Tebliğ ve Cihad Ayrımına İlişkin…

 

kitab&seyfHamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. O’nu över O’ndan yardım diler, O’ndan mağfiret bekleriz. Nefsimizin ve kötü amellerimizin şerrinden O’na sığınırız. Allah’ın Bir olduğuna, eşi ve ortağı bulunmadığına Hz. Muhammed (s.a.v) (Allah’ın salât ve selamı ona, ailesine, ashabına ve Hesap Günü’ne kadar onu temiz kalple izleyecek olanlar üzerine olsun) O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.

Bugün Müslümanların çoğu kendi kendilerine sormaktalar, en önemlisi nedir: Cihad’la meşgul olmak yoksa Tebliğle meşgul olmak mı? Ve “Cihada gereksinim olmadığı” hakkında vardıkları sonucu, Muhammed Peygamber (s.a.v)’in Mekke’deyken ashabıyla birlikte Cihad yapmadığını ve sadece Tebliğle iştigal ettiğine dayandırıyorlar. İslam’ın yayılmasını iki döneme -Mekke ve Medine dönemlerine böldüler.

Onlar, o zamanlar Hz. Peygamber (s.a.v) ve Müslümanların küfür kanunları altında yaşadıklarını ve bugünde Müslümanların aynı durumda olduğunu söylüyor. Onların görüşüne göre bugün bizim hareketlerimiz Hz. Peygamber (s.a.v) ve Sahabenin Mekke’de yaşarken ki zamanlar aynı olmalıdır. Allah onlara doğru yolu göstersin!

Eğer onların söylediklerini kanıt gösterirsek niçin bugün muvakkat evlilik yasaklarına sıkı sıkıya bağlıyız, çünkü o zaman Mekke’de yasaklanmamıştı! Estağfurullah!

Ve Mekke’deki Müslümanlar zamanında alkollü içeceklerin kullanımı da henüz yasaklanmamıştı. O zaman İslam’ı dönemlere ayıran kişiler niçin bugünkü yasakları göze alıyorlar? Estağfurullah!

Biz Ehli Sünnet Vel Cemaat takipçileri İslam’ı dönemlere ayıranları destekleyenlerin tamamen yanıldıklarına inanıyoruz. Kitabın ve Peygamber (s.a.v) sünnetinin bir kısmını alıp bir kısmını terk edemezsiniz. Yüce Allah Kur’an da bu konuda şöyle buyuruyor:

“…Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”(Bakara 2: 85)

Ayrıca Yüce Allah Kur’an da şöyle buyuruyor:

“…Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam’ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan’dır, merhametli olandır….”

(Maide 5: 3)

Bu ayetlerden Allah’ın bizim için vahyini tamamladığını ve bunun Kıyamet Gününe kadar bizim rehberimiz olacağını görüyoruz. O’nun bize gönderdiği Hakikattir ve buna inanmalıyız ve Hakikate soru sormaksızın itaat etmeliyiz. Ve bu bize ciddi bir sorumluluk yüklemektedir. İlk başta ve öncelikle Cihad yoluyla Allah’ın kelimesinin yüceltilmesidir. Bu Kıyamet Günü’ne kadar zorunludur.

Allah’ın elçisi (s.a.v) bir hadisinde şöyle söyledi: Ümmetimden bir grup Hesap Günü gelene kadar Allah yolunda savaşmaya devam edecektir. (El Buhari)

Diğer taraftan bize Tebliğin (davet) olması gerektiği konusu söylendiğinde bu konuda biz farklı fikirde değiliz. Aksine “EVET”! Tebliğ Allah’ın Kur’an da söylediği gibi farzdır:

“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış…”

(Nahl 16: 125)

Allah’ın kendisi bize Tebliğe çağrıda bulunmayı emrediyor. Bunu inkâr etmeyiz. Ancak aksine nerede Tebliğle iştigal oluyorsak orada Cihadı terk etmiyoruz. Dolayısıyla biz, Allah’ın merhametine nail olmak için sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz.

Şimdi, Tebliğe öncelik verilmeli ve İslam safhalara bölündü diyenler, yani Allah’ın bazı emirleri var henüz bile bile onları yanlış tanıtıyoruz ve diğerlerini eliyoruz diyen bazı kimseleri dikkate almıyoruz. Onların sadece kendileri kaybetmedi, dahası Allah’ın kalplerini yeni İslam’a açtığı kişileri gerçeği anlamalarını engelleyerek doğru yoldakilere vuruyorlar.

Ancak, insanlar yol göstermez, rehberlik eden yalnızca Allah’tır bu daima hatırlanmalıdır:

“Allah kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın…”

(İsra 17: 97)

Bu yüzden Müslümanlar olarak takip etmemiz gereken yol Peygamber (s.a.v) yoludur. Peygamberimizin ashabı (Allah onlardan razı olsun) istisnasız ve tartışmasız Allah’ın bütün emirlerini yerine getirirdi. Bugün İslam tamamlanmıştır. Bu yüzden bizim görevimiz Yüce Allah’ın kanunlarına tam bir şekilde saygı göstermektir.

Bu bir Şeriat kanunudur – “bir şey mecburiyetse kendi kendisini zorunlu kılar”. Yani diğer bir deyişle, Allah’ın kanunlarına göre yaşamalıyız bunun için O’nun kelimesini yüceltmek için Cihad yapmak zorunludur (farzdır).

Kâfirler! İktidardan kavgasız vazgeçmeyeceğiz ve asla böyle yapmadık. Ve bugün dünya görmekte olduğumuz şeyleri ümit etmek aptalcadır. Kâfirler İslam’ı aşağılamak-küçük düşürmek için her çabayı gösteriyorlar, kutsallarımıza el uzatıyorlar- Peygambere (s.a.v) hakaret ediyorlar Kutsal Kur’an la alay ediyorlar. Ve kardeşlerimiz bize onlar için Tebliğ çalışması yapmamız gerektiğini söylüyorlar.

Kâfirler Müslümanları öldürüyor, onları hapishanelere atıyor, erkek ve kız kardeşlerimize işkenceler yapılıyor, tecavüz ediliyor ve kız kardeşlerimiz kâfirlerin çocuklarını doğuruyorlar, onlar kardeşlerinden yardım istiyorlar ve bu arada biz “Tebliğ gerçekleştirilmeli…” “gelin ve onları teşvik edelim”, “hey, dinleyin bunu yapmayın, bu iyi bir şey değildir, İslam’ı kabul edin iyi bir dindir, barış ve şefkat dinidir.” Evet, İslam şefkat dinidir bunu kimse tartışmıyor ancak bizim anlamamız gereken şey “iyi” nedir. Şeriat’ta “İyi” Allah’ın hoşnut olacağı her şeydir. O, Ümmete olan şeyden hoşnutmudur, Ümmetin durumundan memnun mudur? Allah bizi bağışlasın ve doğru yoluna rehberlik etsin.

Şeriata göre eğer bir Müslüman kâfirler tarafından esir edilirse Allah’ın izin verdiği yollar dâhilinde onu kurtarmamız bizim görevimizdir. Farklı şehirlerde bulunuyor dahi olsalar bir Müslüman’a yardım etmek her Müslüman’ın görevidir. İbn Ömer’in Allah’ın elçisi (s.a.v)’den aktardığı İmam El Buhari tarafından derlenen sahih bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle söylüyor:

“Müslaman Müslümanın din kardeşidir. Müslüman Müslümana zulüm etmez; Müslüman Müslümanı (başına gelen musîbette) terk etmez; bir Müslüman, kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, Allah da onun ihtiyacını karşılar; bir Müslüman bir Müslümanın dünyâ darlığını giderip ş‏âd ederse, Allah da kıyamet gününde onun darlığını giderip mutlu kılar. Kim ki Müslüman kardeş‏inin dünyâda ayıbını örterse, Allah da kıyâmet gününde onun ayıbını örter.”

Aza İbn Amuru’dan Darul Koutni de Allah’ın Elçisi (s.a.v) şöyle söylediği rivayet edilir:

“İslam en üstün olandır, onun üstünde bir şey yoktur”

Abdül Kadir İbn Abdülaziz (Allah onu esaretten kurtarsın) bu hadisten şunu çıkardığını söylüyor:

“Allah Yolunda Savaşmak İçin Kuvvet Hazırlığının Temelleri” isimli kitabında, “Bir Müslüman’ın küçük düşürülmemeli, onun üstünde birisi olmamalıdır” diyor

Ancak bugün hapishaneler dünyadaki Müslüman kalabalıklar tarafından dolduruldu, biz “henüz Cihad zamanı değil, kâfirlere Tebliğ edelim” diyelim. HAYIR!  Artık sadece davet yeterli değildir, silahlarımızı alıp kız ve erkek kardeşlerimizi kurtarmak ve şu anda kâfirler tarafından yönetilen topraklarımızı kurtarmamız gerekir. Topraklarımızı özgürleştirip Allah’ın Şeriatını kurmalıyız ve sonra insanlara Tebliğ etmeliyiz tıpkı ilk Müslümanların fethettikleri topraklara yerleştikten sonra insanlara Tebliğ ettikleri gibi. Ve Allah’ın Dinini dünya genelinde yaymalıyız. Böylece Allah bize yardım edebilir.

Sevgili kardeşlerim oturmayın ve kardeşlerimize katılmamak için mazeret aramayın ve Allah yolunda Cihadın muzaffer gelmesi için öncülük edin, nerede bulunduğunuzun önemi yoktur. Allah bize zaferi verecektir. Allah Kur’an da şöyle söylüyor:

“Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdi”

(Tevbe 8: 36)

Ayrıca Allah şöyle buyuruyor:

“Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda Cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

(Tevbe 8: 41)

Yüce Allah (c.c) salât ve selamı Hz. Muhammed (s.a.v), ailesi ve ashabı üzerine olsun. Âmin.

İsa Dagestanski

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir