Suudî yönetiminin baskısı altındaki ‘Sahve Hareketi’ ne durumda?

Muhammed Bin Salman, gerçek değişimi isteyen ve temel özgürlükleri talep eden ve bunları yaparken de dinî otorite ve meşruiyete sahip olan bağımsız sesleri ortadan kaldırmaya kararlı. Orta Doğu ve Afrika uzmanı bir gazeteci olan Erva İbrahim, Suudi krallığının baskısıyla karşı karşıya olan Sahva hareketinin ne durumda olduğunu analiz ediyor. 

***

Sahva ile bağlantılı âlimlerin, hücrelerinde idam edilmeyi bekledikleri biliniyor ancak Sahva hareketi Suudi krallığının gözünde bir zamanlar itibar sahibiydi.

Suudi İslami Uyanış Hareketi yani Sahva, 1960’lar ve 1980’ler arasında Suudi Arabistan’daki sosyal ve politik değişim döneminde önemli bir rol oynadı. 1990’lardan sonra birkaç devlet baskısı dalgasına rağmen İhvanı Müslim dinî hareketler üzerindeki etkisini yıllarca sürdürdü.

Hareket içindeki gruplar çeşitli görüşlere sahiplerdi ancak onlar, şiddet barındırmayan eylem tarzını benimsediler ve din-siyaset kesişmesini desteklediler.

Sahva’ya mensup birkaç şahsiyet, din âlimlerinin siyasetteki rolünü artırmak ve Suudi Devletinde kamusal temsiliyetlerini güçlendirmek için gayret sarf etti. Elbette bu gayret Kraliyet ailesinin egemenliğine tehdit oluşturmaktaydı.

Suudi Vaizin Oğlu:Herkes Tehdit Ediliyor

Sahva şemsiyesi altında toplanan grupların toplum hakkında farklı görüşleri var. Ancak genel olarak ileri görüşlere sahipler. Sözgelimi Suudi toplumunun aksine kadınların daha fazla haklara sahip olmasını istiyorlar.

Gruplar temel olarak İslami öğretinin, eğitim ve günlük hayatta söz sahibi olmasını savunuyorlar.

Suudi veliaht prens Muhammed Bin Salman (genellikle MBS olarak isimlendirilir), kısa süre önce potansiyel muhaliflere karşı sert önlemler almaya başladı. Sahva ile bağlantılı ve ondan esinlenen âlimler de bu sert önlemlerden nasibini aldı. Önde gelen Suudi âlimlerden Selman el-Avde, Avad el-Karni ve Ali el-Umari şu an tutuklular. Üçü de ölüm cezası ile karşı karşıyalar ve teyit edilemeyen raporlara göre Ramazan ayından sonra infaz edilebilirler.

Sahva Nedir?

Sahva, İhvan-ı Müslimin’den esinlenen ve Suudi toplumunu reformist hareketlerle etkiyen bir olgudur. Sahva, orijinal haliyle şu an mevcut değil ancak Sahva’nın fikirleri ve eylemcileri hâlâ etkin. 1950’lerde Suudi Arabistan’da Kral Faysal iktidardaydı. Kral Faysal, Mısır, Suriye ve diğer ülkelerin baskıcı yönetimlerinden kaçan binlerce İhvan üyesine ülkesinde barınma imkanı sağladı. İhvan üyeleri de sürgünde kendi ideolojilerini yaydılar, önemli hükümet makamlarında yer edindiler, üniversitelerde ve okullarda eğitimsel roller üstlendiler. Onlar, ayrıca kendi düşünce tarzlarını Suudi dinî kültürüne dâhil ettiler. Sahva’nın zirvesinde büyüyen ve Arabistan İslami Reform Hareketine liderlik eden Suudi muhalif Saad el-Faqih şunları söylüyor: “İhvan üyeleri kendi görüşlerini Suudi geleneğine dâhil etmek için yeni çevreye uyum sağlamalarının gerekliliğini gördüler.” El-Faqih sözlerinin devamına şunları ekliyor: “İhvan’ın ideolojisi ile Suudi devletinin Selefi-Vahhabi geleneği evlendi. Sahva, iki geleneğin karışımıdır. Sahva güçlü ve etkileyici bir yaklaşım ortaya koydu. Gençleri etkilemede ve devrimci bir toplum oluşturmada başarılı oldu.”

Sahva, 1970’lerde birçok dinî grubun oluşturduğu bir ağ idi. Bu gruplar, geniş ve farklı bir sosyal ve dinî bakış açısına sahiptiler ve hatta bir kısmı daha muhafazakârdı.

“Sahva bir hareket değil, bir olgudur. Sahva, belli birkaç kişinin elinde değil, doğal olarak gelişti. Sahva, birçok eylemci ve ideolojiye sahipti.” Bu görüşler Saad el-Faqih’e ait.

Bazı kişiler diyor ki Sahva, İslam dünyasında tecrübe edilen dinî uyanış ve reforma öncülük etmiştir. Şu anda Birleşik Krallık’ta sürgün hayatı yaşayan Ahmed bin Raşid bin Said, Al Jazeera’ya verdiği röportajda şunları söyledi: “Sahva, bir İslami diriliştir, kökleri İslam’ı bütüncül bir hayat tarzı olarak gören İslam inancına dayanır.”

Sahva’nın İdeolojisi Nedir ve Ne Talep Etmektedir?

Sahva hareketleri, yaygın sosyal normlara karşı kendi kültürlerini ortaya koydular. Onların bakış açıları zamanla siyasileşti. El-Faqih’e göre İslamcı gruplar Sahva şemsiyesi altında geliştiler. İslamcı gruplar eğitim ve sosyal aktivitelerde yoğunlaştılar. Sözgelimi yaz kamplarında gençleri etkileri altına aldılar. Sahva’nın görüşleri devlet ulemasıyla kıyaslandığında gençliğe daha cazip geldi. El-Faqih diyor ki: Sahva, İslami kimlikle gurur duymaya ve dünya üzerindeki Müslümanlarla ilgilenmeye odaklandı. Ek olarak dinin siyasette bir rolü olduğunu savundu. Bu görüş Arabistan’da alışılmadık bir görüştü. Suudi uleması geleneksel olarak siyaseti Suudi Kraliyet ailesine bırakmıştı fakat Sahva hareketinin içindeki yeni liderler siyasette ve oy vermede geleneksel olmayan yaklaşımlara cesaret verdiler. Onlar, İslam’ı bütün sosyal meselelere kapsayıcı ve pratik bakış açısı sağlayan bir unsur olarak gördüler. İslami hareketler ve Suudi siyasi tarihi hususunda uzman olan Washington temelli analist Ali el-Ahmed diyor ki: “Devlet Sahva ideolojisinin bu yönünü bir tehdit olarak algıladı. Sahva, idareciye itaat edilmesi gerekliliği görüşünü sorguladı. Bu görüşler Vahhabi çevrelerde hoş karşılanmadı.”

Hareket Nasıl Ön Plana Çıktı?

Uzmanlar diyor ki:Suudi devleti nihayetinde harekete karşı sert önlemler alsa da 1990’lara kadar onların gelişmesinde araçsal bir rol oynadı. Bu sadece hareketin sosyal ve eğitimsel faaliyetleri için sözkonusu değildi aynı zamanda siyasi faaliyetler içinde sözkonusuydu. Al Jazeera’ya konuşan Prof. Said, Sahva’nın siyasi faaliyetinin devlet tarafından desteklendiğini ve cesaretlendirildiğini belirtiyor ve ekliyor: Özellikle Afgan cihadı başladığında Sahva’nın lideri devletti.

El-Faqih’e göre Sahva’nın 1980’lerdeki yükselişi üç önemli olay neticesinde gerçekleşmişti: Kabe baskını, İran Devrimi ve Afganistan Savaşı. 1979’da eski bir asker olan Cuheyman el-Uteybi, Mekke baskınını gerçekleştirdiği tarihlerde devlet sosyal reform planlarını hayata geçirmeye çalışmaktaydı. “Devlet Batılılaşma programını uygulamaya sokup İslami hareketi bastırmayı amaçlamaktaydı. Bu olay devlete büyük bir ders oldu. Aynı yıl gerçekleşen İran Devrimi, bir başka tehdidi oluşturmuştu. Krallık, İran etkisini püskürtmek için Sahva hareketi içerisindeki İslamcı aktivistleri desteklemeye başladı. Krallık böyle yaparak Suudi monarşisinin iyiliksever olduğu imajını yaygınlaştırıyordu.” Bu sözler el-Faqih’e ait. El-Faqih, sözlerinin devamında şu tespitlerde bulunuyor: İran Devrimi başarılı olunca, Suudi rejimi de kendisinin en iyi Sünni örnek olduğunu kanıtlama çabasına girişti. Bu çabanın sebebi Humeyni’nin İslam vasıtasıyla Müslüman ülkelerin zalimlerinden kurtulabileceğini göstermesiydi.

Üçüncü faktör, Suudi Arabistan’ın Sovyet işgaline karşı Afgan savaşçıları destekleme kararı idi. Suudi Arabistan bu kararı müttefiki ABD’nin yanında durarak almıştı.

Analistlerin söylediğine göre, Suudi Arabistan, Sahve hareketlerini destekledi ve binlerce Suudi’yi Afgan cihadını mali olarak desteklemeleri ya da fiilî olarak Afganistan’da Afgan mücahidlerinin yanında savaşmaları hususunda cesaretlendirdi. Prof. Said, bu hususta şunları söylüyor: “Suudiler on yıl boyunca Afgan Savaşına bütün dikkatlerini verdiler ve mücahidleri mali olarak desteklemeleri konusunda cesaretlendirildiler. Devlet onları durdurmadı. Bilakis cihad liderleri Riyad’da çok iyi karşılandı.”

Sahve-Devlet İlişkileri

Sahva ve devlet arasındaki ilişkiler çeşitli aşamalardan geçmiştir. Devletin mali desteği ve yardımı Körfez Savaşı ile birlikte sona ermişti. Riyad, ABD birliklerinin Suudi topraklarında konuşlanmasına izin vermişti. Bu izin kızgınlığa yol açtı ve Salman el-Awde ve Safar el-Hawali gibi Sahva’ya mensup şahsiyetler siyasi reform çağrıları yaptılar. 1990’larda Sahva tarafından ilk siyasi adımlar atılmıştı. El-Faqih, Sahva’nın, 12 talepten oluşan bir mektubu devlete ilettiğini söylüyor. Talepler içinde güç paylaşımı, adalet sisteminde reform ve yolsuzlukla mücadele vardı. Bir yıl sonra 44 sayfalık bir rapor daha yayınlandı. Devletin bu gelişmelere tepkisi sert oldu. Sahva hareketlerine göz açtırılmadı ve aralarında Sahva liderleri el-Awde ve el-Hawali’ninde bulunduğu yüzlerce Sahva mensubu 1994 yılında tutuklandı. Tutuklananlar 1990’ların sonlarında serbest bırakılmaya başlandı.

Devlet, 11 Eylül olaylarından sonra aşırıcılığa karşı mücadele etmek için el-Awde’nin fikirlerinden faydalanmaya çalıştı. Bu gelişme yeni bir aşamanın başladığının göstergesiydi. George Town Üniversitesinde doktora sonrası eğitimi alan Abdullah Alaoudh, AlJazeera’ya şunları söylüyordu: “Babam serbest bırakıldıktan sonra Suudi Arabistan’da ve diğer yerlerde dinleyicilerinin destekçilerinin sayısı arttı. O, bu yeni aşamada aşırıcılığa karşı savaşta devlete çok yardımcı oldu. Ilımlı İslam’ı yaygınlaştırdı ve insanlarla ilgilenerek aşırıcılığa karşı mücadele etti.”

Fakat devletle ilişkiler 2011 Arap Baharından sonra tekrar bozuldu. Aralarında el-Avde’nin de olduğu onlarca Sahve şahsiyeti tutuklandı. Onlar devrimleri desteklediler ve Krallıkta reform yapılması çağrısında bulundular.

Sahva’nın Önde Gelen Şahsiyetleri Neden Tutuklandı?

Suudi Arabistan, devrimci akıntının krallığa ulaşması korkusuyla muhalefeti bastırmaya çalıştı. MBS veliaht prens olduktan sonra özellikle Sahva mensuplarının da aralarında bulunduğu potansiyel muhalif Suudi İslamcılara karşı baskıları yoğunlaştırmaya başladı. Suudi analist Ahmed’in söylediğine göre MBS rekabeti ve kontrol edemediği insanları sevmiyor. Herhangi bir muhalefetten korkuyor ve Sahva üyelerinin onu iktidardan devireceğine inanıyor.

Alaoudh ise şunları söylüyor: “MBS, gerçek değişimi isteyen ve temel özgürlükleri talep eden ve bunları yaparken de dinî otorite ve meşruiyete sahip olan bağımsız sesleri ortadan kaldırmaya karar verdi.”

Sahva’nın Geleceği Ne Olacak?

El-Ahmed’e göre devletin, Sahve liderlerine karşı yaptığı son baskılar, devlet ve Sahva’nın arasındaki ilişkinin kesin olarak sonlanması demek. Sahve’ye tekrar özgürlük verilirse, hükümetten daha güçlü bir hale gelecektir. Çünkü Sahva toplumu etkileyen meselelere temas ediyor.

Görünen o ki MBS baskıcı uygulamalarına devam edecek ve iki unsur birbirinden tamamen ayrılacak. El-Avde ve diğerlerinin idam edilmeleri durumunda ise toplum devlete olan inancını kaybedecek. Prof. Said’e göre, Sahve sınırlamalarla karşılaşsa dahi varlığını sürdürmeye devam edecek. MBS’nin, Sahve üzerindeki baskıları başarısızlıkla sonuçlanacak.

Fikirler bastırılamaz. Doğru zaman geldiğinde bu insanlar tekrar ortaya çıkacaklar ve kendilerini yeniden ifade edecekler.

Kaynak: Haksöz Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir