teala’nın şeriatının hakim olması, işlerini kolaylaştırması; Allahu Teala’nın şeriatının gölgesinde herkesin adâletin bulunduğu bir hayat yaşaması için çalışmalıyız.”(4)

Şam Halkı İçin Nusret Cephesi (Cebhetu’n Nusra li’l Ehli’ş Şam):

Suriye’de Beşar Esed yönetimine karşı savaşan silahlı direnişçi grupları içinde hakkında en çok spekülasyon yapılan Nusret Cephesi, Irak’ın 2003 yılında ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilme sürecinde bu ülkeye savaşmak için giden Suriyeli bir gönüllü olan Muhammed Fatih el-Culani liderliğinde faaliyetlerine devam eden bir örgüttür. Hareket, genellikle daha evvel farklı direniş bölgelerindeki savaşlara katılmış gönüllülerden oluşmaktadır. Nusret Cephesi, kuruluşunu resmi olarak 23 Ocak 2012 tarihinde ilan etmiştir. Suriye muhalefetini oluşturan gruplar içinde özellikle askeri yönden en etkili unsurun bu cephe olduğu da pek çok gözlemci tarafından dile getirilmektedir.(5)

Cephe, 2012 yılının Aralık ayında ABD ve BM tarafından, 2013’ün Haziran ayında ise Avusturalya tarafından uluslararası terör örgütü listesine alınmıştır. Bu bağlamda, özellikle ABD’nin 3 yılda 100 binden fazla insanın ölümüne, yüz binlerce insanın da ülke içinde ve dışında mülteci olmasına neden olan ve hiçbir savaş hukukunu gözetmeyen Esed dikta rejimine yönelik hiçbir somut adım atmazken, Nusret Cephesi’ni terör örgütü listesine alması manidardır. ABD’nin bu kararına karşın Suriye’nin pek çok vilayetinde halk, “Nusret Cephesi’ne destek Cuma’sı” gösterileri düzenleyerek Müslüman’a yakışan bir tavır sergilemiş, bu devrimin amacının bir çıkar mücadelesi olmadığını ispatlamıştır.

Nusret Cephesi yetkililerinin gerek kendi medya organları olan “Menaretu’l Beyza”da yayınlanan beyanatlarında, gerekse çeşitli haber ajanslarına verdikleri röportajlarında uzun süre kendilerinin El Kaide örgütünden ayrı bir yapılarının olduğu; söz konusu hareket de dahil Suriye’de ve İslâm dünyasının diğer bölgelerinde mücadele eden direniş gruplarına karşı İslâm’ın el-vela ve’l bera (dostluk ve düşmanlık) akidesinin gereğince ilişkiler kurmaktan yana oldukları ifade edilmekteydi. Grubun kısa ölçekli hedefininse ilk önce Suriye’deki BAAS rejiminin yıkılıp yerine bir İslâm devleti kurulması ve böylece İslâm hilafetinin inşasına yönelik önemli bir adım atılması belirtiliyordu.

2013’ün Nisan ayında El Kaide’nin Irak kolu olarak bilinen “Irak İslâm Devleti” örgütünün lideri Ebubekir el Bağdadi’ye ait olduğu iddia edilen bir beyanat, cihadi forumlarda ve sosyal medyada yayınlandı. Bağdadi bu açıklamasında, Nusret Cephesi’nin aslında Irak İslâm Devleti’nin bir kolu olduğunu ve cephenin de bundan böyle birleşik bir “Irak ve Şam İslâm Devleti” çatısı altında faaliyet göstereceğini ifade ediyordu.(6) Nusret Cephesi lideri Muhammed Fatih el Culani ise buna cevaben yayınladığı bildiride; Irak İslâm Devleti’nden her zaman hayır gördüklerini, fakat böyle bir devlet ilanı için mevcut şartların henüz olgunlaşmadığını ve diğer Suriyeli gruplarla istişare edilmeden böyle bir yapılanmaya gidilmesinin doğru olmadığını belirtti. “Irak ve Şam İslâm Devleti” ilanının ardından grup arasında bir takım ihtilaflar meydana gelmiştir. Hatta bölgede bulunan güvenilir kaynaklara göre; bu zaman zarfında Nusret Cephesi, Humus’un Kuseyr kenti dışındaki askeri faaliyetlerini dahi askıya almıştır. Nihayet geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde Dr.Eymen Zevahiri, bu iki grup arasındaki ihtilaf hakkındaki kararı, kamuoyuna duyurdu. Buna göre; Irak İslâm Devleti ve Nusret Cephesi’nin ayrı cemaatler olarak her birinin kendi bölgesinde faaliyet göstermeleri, grupların birbirleriyle personel, lojistik vs. konularda yardımlaşmaya devam etmeleri emrediliyordu. Zevahiri ayrıca, bu iki grup arasında yaşanması muhtemel her türlü ihtilaf hakkında Şeyh Ebu Halid es-Suri’yi yetkili olarak atadığını bildirdi.(7)

Konuyla ilgili olası açıklamalar beklenirken internete, Irak ve Şam İslâm Devleti emiri sıfatıyla Ebu Bekir el Bağdadi’nin açıklaması düştü. Açıklamada Dr. Eymen Zevahiri’ye bu emrinde itaat etmeyeceğini, çünkü bu emrin İslâm’a aykırı olduğunu, Allah’ın emrine aykırı gelen bir emre uymayacağını, dolayısıyla Irak ve Şam İslâm Devleti olarak yollarına devam edeceklerini açıkladı.(8)

Bu yazının hazırlandığı zaman itibarıyla bu cephede patlak veren bu duruma ilişkin henüz yeni bir gelişme yoktu. Ancak, El Kaide’nin merkez yapısına yakınlığı ile bilinen Arapça forumlar el-Shumukh ve el-Fida gibi forumlarda Nusret Cephesi’nin video, açıklama vb. materyallerine yer verilirken, Irak İslâm Devleti örgütünün materyalleri şimdilik yayınlanmamaktadır. Bu da örgütün merkezinin de El Culani’den yana tavır takındığını göstermektedir.

Muhacir ve Ensar Ordusu:

Gürcistan-Pankisi yerlisi bir Çeçen olan Ebu Ömer liderliğinde, başta Kafkasya ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri olmak üzere Türkiye, Avrupa ve çeşitli Arap ülkelerinden gelen gönüllü savaşçılardan oluşan ve özellikle ülkenin kuzey kesimlerinde varlığını hissettiren önemli bir gruptur.

Grup, ilk olarak 2012’nin ortalarında “Ketibetu’l Muhacirin” (Muhacirler Tugayı) adı altında ismini duyurmaya başladı. Grubun kurucuları, Libya ve diğer kuzey Afrika ülkelerinden gelen gönüllü direnişçilerdir. Ancak tugayın lider kadrosunda kısa sürede Kafkasyalı direnişçiler ağırlık kazanmıştır.(9)

Geçtiğimiz Mart ayında YouTube’da yayınlanan bir videoda, Halep civarındaki yerel gruplardan “Ceyşu’l Muhammed” ve “Ketibetu’l Khattab”ın liderlerinin Ebu Ömer Şişeni’ye biat ettikleri ve grubun “Ceyşu’l Muhacir ve’l Ensar” (Muhacir ve Ensar Ordusu) adı altında re-organize edildiği bildirildi.(10)

Kafkasyalı tecrübeli savaşçıları bünyesinde barındıran Muhacir ve Ensar Ordusu (MEO), özellikle Halep kırsalında düzenlediği etkili operasyonlarla Suriye direnişinde oldukça büyük bir teveccüh kazanmıştır. Halep civarındaki en büyük askeri üs olan Handarat’ın ele geçirilmesi, bunların en önemlisidir. Grup, Nusret Cephesi ve Ahraru’ş Şam başta olmak üzere diğer İslâmi hareketlerle de ortak operasyonlar düzenlemekte, halka yönelik yardım çalışmaları vb. sosyal aktivitelere de katılmaktadır.

MEO, Rus dilinde yayın yapan fisyria.com adlı internet sitesi aracılığıyla beyanatlarını, askeri aktivitelerini ve diğer çalışmalarını kamuoyuna duyurmaktadır. Kafkasya Emirliği hareketinin resmi sitesi olan Kavkaz Center sitesi de bu sitenin materyallerini Türkçe, Arapça ve İngilizce’ye tercüme ederek yayınlamaktadır.

MEO’nun da diğer cihadi gruplar gibi öncelikli hedefinin Esed rejiminin devrilip yerine Şer’i düzenin esas alınacağı bir İslâm devleti kurulmasıdır. Örgütün medya sorumlularından Ebu Hamza el Muhacir, bir İslâmi medya organına verdiği bir röportajında özetle; tekfirciliği reddettiklerini, İslâmi hükümlerin uygulanmadığı her yeri Daru’l Küfür statüsünde kabul ettiklerini, sekülarizmin her türlüsünü reddettiklerini ve seküler ideolojileri destekleyenlerin dinden çıktıklarını, ümmetin özellikle de mücahidlerin tek bir sancak altında birleşmelerinin gerektiğini ve savunma cihadının bugün her Müslüman için farz-ı ayn olduğu görüşlerini taşıdıklarını ifade etmiştir.(11)

Grubun Halep’teki saha komutanlarından yine Gürcistan-Pankisi uyruklu Emir Seyfullah Şişeni (Çeçen) de Handarat Üssü’nün ele geçirildiği operasyon sonrasında yaptığı video konuşmasında; kendileri için Kafkasya ile Suriye arasında hiçbir fark olmadığını, nihai amaçlarının ise Kudüs’ü Yahudilerin ellerinden alarak bir İslâm Hilafeti kurmak olduğunu söylemiştir.

Özetlemek gerekirse Muhacir Ordusu, Suriye’deki direnişin ana gövdesini oluşturan ortak cephelerin yanında sayısal olarak çok da büyük bir yer teşkil etmese de, tıpkı Nusret Cephesi’ndeki gibi küresel cihadi çizgisi ve etkili askeri operasyonlarıyla Suriye direnişinde önemli bir yer edinmiştir.

Suriye Özgür İslâmi Cephesi:

Suriye muhalefetini oluşturan en önemli cephelerden birisi de, irili ufaklı 20’den fazla direnişçi grubunun 2012 Eylül’ünde birleşmesiyle oluşan Suriye Özgür İslâmi Cephesi (SÖİC)’dir.

Bu cepheyi oluşturan örgütlerin en önemlileri; Sukur eş-Şam (İdlip), Faruk Tugayı (Humus), Liva et-Tevhid (Halep) ve Liva el İslâm (Şam civarı) gruplarıdır. Bunun dışında Deyr ez Zur Devrim Konseyi (Deyr ez-Zur), Tecemu Ensar el İslâm (Şam kırsalı), Amr ibnü’l As Tugayı (Halep) ve Nasır Selahaddin Tugayı (Lazkiye) da cepheyi oluşturan önemli silahlı direniş gruplarıdır.(12)

SÖİC de tıpkı diğer İslâmi direniş örgütleri gibi temel olarak Suriye’de İslâm hukuk sistemi ve toplumsal düzenini tesis etmeyi hedeflemektedir. Bununla birlikte bu cephe, diğer gruplara nispetle Özgür Suriye Ordusu ve Suriye Ulusal Muhalif Konseyi ile daha iyi ilişkilere sahiptir. Menhec olarak İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) çizgisine yakın olduğu söylenebilir.

Cephenin genel emirliğini İdlip bölgesinde faaliyet gösteren Sukur eş-Şam (Şam Kartalları) hareketinin lideri olan Ahmed Ebu İsa yapmaktadır. Yine Türkiye kamuoyunun da yakından tanıdığı Liva et-Tevhid lideri Abdülkadir Salih de cephenin en önemli isimlerinden biridir. 2012 yazında Şam’da gerçekleştirilen ve BAAS rejiminin önemli isimlerinden Asıf Şevket, Hasan Türkmani gibi isimlerin de hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısını da cepheyi oluşturan birliklerden Liva et Tevhid Tugayı üslenmişti.

***

Özetlemek gerekirse Suriye’de patlak veren ve uluslararası sistemde yeni bloklaşmalara sebep olan bu savaş, Orta doğu adıyla anılan İslâm coğrafyasında köklü değişimleri beraberinde getirecek potansiyele sahiptir. Ülkede İslâmi temelli yeni bir düzen kurma amacıyla mücadele eden cihadi gruplar, şu an somut birer aktör olmasalar da yakın gelecekte uluslararası ilişkiler teorilerinde dahi kendilerinden söz ettirecek potansiyeli taşımaktadırlar.

“Biladu’ş Şam” savaşının muhtemel sonuçları ise tüm bölgede ve İslâm aleminde büyük değişimlere kapı aralayacak gibi gözükmektedir.

Seyit URAL

Misak Dergisi,273.Sayı

_________________

1) http://suriyeİslâmcephesi.wordpress.com

2) http://en.wikipedia.org/wiki/Ahrar_al-Sham

3) http://www.timeturk.com/tr/2013/05/06/ahrarus-sam-nusret-cephesinin-eymen-ez-zevahiriye-biati-uzerine-bir-bildiri-yayinladi.html

4) http://www.incanews.com/manset/1036/suriye-İslâm-cephesi-sozcusu-ile-roportaj

5) http://en.wikipedia.org/wiki/Al-Nusra_Front

6) http://kavkazcenter.com/tur/content/2013/04/10/8609.shtml

7) http://www.incanews.com/haberler/1318/el-zevahiri-irak-ve-nusret-cephelerini-ayirdi

8) http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=AS77jfttxkc

9) http://www.kavkazcenter.com/tur/content/2013/04/20/8651.shtml

10) http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=2mPyJV5lSN8

11) http://www.asansar.com/vb/showthread.php?t=84252

12) http://en.wikipedia.org/wiki/Syrian_Liberation_Front

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir