Tevhid ve Cihad Minberi’nden Şeyh Ebu Münzir’in ABD Elçisinin Öldürülmesi Hakkındaki Açıklaması

48902_bİslam’a ve Allah Resulü’ne (s.a.s.) hakaret içerikli filmin yayınlanmasından sonra Libya’da Allah Resulü için ayaklanan Müslümanlar tarafından ABD büyükelçisinin öldürülmesi üzerine büyükelçi öldürülür mü öldürülmez mi soruları ortalıkta dolaşmaya başladı.‘Elçiye zeval olmaz’ yönünde fetva veren; ‘demokrasi’ çığırtkanı bazı alimlerin fetvaları ise kafaları karıştırdı. Minber’ut Tevhid ve’l Cihad Sitesi Şer’i komitesi ise delillerle konuya açıklık getirdi.

Şer’i komite üyesi olarak soruyu cevaplayan Şeyh Ebu’l Münzir Eş Şankıti öncelikle büyükelçi ve elçi arasındaki farkları şöyle sıraladı: ‘Büyükelçi (Arapça’daki sefir kelimesinin karşılığı) devletin gönderdiği temsilcisi ya da onun işlerini yapan kimsedir. Elçi (Arapça Resul kelimesinin karşılığı) ise gönderilen mesajı ileten kimsedir.Bu, elçi (resul) kelimesinin sözlük anlamıdır. Resul (elçi) kelimesi (irsal) kelimesinden türemiştir. İrsal ise bir şeyi yöneltmedir.

Resul (elçi) risaleyi (mesajı) gönderen kişi anlamına geldiği gibi mesajın kendisi anlamına da gelir.’

Şeyh Eş Şankıti iki kelime arasındaki farkı ortaya koymak için şöyle devam etti: ‘Elçinin (resulün) görevi belli bir mesajı iletmekle sınırlıdır. Başka bir görevi yoktur. Büyükelçi (sefir) ise devlet tarafından gönderilen temsilcidir. Görevi mesajları iletmekle sınırlı değildir. Aksine temsil ettiği hükümet tarafından üzerine yüklenen birçok görevi yerine getirir. İki ülke arasındaki ilişkinin doğası gereği bu görevler genişleyip çeşitlenebilir.

Elçi, savaşan iki ülkeden biri tarafından da gönderilebilir. Elçi göndermek için karşıdaki ülkenin dost bir ülke ya da kendileriyle ateşkes yapılmış bir ülke olması gerekmez. Aksine savaşan bir ülke tarafından gönderilmiş de olabilir.

Büyükelçi ise ancak dost, birbirleriyle savaşmayan, birbirlerine düşman olmayan ülkeler arasında mevcut olur. İki ülke arasında bir anlaşmazlık çıkması ya da ilişkilerin kesilmesiyle iki ülke hemen büyükelçilerini çeker.

Bu farklardan yola çıkarak şunu diyoruz: elçinin öldürülmesinin nehyedilmesine ilişkin metinler söylem açısından da kıyas açısından da zamanımızda ‘büyükelçi’ olarak isimlendirilen kimseler hakkında geçerli değildir.

Hatta –öyle olmadığı halde- elçinin öldürülmesinin nehyinin büyükelçiler için geçerli olduğunu varsaysak dahi elçinin öldürülmemesinin şartı –güvende kılınan herkes gibi- casus olmaması, yaptığı işin Müslümanlara zarar veren nitelikte olmaması gerekir.

Şihabeddin Er Ramli İmam Nevevi’nin Minhacu’t Talibin adlı eserini şerh ederken elçinin öldürülmesi konusuyla ilgili şöyle demiştir: ‘Elçinin öldürülmesi caiz değildir’ sözü: Yani eğer sadece haber getirmek için girerse. Ancak eğer casusluk yapar ya da ihanet eder ya da Müslümanlara hakaret ederse öldürülür. (Nihayetu’l Muhtac fi şerhi’l minhac 26/410)

Bu durum ABD büyükelçileri için geçerli değildir. Çünkü İslam dünyasındaki ABD büyükelçilikleri diğer büyükelçilikler gibi değil. Aksine istihbarat rolü oynamakta ve İslam ülkelerinde Amerikan nüfuzunu yaymaya çalışmaktadır. ‘Terör’ adı altında cihada karşı savaş gibi İslam’a karşı savaş, demokrasi dininin yayılması bu büyükelçiliklerde planlanmaktadır.

İslam ülkelerinde bulunan ABD büyükelçiliklerinin hiçbir şer’i sıfatı yoktur. Aksine şer’i vacip İslam’a karşı savaşan ve Müslüman ülkeleri işgal eden bir ülke olması itibariyle ABD hükümeti ile ilişkilerin kesilmesini ve büyükelçilerinin kovulmasını gerektirir.

Amerika, İsrail’in öldürdüğünden daha çok Müslüman öldürdü. İsrail’in baskı ve saldırganlığı da aynı şekilde Amerika’nın desteği ve örtüsü altında gerçekleşmektedir. Öyleyse neden İsrail’le ilişkilerin kesilmesini istiyoruz da Amerika ile kesilmesini istemiyoruz?

Amerika ile İslam ülkelerindeki yöneticiler arasındaki ilişki hizmetçi-efendi, tabi olan-tabi olunan ilişkisidir. Bu ilişkiler eşitlik üzerine değil aksine musallat olma, kararlar dikte etme ve politikalar dayatma üzerine kurulu bir ilişkidir.

Amerika ile İslam ülkelerinin hükümdarları arasındaki ilişki günahkar, meşru olmayan ve kafirleri dost edinme, İslam ülkelerindeki menfaatlerini gözetme ve koruma anlaşması, mücahitlerle Amerika’ya düşmanlığını beyan eden herkese karşı savaşta işbirliği üzerine kurulu bir ilişkidir.

Bu rolü üstlenmeyen hükümetleri ise Amerika ‘dost’ ve ‘modern’ bir devlet saymamakta aksine Taliban, Genç Mücahitler, Irak İslam Devleti, Azavad’daki Ensaru’d din örneğinde olduğu gibi ‘terör müttefiği’ kabul etmektedir.

İslam ülkelerinde mevcut olan ABD büyükelçiliklerinin hiçbir şer’i sıfatı yoktur ve korunması da şer’an batıldır. Zira bunda İslam ve Müslümanlar için zarar, savaşçı Allah düşmanlarını dost edinme söz konusudur.’

Şeyh Eş Şankıti, bu Amerikalı diplomatların Allah Resulü’ne (s.a.s) hakaret içerikli filmden razı olmadıkları ve bunu desteklemedikleri yönündeki iddialara ise şöyle cevap verdi: ‘Bir grup ya da bir devlete mensup bir kesim İslam’a ya da mukaddesatına saldırmışsa saldırı bu grubun ya da devletin tümü tarafından gerçekleştirilmiş kabul edilir. Ancak kendini bu işten temize çıkaran ve hareket etmelerinde Müslümanlara direk yardım edenler hariç!

Deveyi kesen Allahu Teala’nın kendisi hakkında ‘içlerinden en azgını ileri atılınca’ buyurduğu üzere tek kişi olmasına karşın Allahu Teala deveyi kesen Salih kavmi hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Ancak onu yalanladılar, o (deve)yi kestiler.’ (Yani çoğul kullanım gelmiştir).

Şeyh Eş Şankıti kalanların da hükmünün kesmeseler de devenin kesilmesine yardımcı oldukları ve razı geldikleri için aynı olduğuna işaret ettikten sonra Amerikalı büyükelçilerin bu filmin çekilmesine razı gelmeseler bile hükümetlerinin Irak’ta, Afganistan’da Müslümanları öldürmesine, İslam ülkelerini işgal etmesine, Müslüman ülkelerin servetlerini yağmalamasına razı geldiklerine ve bunun gerçekleştirilmesi için pratik olarak çaba gösterdiklerine ve hesaba çekilmeleri için sebep olarak bunun bile yeterli olduğuna dikkat çekti.

Şeyh Eş Şankıti daha sonra Müslümanlara seslenerek şöyle dedi: ‘Son olarak Müslüman kardeşlerimize şöyle diyoruz: ‘Ne zaman Allah düşmanları cesaret edip kırmızı çizgileri aşarsa verilecek tepki de o olayın düzeyinde olmalıdır ki kafirler İslam’ı ya da Allah Resulü’nü (s.a.s.) kötülemeye kalkmadan önce iyice düşünsünler.

Amerikan büyükelçilikleri ve çalışanları Allah Resulü’nden (s.a.s.) daha çok saygıya layık değil. Karadavi ve Beradai gibi, Resulullah’a (s.a.s.) desteğin fiille değil sözle olmasını isteyip şiddeti kınayan hainlerin lisan-ı halleri şöyle demektedir: Peygamberi kötüleyen dinsiz bir Amerikalının öldürülmesi gerekmez!!

‘Ağızlarından çıkan söz ne kadar büyüktür! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.’ Bütün Amerikan büyükelçileri Allah Resulü’nün (s.a.s.) bir saç teli eder mi?

Bütün Amerikan büyükelçilerinin öldürülmesi ve tüm ABD büyükelçiliklerinin yıkılması, Allah Resulü’nün (s.a.s.) kutsallığına saldırsan kimseye karşı öfkemizi söndüremez.

Büyükelçiliklerine saldırıldığı için Amerika’dan özür dileyenlerin hepsi işbirlikçi ve haindir. Açık bir şekilde Amerikan işbirlikçiliği yapmakta ve (ümmete) ihanet etmektedirler.

Amerika öfkelenince Irak’ı, Afganistan’ı işgal ediyor, Felluce’yi yakıyor, milyonlarcasını öldürüyor, evsiz-barksız bırakıyor, dünyanın dört bir yanındaki hapishaneleri dolduruyor!

İsrail öfkeleniyor ve Gazze Şeridi’ni alevli bir cehenneme çeviriyor ve evleri sakinlerinin kabri yapıyor!

Müslümanlar öfkelenince ise gösterilere çıkıyor, kınamalarda bulunuyor, şiir ve makalelerle öfkesini dile getiriyor!!!

Ey Müslümanlar: Sadece gösterilere çıkmak ve kınamak istenen düzeyde bir tepki, bu mücrimleri azgınlık ve saldırılarından caydırıcı bir vesile değildir. Bütün ümmet gösterilere çıksa, meydanları, sahaları doldursa bu, Amerika için caydırıcı bir eylem değildir.

Verilmesi gereken tepki, onların çıkarlarının, güvenliklerinin, varlıklarının, ekonomilerinin tehdit edilmesidir. Onların anladığı dil budur.

İslam’ın ve peygamberin (s.a.s.) kötülenmesi güvenliklerinin ya da çıkarlarının tehdit edilmesi anlamı taşıdığı vakit bunu engellemeye kalkacak (İslam’a ve peygambere s.a.s. hakareti) engelleyecek ilk kendileri olacaktır.’

Şeyh Eş Şankıti Amerika’nın, İslam dininin kötülenmesine izin veren kanunlarından ötürü cezalandırılması ve böyle bir özgürlük tanıdığı için bedel ödemesi gerektiğini de vurgulayarak şöyle ekledi: ‘İslam’a karşı savaşan, Allah Resulü’nü (s.a.s.) kötüleyen Amerika’nın İslam ülkelerinde büyükelçiliklerinin bulunması caiz değildir. Eğer mevcudiyeti söz konusu olursa da bu büyükelçiliklerine bir saygı da gösterilmez, korunmaz da!

Bütün Müslümanların Amerika’dan kurtulmak ve ona zarar vermek için aralarında işbirliği yapması gerekir.

Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Gerek Medinelilere ve gerekse onların etrafındaki bedevilere Allah’ın Peygamberinden geriye kalmaları ve kendi canlarını onun canına tercih etmeleri yaraşmaz. Çünkü onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık çekmeleri, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşman karşısında bir başarı sağlamaları dolayısıyla mutlaka kendileri için bir salih amel yazılır. Şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmez.’ (Tevbe Suresi, 120)

Yüce Rabbimiz bir diğer ayette ise şöyle buyuruyor: ‘De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizin için Allah’tan, Peygamber’inden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimliyse Allah buyruğunu bildirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.’

Kaynak:Tevhid ve Cihad Minberi

Tercüme:Küresel Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir