Ümmü Said: “Artık Hayatta Ne İstediğimi Biliyorum!”

Allah(c.c.) oğlum için kaygılanan, O’nu ve bizi tüm kalbiyle destekleyen tüm Müslümanları mükafatlandırsın! Said’in annesi olarak O’nun şehadetiyle ilgili yorumlarınızı okuduğum zaman bu kayıp benim için daha hafif oldu. Çünkü sizin desteğiniz imanımı güçlendirdi.

Ve ancak şimdi fark edebildim ki, Said’in yaymaya çalıştığı hiçbir şey boş değilmiş. Ve O’nun Kuran’ın Rusça tercümesini ilk okuduğu zamanki ilk niyeti doğrulanıyor. Benim  oğlum gibi düşüncelerimi çok net olarak ifade etme yeteneğim malesef yok. Aslında buna ihtiyacım da yok. Fakat adaletin tecellisi için, O’nun okul yıllarından başlayıp “Nevskiy Ekspres” olayına kadar olan hayat hikayesi hakkında Rus ana akım medyasında anlatılan çeşitli hikayeler manşet olurken ben sessiz kalamazdım.

O’nun okul zamanı geldiğinde, hatta dikkatleri üzerine çektiği anaokulunda öğretmenleri benden O’na dikkat etmem gerektiği, çünkü onlara pek de alışılmış bir çocuk olarak görünmediğini söylemişlerdi. Onlara tıpkı bir yetişkin gibi sorular soruyordu. Okul yılları hakkında konuşacak olursak, henüz 6.sınıftayken özellikle tarih ve diğer sosyal bilimlerde oldukça derin bir bilgisi vardı. Ve öğretmenleri O’nun bilgisine denk olmayan şeyleri çocuklara öğretmeye çalışıyorlardı. O da yalnızca öğretmenlerinden bir şeyler öğrenebildiği zamanlarda okulda bulunuyor, arta kalan zamanının çoğunu şehir kütüphanesinde geçiriyordu.

O’nun hafızasının bu eşsiz yeteneği beni pek çok kez hayrete düşürmüştü. Bir keresinde O’na sordum: “Bunu nasıl yapıyorsun anlayamıyorum. Aynı zaman zarfında farklı konulara ilişkin kitapları nasıl okuyabiliyorsun? Çok farklı bilgi ve isimlerle dolu sayfaları nasıl aklında tutabiliyorsun?” Said de şöyle yanıtlamıştı: “Ben de hayret ediyorum ki, benim on kereden fazla tekrarlayabildiğim isim ve bilgileri insanlar hatırlayamıyor!”

Ve bunlar, “Bak, ne kadar da akıllıyım!” dercesine, O’nun gururu için söylenmiş şeyler değildir. Bir şeyleri yanlış yaptığı için ve bilgilerini aktaramadığı için gerçekten de üzülürdü.

Ve nihayet, Kuran-ı Kerim’in Rusça mealini ilk kez okuduğu zaman dedi ki: “artık hayatta ne istediğimi biliyorum. İslam’a geçmek, bu dini öğrenmek ve başkalarına anlatmak istiyorum. Bu kitapta yazılanlara göre herkes adalet içinde yaşayabilir.”

Bunlar Buryatya’da ikendi. 17 yaşına geldiğinde derhal namaz kılmaya başladı. Başlangıçta hiçbir şey yapma imkanı yoktu. Çünkü bu konuda herhangi bir kitapçık bulabilmek dahi neredeyse imkansızdı. Sadece namazın kılınışını anlatan ufak bir broşür buldu. Bunu ezberlemek O’nun için hiç zor değildi. Aynı yıl kendisine İslam hakkında bir şeyler anlatabilecek birilerini bulmaya çalıştı. Fakat kütüphanedeki bir düzine kitaptan başka hiçbir şey bulamadı.

Bir müddet böylece dolandıktan sonra bir mescit bulmaya karar verdik. En yakın olanı, İrkutsk şehrindeydi. O da oraya gitti. İmamla irtibat kurdu ve O da derhal Said’in dini ilimleri okuma arzusuna karşılık verdi. Tabiî ki imam, bu duruma oldukça şaşırmıştı. İlk kez Buryatya’dan genç bir adam bu dinin bir parçası olmak ve ilim öğrenme talebiyle O’na geliyordu.

İmam, O’nu Moskova’daki İslam Enstitüsü’ne yönlendirdi ve böylece Said, ihlas ve temiz bir niyetle ilim yolculuğuna başladı.

Orada iki yıl okuduktan sonra eğitimine Mısır’da devam etti. Mısır’dan 2003 yılında dönüşünden sonra Moskova’da okumaya ve çalışmaya başladı. Ve 2004 yılında Kuveyt’te Arap dili kursu için 4 ay geçirdi. Orada tek başına değildi. Birçok ülkeyi temsil eden büyük bir kongre toplandı. Said’in hayatı hakkında bir şey bilmeyen bu cahil gazetecilerin O’nun farklı ülkelerde özel eğitim kamplarında eğitim aldığı palavralarına son vermeleri gerekir.

Ve 2007’de Said, Allah’ın mübarek evine Hac yapmaya gitti. İşte Said’in bu dış seyahatleri, bir şeyler icat etmek isteyen Rus medyası için çok kötüdür.

Oğluma ilişkin bu bilgileri sadece adaletin yerini bulması için duyuruyorum. Elbette bu, Rus medyasını kesinlikle çok yakından ilgilendirir. Çünkü O’nun kişisel hayatına dudak bükmeyi başaramamaları çok da önemli değil. Çünkü Said’e yakın kişilerin sessizliği, aç gazetecileri hikayeler uydurmaya itiyor.

Bu medya, Said’e gerçekte var olmayan komşularımızın soyadlarını vererek pek çok kez din değiştirdiği vb. konularda inanılmaz şeyler ithaf etmeye çalışıyor. Bu nedenle Budizm ve Hıristiyanlığın takipçilerinin şüphelerini gidermek istiyorum ki Said, asla dininize ihanet etmedi. Çünkü O, hiçbir zaman bu dinlere iman etmedi.

Eğer birisi, O’nun farklı dinlerin kuralları hakkında iyi eğitilmiş biri olup olmadığından şüphe ediyorsa diyebilirim ki; bu sadece geniş hafıza ve keskin zeka sahibi eğitimli birisinin geniş kültüründen kaynaklanmaktadır.

O, bu tutkusuyla antik uygarlıklar, halklar ve kabileler hakkında da konuşabilirdi. Bunlar Said için çok ilgi çekiciydi. O, hayatın gayesini ve insanın yaratılma sebebini arıyordu. Ve elhamdülillah bunu İslam’da buldu. Artık O’nun bir Budist manastırı veya bir Türk lisesinde okuduğunu söyleyip durmayın(Bizim yaşadığımız yerde Türk lisesi açıldığında Said çoktan Moskova’ya gitmişti).

Siz Rus gazetecileri, artık Said’in arkadaşı olmayan Budist keşişlerini rahat bırakın! Üstelik O’nun atalarından konuşacak olursak onlar, Budizm ile alakası olmayan İrkutsk Buryatlarındandır. Baba tarafından büyük annesi ise Kazak’tır. Bu, bazı kişilere garip gelebilir ama Sibirya’da doğup büyüyenler için buradaki karışık evliliklerden dolayı garip değildir. Çünkü buradakilerin büyük çoğunluğu, farklı yerlerden buraya sürülenlerin torunudur.

Ve bu beni de ilgilendiriyor. Pasaportlarımıza göre hepimiz Rusuz fakat ben de tam olarak Rus değilim. Böylece o garezkar “baba Budist, anne Hıristiyan” ibarelerinin altını çizmek istiyorum. Ben asla Hıristiyan olmadım. Bu hayatta hep hakikati arıyordum ve kitaplarda dinler hakkında araştırma yaparken mantıklı hiçbir şey bulamadım. Taki A.Men’in “Adem’in Oğlu” isimli makalesiyle karşılaşana dek… O’nu hatırlamalısınız; kendisi bir baltayla doğranmıştı.

İşte bu makale, oldukça tuhaf gelmesine rağmen beni İslam’a getirdi. Yazarın dediğine göre, İsa(a.s.), antik dilde Tanrı’ya hitap ederken “Allah” diyordu. Tanrı’nın isminin Allah olduğu gerçeğinden dolayı kızarıp bozardım. İsa bile O’na “Allah” diye hitap ediyordu. Ve sonunda gerçeği bulduğumda artık her şey yerli yerine oturdu ve kalbim sükunet buldu. Ve bunlar Said’in İslam’a girmesinden iki sene evvel oldu. Allah’a, oğlumu bir Müslüman yapması için dua ediyordum. Ve O(c.c.), benim dualarımı işitti. Gerçekten de O(c.c.), tüm samimi dualara icabet eder. ELHAMDÜLİLLAH

Tabiî ki bizim için bu gerçekten büyük bir kayıptır. Çünkü O, gerçekten sevgili bir oğul, bir kardeş ve bir eşti. Gerçekten de refah içinde yaşadığımız bir dönemde Moskova’daki konforlu yaşamını terk etti. Bu, bir kez daha O’nun çok keskin bir karar verme durumunda olduğunu ispatladı. Kendisinin ve bizim her şeyimizi kaybedeceğimizi anlamıştı. Ve de sonuna kadar tercihinden dönmedi.

Bu küçük bilgi, hakikatin tesbiti ve gazetecilerin oğlumun adı etrafında yaydıkları palavraları teşhis etmek içindir.

Ümmü Said

Ümmet-i İslam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir