Temel Asıllar

TevhidAllah bize yeter…

O ne güzel vekildir

Hakkı apaçık ortaya koyarak batılı paramparça eden Allah’a hamd olsun.

Nebisine Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” (5 Maide/49-50) diye vahyeden Allah’a hamd olsun.

 

Nasihat edenlerin oldukça az olduğu şu günde gerek avam gerekse İslam davetçisi olsun tüm Müslüman kardeşlerimize sunduğumuz bir nasihattir bu.

Hak ile batılın bütünüyle birbirine karıştığı, kendilerini ilme nispet edenlerin dinin aslını ve en önemli konularını gizledikleri bir dönemde sunuyoruz bu nasihati. Halbuki Allah (sb) onlara dinin hükümlerini apaçık bir şekilde açıklayacaksınız diye emretmişti.

Bundan dolayı bir ücrette talep etmiyoruz. Zira bizim için en güzel örnek kavimlerine Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir” (26 Şuara/109) diyen Allah’ın Nebileridir.

Gücümüz nispetinde ıslah etmeye çalışmaktan başka hiçbir niyetimiz de yoktur. Tıpkı Allah’ın Nebisi Salih (as) gibi…

“Şuayb dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.” (11 Hud/88)

Bu kısa girişten sonra kısaca bazı hatırlatmalarda bulunmak isterim.

1- Allah’ı Birlemek En Yüce Hedeftir

Ey Allah’ın kulu! Bil ki, Allah (sb) seni boş yere yaratmadı.

Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (23, Mü’minun/115)

Bilakis Allah (sb) insanların çoğunun bilmediği bir hedefi gerçekleştirmek için seni yarattı.

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (51 Zariyat/56)

Ancak Allah’a ibadet etmek gayenin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Zira kafirlerin çoğu Allah’a ibadet ediyorlar ancak bununla beraber Allah ile beraber başka ilahlara da ibadet ediyorlardı. Tıpkı Kureyşli müşrikler gibi. Ancak senin yaratılmanda asıl gaye ibadette Allah’ı birlemendir. Bundan dolayı birden çok müfessir ayeti (Zariyat Suresi’nin 56 . ayetini) “…Ancak beni birlesinler” şeklinde tefsir etmişlerdir.

O halde gayenin gerçekleşmesi için talep edilen, bütün çeşitleri  ile ibadette Allah’ı birlemektir ki hüküm koymak ve yasama da bulunmakta bunun kapsamındadır. Allah’tan başka ne kadar ibadet edilen, tabi olunan, yasama da bulunan ilah varsa inkar edilerek onlardan uzaklaşılmadıkça sadece Allah’a ibadet etme ilkesinin tamamlanması söz konusu değildir. Bu, dinin aslı, La İlahe İllallah tevhid kelimesinin en önemli şartıdır. Kişinin bu şekilde bir inkar ve uzaklaşma olmaksızın Müslüman olması mümkün değildir. Zira bu temel esas Allah’ın tüm rasullerinin uğruna gönderildiği bir asıldır. Allah (sb) şöyle buyurur:

Andolsun ki biz, «Allah’a ibadet edin ve Tâğut’tan sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!” (16 Nahl/36)

” Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (12 Yusuf/40)

2- Kitap ve Sünnetin Hükmüne Teslim Olmak Tevhidin Esaslarındandır

Yine bil ki; Tevhid kelimesinin ikinci ruknü Muhammed (s)’in Allah’ın rasulu olduğuna inanmaktır ki bu inancın kaçınılmaz gereği ise Rasulullah (s)’i hakem olarak kabullenmektir. Bunun günümüzde yansıması ise O’nun dinini, sünnetini, emir ve yasaklarını hakem tayin etmektir. Zira bunların hepsi Allah (sb)’nın birer vahyidir. Allahu Tealâ şöyle buyurur:

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (4 Nisa/65)

Ayetin başında Allah (sb) kendi nefsine yemin etmektedir ki, bu gerçekten oldukça önemli bir yemindir.

Bununla birlikte Allah (sb)’nın rasulüne göderdiği kitabı ve sünneti hakem tayin etmek tek başına yeterli değildir. Sadece Rasulullah’ın hakem tayin edilmesi kişinin İslamının ve imanının sohhati için kafi gelmez. Bununla birlikte Rasulullah’ın hükmüne karşı göğsünü açmasıve rıza göstermesi, O’nun hükmüne karşı tam bir bağlılık, mutlak bir teslimiyet göstermesi gerekir. Nitekim yukarıda vermiş olduğumuz ayetin son kısmı bu hükmü ortaya koymaktadır.

3- Allah’ın Kanunlarından Başka Tüm Kanunlardan Uzaklaşmak Tevhid’in Gereğidir

Nisa Suresi’nin 65. ayeti aynı zamanda kişinin Allah (sb)’dan başka ibadet edilen, yasa koyan bütün ilahlara, Allah’ın dininden  başka bütün yasalara, Allah’ın hükmünden başka bütün hükümlere karşı kalben sıkıntı duymasını, onlara teslimiyet ve rıza göstermemesini, onlara karşı saygı duymamasını, hürmet göstermemesini gerekir. Kim bunun aksina bir tavır sergilerse müşriklerden olur.

Aslen kişiye vacip olan ise Rasulullah (s)’in kavminin putlarına ve tağutlarına yaptığı gibi onları hakir görmeli, aşağılamalı, tekfir etmeli ve onlardan uzaklaşmalıdır. Şeyhul İslam İbn-i Teymiye (rh) şöyle der:

“Bu Allah’ın kendisinden başkasını kabul etmeyeceği İslam dinidir. İslam dini ise sadece ama sadece Allah (sb)’ya teslimiyet demektir. Kim Allah’a teslim olmakla birlikte O’ndan başkasına da teslimiyet gösterirse müşrik olur. Kim de O’na teslimiyet göstermez o ibadetinde Allah’a karşı büyüklenmiş olur. Gerek müşrik gerekse Allah’a ibadet etmekte kibirli davrananse, her ikisi de kafirdir.”[1]

Necid davetçilerinden Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab (rh) İmam Müslim’in Ebu Malik el-Eşcai’den, onunda babasından rivayet ettiği “Kim La İlahe İllallah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse malı ve kanı haram olur. Hesabı ise Allahu Tealâ’ya kalmıştır” hadisinin açıklaması babında şöyle der:

“Bu hadis tevhid kelimesi La İlahe İllallah’ın manasını açıklaması yönünden oldukça önemlidir. Zira hadise göre La İlahe İllallah’ı sadece dil ile telaffuz etmek kişinin malının ve kanının korunma altına alınması için kafi değildir. Aynı şekilde anlamını bilerek sadece ikrar etmekte yeterli değildir. Bilakis Allah’tan başka ibadet edilen bütün ilahların reddedilmesi gerekmektedir. Kim bunda şüpheye düşer ya da tereddüt ederse malı ve kanı koruma altında değildir.”[2]

4- İbadetin Bütün Çeşitlerinde Allah’ı Birlemek Farzdır

Yine bil ki; ibadetin birçok çeşidi ve bölümleri vardır. Ancak günümüz insanları bu konuda büyük bir cehalet içindedirler. Bundan dolayı senin Allah’ı birleyebilmek için ibadetin bu çeşitlerini bilmen gerekir. Ancak bu şekilde Müslüman ve muvahhid bir mü’min olman, Allah’ın mağfiretine nail olarak cennete girmen mümkündür.

İbadet günümüz insanlarının çoğunun zannettiği gibi sadece namaz kılmak, oruc tutmak, zekat vermek ve hacca gitmekten ibaret değildir. Bilakis nezir ve adakta bulunmak, tavaf etmek dua etmek, sığınmak birer ibadet çeşididir. Aynı şekilde rızık temin etmek, hastalara şifa vermek, zararı defetmek gibi sadece Allah’ın muktedir olduğu hususlarda da yardım talebinde bulunmak bir ibadettir. Kişinin ibadetin tüm bu çeşitlerinde kesinlikle Allah’tan başkasını yönelmemesi gerekir. Her kim ki ibadetin bu çeşitlerinden bir tanesini dahi Allah’tan başkasına yönelir ve bu hal üzere ölürse müşrik olarak ölmüştür. Allah (sb) şöyle buyurur:

“Biliniz ki kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur.” (5 Maide/72)

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (4 Nisa/48)

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” (4 Nisa/116)

5- Teşri’de İtaat İbadetin Çeşitlerindendir

Beşeri Kanunlara Rıza Göstermek Büyük Şirktir

Allah’tan başkasına kesinlikle yöneltmemen gereken ibadetin çeşitlerinden bir tanesi de, helal ve haram belirleme yani teşri noktasında itaattir. Kim bu noktalarda Allah’tan başkasına itaat ederse, ondan razı olur, onun kanunlarına, hükmüne, yasasına teslimiyet gösterirse, ona tabi olursa Allah’tan başkasını rab edinmiş ve yapmış olduğu bu ameller nedeniyle müşrik olmuştur. Allah (sb) şöyle buyurur:

“Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri’ ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.” (42 Şura/21)

Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab “Kitabu-t Tevhid’de” şöyle der:

“Kim Allah’ın helal kıldığını haramlaştıran, haram kıldığını ise helalleştiren alimlerine ve liderlerine itaat ederse onları Allah’tan başka rabler edinmiş olur.”

Şeyh daha sonra Tevbe Suresi’nin 31. ayetini ve bu ayete dair Adiy bin Hatem’in kıssasını hatırlatmıştır. Nitekim bu konuda delillerde çoktur. Allah (sb) şöyle buyurur:

Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz.” (6 En’am/121)

Hakim ve diğerleri İbn-i Abbas’tan sahih senetle şöyle rivayet etmişlerdir:

“İnsanlar (Kureyşli müşrikler) Müslümanlarla ölü hayvanın etinin haram kılınması hususunda tartışıyorlar ve «Kendi kestiğinizi yiyorsunuz da Allah’ın kestiğini yemiyorsunuz» diyorlardı.” Bunun üzerine Allah (sb) şu ayeti indirdi:

Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz.

Ayet Allah (sb hükmü tekid etme adına “muşrikun” lafzının başına “inne” harfini getirmiştir.[3]

Bu ayetin tefsirine dair İbn-i Kesir (rh) şöyle demektedir:

“Yani Allah’ın size emrettiği şeylerden ve sizin için belirlediği şeraitinden sapıp, başkalarının sözlerine uyarsanız ve başkasını O’na tercih ederseniz işte bu şirktir.”

İmam Şenkîti bu ayete dair tefsirinde şöyle demiştir:

“Allah (s)’nın bu semavi hükmü açık olarak ortaya koymaktadır ki, Rahman’ın şeriatine muhalif şeytanların kanunlarına uyanlar Allah şirk koşmuşlardır.”

Allah (sb) şöyle buyurur:

“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (18 Kehf/26) 

Allame Şenkîti bu ayetin tefsirinde de şöyle demektedir:

“Allah (sb)’nın şeraitini bırakarak kanun ve hüküm çıkaran kişilere itaat edenler müşrik olmuşlardır.”

Şeyh daha sonra konuya dair ayetleri zikrettikten sonra şöyle der:

“Zikrettiğimiz bu semavi naslardan açıkça anlaşılan şudur: “Şeytanın dostları vasıtasıyla Allah (sb)’nın Muhammed (s)’e indirdiği şeraite muhalif kanunlar koyanlara itaat edenlerin kafir ve müşrik olduklarından ancak kendileri gibi Allah’ın basiretlerini kapattığı, vahyin nuruna karşı kör olan kimseler şüphe ederler.”

Yine bir başka yerde şöyle der:

“Hakimiyet noktasında Allah’a şirk koşmak, ibadette O’na şirk koşmak gibidir.Kur’an’ın yedi kıraatinden birisi olan İbn-i Amir’in kıraatinde Kehf Suresi’nin 26. ayeti nehiy sigası ile “Hükümde O’na ortak koşma” şeklindedir.”

Yine şöyle der:

“Gerek yasamada bulunmak gerekse şer’i, kevni ya da kaderi fark etmeksizin hüküm koymak rabliğin özelliklerindendir. Bundan dolayı her kim Allah’ın şeraiti dışında herhangi bir kanuna uyarsa o kanunları çıkaran kimseleri rab edinmiş ve onu Allah’a şirk koşmuş olur.”

6- Kurtuluşun ve Sağlam Kulpa Sarılmanın Şartı

Tağutu İnkar ve Allah’a İman

Bütün zaman ve bütün mekanlarda muvahhid bir Müslüman olabilmek için senden istenilen Tevhid kelimesi La İlahe İllallah’ın manasının gereklerini hakkıyla yerine  getirmendir. Bu ise ancak nefiy ve ispat ile yani tüm tağutları inkar etmen ve sadece Allah’a iman edip, O’na teslim olman ile mümkündür. Ancak ne yazık ki günümüzde insanların çoğu bu hakikatten habersizdirler. Allah (sb) şöyle buyurur:

O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (2 Bakara/256)

Ayette dikkat edilirse “Tağutu Reddetme” emri “Allah’a iman etme” emrinden önce zikredilmiştir. Hakeza tevhid kelimesinde de “La İlahe” lafzı “İllallah” lafzından önce zikredilmiştir. Bunun sebebi ise tağutu reddetme gereğinin önemine dikkat çekmek içindir.

Allame Şenkîti bu ayetin tefsirinde şöyle der

“Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, her kim tağutu inkar etmezse sağlam kulpa sarılamaz. Her kimde sağlam kulpa sarılamamış ise helak olanlarla birlikte cehennemi boylar.”

Tüm bu anlatılanları öğrendikten sonra sakın tağutu sadece taştan ibaret putlar olarak düşünme. Her ne kadar bunlarda tağut kavramı içine girse de bunun manası çok daha geniştir. Lugatte “tuğyan” kökünden türemiş olup anlam olarak haddi aşmak demektir. Allah (sb) şöyle buyurur:

“Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık.” (69 Hakka/11)

Herhangi bir ibadet çeşidi ile Allah ile beraber kendisine ibadet edilen her varlık haddi aştığı için aslen bir tağuttur.[4]

Bunun üzerine bil ki; Her zaman ve her mekan için farklı farklı tağutlar vardır. Herhangi bir kimsenin bu tağutların hepsini birden inkar etmeden Müslüman olması söz konusu değildir. Özellikle kendi içinde bulunduğu zaman ve mekandak tağutları mutlak surette reddetmeli, onlardan ve onlara ibadet etmekten uzak durmalıdır.

Burada şu hususun hatırlatılması gerekir. Ateşe tapan bir Mecusi’nin tağutu ateştir. Bu kimse kendi tağutunu –yani ateşi- inkar etmediği sürece Allah’a iman ettiğini iddia etse de Müslüman olamaz.

Aynı şekilde güneşe, aya ve yıldızlara ibadet eden kimselerin tağutları da bu ibadet ettikleri şeylerdir. Bunlar Müslüman olduklarını iddia etseler bile tüm bu ibadet ettikleri tağutlarını inkâr etmedikleri, onlardan ve onlara ibadet etmekten kaçınmadıkları sürece Müslüman olamazlar. Mekkeli müşrikler gibi putlara ibadet eden kimseler içinde aynı durum söz konusudur. Nitekim Mekkeli Müşrikler bu putşarını inkâr etmeksizin Müslüman olamamışlardır. Allah (sb)’nın da buyurduğu gibi onlar her ne kadar Allah’a iman ettiklerini ve hakeza O’nun yaratan, rızak veren, her şeye Malik bir rab olduğuna iman etmelerine rağmen putlarını inkar etmedikleri için Müslüman kabul edilmemişlerdir.

Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette «Allah» derler. O halde nasıl (Allah’a kulluktan) çeviriliyorlar?” (43 Zuhruf/87)

“(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? «Allah» diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?” (10 Yunus/31)

Bununla beraber Mekkeli müşrikler ibadet ettikleri putlarını inkar etmedikleri, onlara ibadet etmeyi terk etmedikleri sürece Rasulullah (s) onlarla savaşmış, onların kanlarını ve mallarını haram saymamış ve onları Müslüman olarak kabul etmemiştir. Nitekim bu konu ile ilgili “Kim La İlahe İllallah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse…” hadisine dair Muhammed bin Abdulvahhab’ın sözlerini geçen sayfalarda hatırlatmıştır.

Allame Hamd bin Atik şöyle der:

“Bil ki küfrün çeşitleri vardır. Kafirlerden her bir milletin de kendisi ile meşhur oldukları küfürleri vardır. Kişinin Müslüman olabilmesi için öncelikle dinini açık bir şekilde ortaya koymakla beraber kafir milletlerin de kendisi ile meşhur oldukları küfürlerine muhalefet etmesi, onlara karşı düşmanlığını açıklaması gerekir.”

   Buraya kadar anlattıklarımızı şayet anladınsa bil ki; Bugün Müslümanların diyarında asrımızın en iğrenç tağutları beşer ürünü kanunlarını insanlara uygulamakta, onları bu kanunlara boyun eğmeye, bu kanunlarla muhakeme olmaya, onların hükümlerinden razı olmaya zorlamaktadır.

Mücahid tağut kavramı hakkında şöyle demektedir: “Tağutlar kendilerine muhakeme olunan insan suretindeki şeytanlardır.”

İbni Teymiye şöyle der: “Tağut, Fa’lut kalıbında olup tuğyandan türemiştir. Tuğyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulum ve haksızlıktır. Kendisine ibadet edilen eğer bunu kötü görmüyorsa tağuttur. Bundan dolayı Allah’ın kitabı dışında kendisine muhakeme olunan ya da hüküm veren herkes tağuttur.”[5]

İbn-i Kesir aşağıdaki ayetin tefsirinde tağutun manasına dair görüşleri zikrettikten sonra şöyle demektedir:

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut’un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” (4 Nisa/60)

“Ayetin manası bundan daha umumidir. Ayet Kur’an ve sünnetten sapan, O’nujn dışında batıl kanunlara muhakeme olanları zemmetmektedir ki işte aslen tağut ile kastedilende bunlardır.”

Allah’ın şeraiti dışında muhakeme olunan insan da ya da herhangi bir kanunda tağut ismine dahildir. Şeyh Muhammed Şenkîti şöyle der:

“Kim Allah’ın şeraiti dışında bir kanun ile hükmederse o tağut ile hükmetmiş demektir.”

Şeyh Süleyman bin Suhman der ki: Tağut hüküm tagutu, ibadet tagutu ve itaat ve tabi olma tagutu olmak üzere üç kısma ayrılır.”

Şeyh Abdullah bin Ebu Buteyn tağutun tanımına dair şöyle demektedir:

Abdurrahman Ebu Batın: “Tağut; Allah (Subhanehu ve Tealâ)’tan başka ibadet edilenlerin, sapıklıkta öncü olanla­rın, batıla çağıran ve onu iyi gösterenlerin hepsidir. Allah (Subhanehu ve Tealâ) ve resulüne zıd olan hükümlerle in­sanlar arasında hüküm verenler, kahin ve sihir­bazlar, sapık ve yalan hikayeler uydurarak insanları mezarlara ibadet et­meye çağı­ran mezar bekçileri, hizmetçileri ve koruyu­cuları aynı şekilde birer tağuttur. Bu tagutların aslı ve en büyüğü ise şeytandır. Şeytan en büyük tağuttur. Allah (Subhanehu ve Tealâ) daha iyi bi­lir.”[6]

Buraya kadar anlatılanları kavradınsa artık şunu iyice bilmen gerekir: Tağutlarını her çeşidini inkar ederek onlardan uzaklaşmadığın sürece Müslümanlığının ve tevhidinin sıhhat bulması, La İlahe İllallah’ın gereklerini hakkıyla yerine getirmen ve cennete girmen mümkün değildir. Bu bütün işlerin başıdır. Ve özellikle de insanların çoğunun ibadet ettikleri, kendisine saygı duydukları, emirlerine itaat ettikleri, yücelttikleri, destek oldukları, ihtiram ettikleri, rıza gösterdikleri beşeri kanunları ve onların sahiplerini inkar etmediğin sürece tevhidi gerçekleştirmiş olmazsın.

Şayet cenneti istiyorsan senin üzerine vacip olan gerek günümüz tağutlarını gerekse bu tağutlara kulluk yapan, onlara destek verenleri inkar etmen, onlara düşman olman, onlardan uzaklaşman, onlara buğz etmen ve aynı zamanda da çocuklarını ve aileni de onlara düşman yapman, bütün hayatın boyunca bu tağutları yok etmek, onları yeryüzünden kaldırmak için mücadele etmen,ancak Allah’ın kanunlarına boyun eğerek, tağutlara boyun eğmemen, onlardan razı olmaman gerekir. Aksi takdirde ise senin varacağın yer ateştir.

Ebu Muhammed El Makdisi


[1] Er-Risaletul Tedmuriyye, sy: 52; Mecmuu-l Fetava, 38/23-24.

[2] Ed-Dureru-s Seniyye, Cihad Babı, sy: 103.

[3] Ayetteki tekid sadece bundan ibaret değildir. “İnne” harfinden sonra “muşrikun” kelimesinin üzerindeki lam ve “muşrikun” kelimesinin muzari fiil olarak değil de ismi fail olarak gelmesi, aynı şekilde mahzuf (gizli) bir kasemin olması da tekid bildirmektedir. Diğer bir ifade ile bu, böylesi amellerde bulunanların mutlak surette müşrik olacaklarını dair güçlü bir ifadedir.

[4] Burada şu istisnanın hatırlatılması gerekmektedir. Allah ile beraber ibadet edilen varlık kendisine yönelik bu ibadeti biliyor ve ondan razı oluyorsa o zaman tağut olarak isimlendirilebilir. Bu istisna ile kendisine ibadet edilen, melekler, peygamberler ve Salih kimseler tağut isminin dışında kalmıştır.

[5] Mecmuul Fetava, 28/200.

[6] Dureru-s Seniye, 2/103.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir